islami haberortadoğu haberlerimirat analizmirat tv
DOLAR
13,7194
EURO
15,5684
ALTIN
786,58
BIST
1.910
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Sağanak Yağışlı
15°C
İstanbul
15°C
Sağanak Yağışlı
Pazar Çok Bulutlu
14°C
Pazartesi Çok Bulutlu
17°C
Salı Sağanak Yağışlı
15°C
Çarşamba Sağanak Yağışlı
14°C

SADECE MEAL OKUMAK KUR’AN’I ANLAMAK İÇİN YETERLİ MİDİR?

SADECE MEAL OKUMAK KUR’AN’I ANLAMAK İÇİN YETERLİ MİDİR?

Genel bir Kur’an kültürü ve bilgisi elde edebilmek için meal okumak, gerekli ise de ayetlerin ne demek istediğini anlamak için yeterli değildir.  Daha açık bir ifade ile meal, her ne kadar Kur’an’ın ne dediğini ana hatlarıyla bize sunan temel kaynağımız olsa da,  ne demek istediğini sunma imkânından da mahrumdur. Bu nedenle tefsirlere ihtiyaç vardır. Ne var ki elde etmeyi umut ettiğimiz her bilgiyi,  bir tefsirde bulma imkânımız da yoktur. Bu nedenle çeşitli tefsirler yazılmıştır ve yazılmaya da devam edilmektedir.   Bu durum, meal için de söz konusudur.  Bunun da birçok sebebi mevcuttur.

Bu sebepler arasında Kur’an’ın dil ve üslup yapısı ile meal yazarının sahip olduğu ilmî kişilik en önde gelenidir. Bu nedenle meal yazarının ilmî kişiliği, büyük oranda yazdığı meale de yansımaktadır.  Nitekim -istisnaları hariç- günümüzde yazılan meallerde her hangi bir anlama ve yorumlama metoduna ve bilimsel kriterlere bağlı kalmaksızın, modernist düşüncelerden teolojik panteizme varıncaya kadar her düşüncenin, “lengüistik oyun veya leksikografi hileleri” ile yansıtılmaya çalışıldığı;  Kur’anî kavramların içlerinin boşaltılıp yeni anlamlar yüklendiği meallerin varlığı da bunun bir kanıtıdır. Bu da Kur’an’ı anlamada, daha açıkçası Kur’an’ı doğru anlamada ciddî sorunlar oluşturmaktadır.       

Samimi duygularla bir Kur’an kültürü ve bilgisi elde etmek isteyen kimi Müslüman, mealler arasında seçim yapabilme imkânına sahip olsa da,  kimi Müslüman böyle bir imkâna sahip değildir. Bu sebeple o Müslüman,   ya dost tavsiyesine uyarak, ya da rast gele bir meal satın alıp okumaktadır.  Kimi Müslüman ise yeterince fikrî bir alt yapıya, bilgi birikimine ve donanımına sahip olmadığı için okuduğu meallerdeki anlamları-ki meal ve tercüme asla Kur’an sayılmaz – mutlak doğru olarak algılamakta, hatta kendine göre farklı bir “Din” anlayışı oluşturma gayreti içinde olabilmektedir. Bu nedenle böyle bir vahim hataya düşmemek için mealle birlikte tefsirin de okunması gerekmektedir. Her ne kadar tefsirlerde bazı eksiklikler ve yanlışlıklar bulunsa da, Kur’an’ı doğru anlayabilmemizin yegâne yolu yine de tefsirlerdir ve çoğu zaman sorunlarımızı çözmeye de kâfi gelmektedir. Ancak sayıları sınırlı da olsa bazı ayetler var ki onların doğru anlaşılabilmesi için tefsirlerde yer alan bilgiler yeterli olmamakta, bu nedenle farklı yöntemlerle farklı bilgilere de müracaat etme zorunluluğu bulunmaktadır.  Mesela Bakara suresinin 54. Ayeti buna bir örnek olabilir.

Bu ayette “Musa milletineEy milletim! Buzağıyı tanrı olarak benimsemekle kendinize yazık ettiniz. Yaratanınıza tevbe edin ve nefislerinizi öldürün, bu Yaratanınız katında sizin için hayırlı olur; O daima tevbeleri kabul ve merhamet eden olduğu için tevbenizi kabul eder ‘ demişti.” denilmektedir.  Ayette “fektülû enfuseküm” ifadesi yer almaktadır. Rastgele meallerden bir kaçını ele alıp bakıldığında bu ifadenin, “Nefislerinizi öldürün”;  “Kendinizi öldürün”;   “Tevbe etmeyenlerinizi öldürün”; “ Buzağıya tapanları öldürün”; “ “Birbirinizi öldürmelisiniz” “  Kendinizi ıslah edin “;  “ Kendinizi iyi bilin “;  “ Gönlünüzdeki buzağı sevgisini yok edin” şeklinde anlamlandırıldığı görülmektedir.  Bu ifade bazı klasik tefsirlerde de “Kendinizi öldürün”  veya “Tevbe etmeyenlerinizi öldürün”  şeklinde anlaşıldığı ve bunu desteklemek için de Tevrat’tan yararlanıldığı görülmektedir.  Nitekim Taberî’nin, bir rivayetinde öldürülen insanların sayısının 70.000’ne ulaştığı[1]; Tevrat’ta ise 3 000 kişi olarak zikredildiği görülmektedir.[2]  Bu ve benzeri çelişkiler, neticede rivayetlerin sorgulanmasına sebep olmakta ve doğruluğu bilim adamları tarafından da araştırılmaktadır.                          

Kur’an’da bu konuyla ilgi sadece bu ayet yoktur, başka ayetler de mevcuttur.  Bu ayetlerden birinde buzağı sevgisinin onların iliklerine kadar işlediği; diğer bir ayette ise putu bizzat yapan ve ona tapınılmasını isteyen Samirî’nin öldürülmeyip bir nevi sürgüne gönderildiği anlatılmaktadır. Nitekim “Kâfirlikleri sebebiyle buzağıya tapma sevgisi iliklerine işlemişti”[3]  ayeti ile “Musa, ‘Ya senin derdin neydi ey Samiri?’ dedi. Samiri şöyle dedi: ‘Ben onların görmediği şeyi gördüm. Elçinin izinden bir avuç avuçladım da onu attım. Böyle yapmayı bana nefsim güzel gösterdi.’ Musa, ‘Çekil git! Artık sen hayatın boyunca ‘Bana dokunmak yok!’ diyeceksin[4]  ayeti bu durumu açıklamaktadır.

Klasik tefsirlerde Samirî’nin gördüğü şey hakkında her ne kadar bazı bilgilere yer verilse de, bu bilgilerin Kur’an’la doğrudan bir ilişkisi bulunmamaktadır. Kur’an’da yer alan bilgi, buzağı sevgisinin onların iliklerine kadar işlemiş olduğudur. Bu bilgiyi dikkate aldığımızda, Mısır putperestliğinin İsrailoğullarını ne kadar derinden etkilediği anlarız. Zira Kızıldeniz’den geçme mucizesini bizzat gören ve yaşayan bir kavimin, kısa bir süre sonra puta tapma arzularını somutlaştırarak bir buzağı heykeline tapmalarını, başka hangi sosyo-psikolojik etkenle açıklayabiliriz?  Nitekim Araplar da Hz. Peygamber’e “Atalarımızdan böyle bulduk[5]   diyerek, puta tapmaktan vaz geçmeyeceklerini söylemişler ve bunda ısrar etmişlerdi.  Bu da sosyo-kültürel hayatın fert ve toplum üzerindeki etkisinin ne kadar güçlü olduğunu açıklar.  Bu nedenledir ki Kur’an, ahlakla dair getirdiği ilke ve kurallarda “devrim” yöntemini, bu karşılık içki ve kölelik gibi sosyal yönü ağır basan konularda ise “tedricilik” yöntemini uygulamış ve farklı yöntemlerle ilke ve kurallarını insanlara sunmuştur. Bu da Kur’an’ın,  mesajlarını verirken insan psikolojisi ile sosyal psikolojiyi dikkate aldığını göstermektedir.   

Dikkat çeken bir diğer önemli nokta da Hz. Musa’nın,  Samirî’yi öldürmeyip bir anlamda sürgüne göndermiş olmasıdır. Put yapan ve insanları da yaptığı bu puta tapmaya teşvik eden bir insanı öldürmeyen Hz. Musa,  puta tapan insanları niçin öldürsün, ya da öldürülmelerini emretsin?  Bu nedenle ayeti, “kendinizi veya birbirinizi öldürünüz” şeklindeki bir anlama ve bununla ilgili rivayetler, tartışmaya açıktır. Zira ayet, onlardan yaptıkları bu hatadan dönmelerini,  tevbe ederek içlerindeki put sevgisini yok etmelerini istemekte,  böyle davrandıkları takdirde Allah’ın onları affedebileceğini hatırlatmaktadır.

Ne var ki İsrailoğulları, buzağıya tapma arzularını sadece izhar etmekle yetinmemiş her vesile ile de Hz. Musa’ya sık sık isyan da etmiştir. Bu sebepledir ki Allah Teâlâ, Tevhit inancını içselleştiremeyen ve ona uyum sağlayamayan, dahası Hz. Musa’ya itaat etmekte zorlanan bu toplumu, 40 yıl çölde dolaştırarak[6]  tabiî bir seleksiyona tabi tutmuş, bu süre içinde yeni bir neslin oluşmasına da imkân hazırlamıştır.

Hiç şüphesiz bu ve benzeri açıklamalar, meallerde yer almaz, alması da söz konusu olmaz. Bu nedenle Kur’an kültürü ve bilgisi elde etmek için meal okumak isteyen bir Müslüman,  ya imkânı ölçüsünde birkaç meali mukayese ederek okumalı ve mutlaka tefsirlerden yararlanmalı, ya da Kur’an’ın “ehl-i zikre/ bir bilene sorunuz”[7] emrine uyarak, konunun uzmanlarından istifade cihetine gitmelidir. Nasıl ki kalbimizle ilgili bir sorunumuz olduğunda, göz doktoruna değil de, bir kardiyoloğa gidiyorsak;  meal ile ilgili veya dinî konularda da bir sorunumuz olduğunda, alanlarında uzman olan bilim insanlarına giderek çözüm aramalıyız. Nitekim sahabenin dinî konularda sorunları olduğu zaman Hz. Peygamber’e gittiklerini, Hz. Peygamber’in ise hastalanan bir sahabîyi o dönemin uzman doktoru Haris b. Kelede ’ye tedavi ettirdiğini biliyoruz.   Bu da gösteriyor ki beden sağlığımız için  “hâzık hekim”lere, dinî meselelerimiz için de alanında uzman bilim insanlarına gitmemiz ve  “Yarım hekim candan, yarım hoca dinden eder”  atasözünü de asla unutmamız gerekiyor.

Prof. Dr. Celal KIRCA


[1] Taberî, Câmiu’l Beyân,Mısır,1967,1/287.

[2]  Kitab-ı Mukaddess,  İstanbul,1985, Çıkış, 32/28.

[3] Bakara,2/93.

[4] Tâ Hâ, 20/95-97.

[5] Bakara,2/170

[6] Maide, 5/26.

[7] Enbiya,   21/7

Yorumlar

  1. Gürcan Yıldız dedi ki:

    Allah’ın, kendi kitabının açıklanması için kullanılması gerektiğini yine kendi kitabında belirttiği “hikmet ilmi”nden / metodunda İslam aleminin (ve tabii meal yazarlarının) haberi olsa, bu tarz anlamlandırma ve açıklama yanlışları söz konusu olmaz. Maalesef Süleymaniye Vakfı dışında bu metodun varlığından bahseden ve kullanan yok. Hikmet metodunun (muhkem ayetlerin ve onunla ilintili müteşabih yani benzeştirilmiş ayetlerin birlikte değerlendirilmesi metodunun) mahiyeti gereği, Kur’an’ı anlamlandırma ve açıklama çalışmaları bir kişi tarafından değil, ilgili ayette de belirtildiği gibi ancak alanlarında uzmanlaşmış olan bir “bilenler topluluğu”nun ortak çalışması ile mümkün olabilir. Böyle olmadığı sürece bu patinajlar hep devam edecektir..