S-400 dayatması işgal dayatmasıdır

Amerika’nın S-400’ler konusundaki ısrarlı ve akıl-dışı dayatması Türkiye’yi işgal ve bombalama planının bir itirafıdır.

Cemil Ufuk Bakırçay

Brüksel’deki son görüşmenin ardından Amerikan tarafında en üst düzeyde beş senedir devam eden akıl ve mantık dışı hava savunma sistemleri ısrarına tanık oluyoruz. ABD Dışişleri bakanı S-400‘leri ana konu olarak önümüze koydu. Amerikan Ankara elçisiyse hafta başında yeni S-400 alınırsa çok fena olur tehditlerini savurdu. Washington yönetimi her düzeyde S-400’leri iade etmemizi, yeni batarya alınırsa bunun ağır bedeli olacağını söylüyor. En küçük Avrupa başbakanlarıyla bile bağlantı kurmuş yeni Amerikan Başkanı Biden ise henüz Erdoğan’la bir telefon görüşmesi yapmış değil. Amerika üzerimize “ya hava savunması yapmayacaksın ya da aramız daha da bozulur” diyor. Neden?

Hem suçlu hem güçlü olan Amerika bize yine S-400’leri bahane ederek, ön ödemelerimizi yapıp 15 yıl boyunca gelişmesine katkı sağladığımız ‘ortak uçağımız’ F-35‘lerimize el koydu. Kullandıkları bahane, “siz bunların sırlarını Ruslara verirsiniz onlar da alıp S-400 ve yeni S-500’lerde kullanırlar” komik mantığıydı. O mantık doğru olsa, bizde S-400 olmasa da yine aynı şekilde bilgi akışı olabilir. Neden S-400’ün elimizde olması durumu değiştirsin? Bu çarpık mantık oyunlarını bir yana bırakırsak, Amerika’nın balkondan sarkan mahalle çığırtkanı teyzeler gibi ciyak ciyak S-400 diye bağırmasının ardında ne var?

Tarihsel savunmasızlık

Bunu anlamak için biraz tarihte geriye gidelim. 1943 Kahire Konferansı, Roosevelt, Churchill, İnönü. Churchill ve Roosevelt Türkiye’nin savaşa girmesini ve Balkanlar’da Almanlara yeni bir cephe açılmasını istiyor. İnönü bunu için İstanbul’un savunulması adına büyük çaplı hava savunma sistemi istiyor. Churchill, bunu veremeyiz, gerek yok havasında. Bunun üzerine tepelerinden bir uçağın geçmesi üzerine İnönü konu değiştiriyor, biraz da korkmuş rolü yaparak soruyor: “Sir Winston, burada hakikaten güvende miyiz?” Churchill havaya giriyor, “Paşam, merak etmeyin burada şu kadar hava savunma bataryası, şu kadar top, şu kadar avcı uçağı, şu kadar uçaksavar makineli tüfeği bizi korumaktadır” anlatıyor. Bunun üzerine İnönü fırsat bilip diyor ki böyle bir şekilde siz stratejik olmayan Kahire’yi bile savunurken bizim bu hava savunmadan mahrum olmamıza nasıl razısınız? Roosevelt gülüyor, “aldın mı cevabını Winston.”

O tarihten bu güne kadar, hafif bazı eski uçaksavarlar haricinde Türkiye’nin hava savunması olmadı. Soğuk savaş sırasında hava savunma sistemlerimiz zaten yoktu. Buna gerekçe olarak nükleer savaşın en fazla 15 dakika içinde sona ereceğini, kıtalararası nükleer füzeleri de hava savunmayla durduramayacağımızı söylüyorlardı. 1974 Kıbrıs Barış Harekatı‘nda da İstanbul’u o dönemde bizden daha gelişkin olan bir Yunan hava saldırısına karşı koruyacak bir savunma sistemimiz yoktu. Bu nedenle bütün İstanbul’da pencereler, bütün otomobil farları, Yunan uçaklarının pilotları gece göremesin diye mavi kitap kaplama kağıdıyla örtülmüştü. Yakın zamanda da hava savunma sistemlerimiz tam gelişemedi. Aselsan, Roketsan, Havelsan, SAGE gibi askeri endüstrilerimize sızmış olan hainler, mahfiller, casuslar, roket teknolojimizin gelişmesini durdurdukları gibi, en temel uçaksavar mermileri atan bataryaların bile yapımını yavaşlatıyorlardı. Yurt dışından istediğimiz Patriot füzeleri, Baba Bush 41’in Irak İşgali dönemi olan 1990-91’de Scud füzelerine karşı İsrail‘e veriliyor ama Türkiye’ye verilmiyordu. Bu son yıllara kadar da devam etti. S-400’lerin muadili olan Patriot sistemleri bize verilmediği gibi ödünç olarak bize gelip Patriot bataryalarını Güneydoğu’ya kuran Almanya, Ermeni Soykırım yalanını tanımaları ardından 2016’da gelişen gerginlikte bunları geri çekti.

Bunların ışığında ülkemiz ciddi bir çaba göstererek hem Kırıkkale MKE‘de kendi özel mermilerini üretmeye başladı, hem bunları atacak silah sistemlerini geliştirdi, hem kısa mesafeli hava savunma sistemlerini inşa etmeye başladı, hem de Çin ve Rusya’dan füze alımına çalıştı. Önce Çin İpekböceği füzeleri alınması sürecine girildi ama Amerika bu ticareti sabote etti. Sabote ederken de Obama’nın Ortadoğu’dan sorumlu yaptığı yardımcısı Biden “gel bizden Patriot al, bu sefer vereceğim, söz” dedi. Ona güvendik, ama tam alacakken, Amerika yine “şaka yaptım, şaka yaptım, vermiyorum” şarkısına başladı. Biz de Rus S-400‘lere yöneldik, el sıkıştık, parasını ödedik ve aldık. Amerika dört yıldır bu konuda kıyameti koparmakta. Üstelik benzer silah sistemleri olan S-300’ler NATO üyesi Yunanistan ve Bulgaristan‘ın envanterinde duruyor. Oysa Başkan Trump dahi suçlunun Amerika olduğunu Tokyo’daki G20 toplantısında itiraf etmişti.

Amerika neden bizim hava savunmamız kalmamızı istiyor?

Amerika da İngiltere de Küresel Dünya Elitleri de Türkiye’nin eski zamandaki gibi tamamen Batı’nın hükümranlığı altına girmesini istiyor. Bunu için üç aşamalı bir planları var ve bunu da gizlemiyorlar da. Planın koordinatörü olarak İngiltere merkez yapılmış. Başına eski MI6 üst düzey ajanı Richard Moore, 2012-2016 Ankara Büyükelçisi, 2016-2020 Dışişleri Bakanlığı İstihbaratı başı, ardından da İngiliz Derin devletinin operasyon kolu olarak nitelenen SIS ya da bilinen adıyla MI6’in başkanı yapıldı. Uzmanlık alanı ve odağı Türkiye. Hedefi, Türkiye’nin yola getirilmesi. Üç aşamalı planda A planı normal yollardan en geç 2023‘e kadar Tayyip Erdoğan’ın tasfiyesi ve idealde tam denetim altındaki Ekrem İmamoğlu‘nun başkan yapılması. İmamoğlu seçimler iptal edilince ilk iş yasadışı dijital verileri alıp yabancılara yollayan nitelikte bir unsur. O olmazsa, bir kaza olursa Batı’yı dinleyecek, FETÖ’yle iyi, HDP’yle iyi, İstanbul Sözleşmeci, yani kontrol altında Meral Akşener tarzı bir başka kişinin getirilmesi. Bunu sosyal medyayla, çeşitli oyunlarla başarabileceklerini düşünüyorlar. Biraz da AK Parti aleyhinde değişen demografiye, kendi unsurlarının ürettiği Gezici üreten sosyal politikalara, eğitim müfredatına güveniyorlar.

Ama bu başarılamazsa o zaman B planı uygulanacak, zorla Türkiye ele geçirilecek. Bu da 15 Temmuz gibi planları hatasız göründüğü için FETÖ’ye tam ihale edilmiş bir darbe değil, doğrudan Thames Nehri kenarındaki MI6 karargahı Zigurat’tan idare edilecek, dağıtık, çok farklı güçlerin aynı anda kullanılacağı, ülkenin halk hareketleriyle boğulmuş hale getirilip hem ordu içindeki kalan FETÖcülerin, hem de ulusalcı görünümlü bazı fraksiyonların, hem de normal casusların kullanılmasına dayalı, karmaşık çokuluslu çok unsurlu bir Postmodern darbe planlanmakta. Ancak bir planın ne kadar çok parçası varsa o kadar hata ihtimali olur. 15 Temmuz da masada hata payı yok bir plan olarak görülüyordu. Ama Allah’ın mucizelerle müdahale ettiğini biz bilmiyorsak onlar biliyor. Onlar Amerika, İngiltere, Fransa ve saire içine sızmış Şeytan’ın ümmeti; Allah’ı da biliyorlar, mucizeleri de, Ahir Zamanı da.

Eğer Richard Moore koordine edeceği ana plan ya da Plan B opsiyonları işlemezse, normal seçim planı ve yeni post-modern darbe planları da işlemezse, aslanı yaralı bırakıp daha da fazla büyük bir tehlike haline gelmesine izin vermeden, Amerika “kusura bakmayın İngiliz kuzenler” diyerek dizginleri kendi ele alacak, klasik basit yönteme, C planına dönülecek. Bu da Türkiye’nin askeri işgali.

İşgalde en büyük sorun

Türkiye, ana bölgeleri olarak kuşkusuz topyekün kara işgaline uygun bir ülke değil. Amerika ve Rusya birleşse bile tam olarak Türkiye’yi işgal edip elinde tutamazlar. Ama buna müsait zayıf uç bölgelere sahip. Bunların birincisi Edirne-İstanbul ekseninde Trakya, ikincisi Toroslar’ın ve Doğu Anadolu dağlarına kadar olan Gaziantep-Adana ekseninde Güneydoğu Anadolu. Bu dört kentin savunmasına da idarecilerine de kurulu düzenine de dikkat edilmesi lazım. Trakya ve onun gerisindeki İstanbul’a karşı Türkiye, aynı zamanda son savunma hattı olan Kanal İstanbul‘u tasarlıyor. Amerika’ysa Dedeağaç sınırına yığınak yapıyor son iki yılda binlerce işgal aracını, hızla genişlemekte olduğu üssüne konuşlandırmış durumda. Son iki yılda havaya girmiş, “var mı yan bakan bana ve ağabeyime” diyen Yunanlılar da askeri takviye yapıyorlar. Yunan ordusunun ağırlığı Gümülcine-Dedeağaç hattında, yani sınırımızda ve büyüklük olarak bizim bölgedeki 1. Ordumuza hemen hemen aynı askeri sayılarda. Onlara hibe edilen Alman Leopard tankları bizimkilerden daha yeni ve uzun top menziline sahip. Onlara hibe edilen Amerikan F-16’ları bizdekilerden daha ileri sürüm. Ayrıca bizim 1. Ordu’muzun büyük bölümü, Anadolu yakasında. Türkiye Trakyası düz bir ova, bir ABD-Yunan ordusu taaruzuna cevap vermek için gereken tankları hemen Avrupa’ya geçirmemiz lazım. Trakya savaşı bir lojistik meselesidir. Bunları hızla nakletmemiz için 3 köprümüz, ve hem yarı-askeri amaçla yaptırdığımız Marmaray‘ımızla Avrasya tünelimiz var. Bunların durdurulması için üç köprünün de denizaltı geçitlerin giriş çıkışlarının da havadan bombalanması bunların intikalini çok yavaşlatıyor. İşte İstanbul’daki 3 köprü ve 4 sualtı geçidi giriş çıkış noktalarının havadan bombardımanı engellemek için de S-400’ler de burada yaşamsal öneme sahip.

İkinci nokta bunların “sakın ama sakın yeni S-400 almayın” tehdidi. Bu tehdit aslında bir plan çerçevesinde. Mevcut S-400’ler muhtemelen savunma sanayimiz olan Ankara’ya ve güneydeki Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’dan gelecek Amerikan tehdidine yönelik yerleştirilecek. Saldırıyı yeni “ABD-PKK” NATO hava üssü olan Rakka’dan, Kıbrıs’taki İngiliz üslerinden, 6. filodan başlatacak F-35 uçakları yalnızca ön cepheden görünmezliğe sahip. Yanlardan radara yakalanabiliyor. Dolayısıyla Güneyi tarayan S-400’ler ve radarlar bir şekilde Güney’den de hatta Kuzey’deki bir uçak gemisinden de gelecek F-35 Amerikan bombardımanını saptayabiliyor. Buralardan yapılacak Cruise yavaş hızlı akıllı füzelerini tanıyıp imha edebililyor. Doğu’dan da saldırması mümkün değil. Ancak ya saldırı Batı’dan gelirse? Pentagon da bunu da düşünmüş olmalı ki geçen hafta Biden yönetimi Yunanistan’la anlaşma yenileme esnasında Türkiye’nin Batısına yönelik yeni hava üsleri ve tesileri kurma teklifi yaptı. Yunan hükümeti hemen bunu kabul etti ve anlaşmaları imzaladı. Bunlar küçük eski NATO üslerinin bombardıman yapacak F-35 ve B-2’lere, füzelere uygun hale getirilmesini öngörüyor. Stratejik partnerimiz, Yunanistan’a 540 tank ve 59 saldırı helikopterini 7 Mart’ta hibe etti. Bu da neredeyse tam bir ordu büyüklüğünde hibe. 20 kadar tesis kurulumu planı var. Amerika Yunanistan’ı yeni uçak gemisi haline getiriyor. Saldırı Batı’dan.

Bu durumda yeni S-400’lerin alınması ve Ege’nin kuzey ve güney uçlarına konuşlanması lazım. Bu yeni bataryalar da haşmetmaabları ABD Ankara Büyükelçisinin bahsettiği yeni satınalımlar. Yani kısaca “Yunanistan kapısını açık bırakın yoksa fena yaparız” diyor. Bunlar, seçimlerde hileyle A planı, postmodern darbeyle B planları gerçekleşmezse, Amerika’nın askeri işgali için C planının yürürlüğe konması. Türkiye’nin bunları dinlemeden ülkeyi hava savunma sitemleriyle baştan başa döşemesi gerekiyor. Hava-savunma manyağı olmak zorundayız. Yaklaşan ses Ahir Zaman‘ın büyük mücadelesi, Türkiye’yi serbest bırakmakla hata yaptık ebediyen söküp atıyoruz planı. Her kanaldan sızıyorlar, planlıyorlar.

Ama, bütün A da B de C de olmayacak, Türkiye Allah’ın izniyle yoluna devam edecek, bütün hain planları alt edecek.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here