
ŞAFAK VAKTİNDE KURTULUŞ
Ad ve Semûd kavimlerinden sonra sıra Hz. Lût ile kavmi arasındaki tevhid mücadelesine gelmiştir. Hz. Lût bugünkü İsrail ile Ürdün sınırı arasındaki topraklarda yaşayan Sedom şehri halkına gönderilmiş bir peygamberdir.[1] Hz. Lût aynı zamanda Hz. İbrâhim’in döneminde yaşamış ve ona ilk inananlardandır.[2] Kur’ân’da kavmine cezâ vermek için görevlendirilen meleklerin önce Hz. İbrâhim’e uğramaları da bunu göstermektedir.[3] Sedom halkı putlara tapmayı, yol kesip yağmalamayı ve bunların yanında kadınlar yerine erkeklere yaklaşmayı kısaca her türlü zulmü ve ahlâksızlığı açıkça yapmaktan çekinmeyen bir toplumdu. Hz. Lût, onlarla ne kadar mücadele ettiyse de başarılı olmadı ve bu toplum tarafından “sürgün” ile tehdit edildi.[4] Artık geldiği noktada Allah’tan yardım istemek dışında bir seçeneği kalmamıştı ve şöyle seslendi: “Rabbim! Bozgunculuğa ve yozlaşmaya yol açan bu insânlara karşı bana yardım et!”[5] ve “Beni ve ailemi bunların yapageldikleri kötülüklerden kurtar!”[6]
İşte Kamer/33-35. âyetleri Hz. Lût’un duâsının nasıl karşılık bulduğunu bize anlatmaktadır: “Lût halkı [da] bütün uyarılar[ımız]ı gözardı etmişti: onların üzerine de öldürücü bir kasırga saldık ve şafak vakti yalnız Lût’un ailesini kurtardık, katımızdan bir nimet olarak: işte biz şükredenleri böyle ödüllendiririz.”[7] Âyette öldürücü bir kasırga olarak geçen ifâdenin daha detaylısı taşlar fırlatan/yağdıran bir fırtınadır. Çünkü “hâsıb” kelimesi “hasabe” fiilinden türemiştir ve “taş atan” demektir. Bu taşların nasıl olduğu ise Hûd/82-83. âyetlerde verilmektedir: “Ve böylece hükmümüz vaki olunca bu [günahkâr şehirlerin] altını üstüne getirdik; ve önceden yazılmış bir cezânın infazı için üzerlerine birbiri ardından püskürtü halinde sert taşlar yağdırdık. O taşlar ki, [günaha gömülüp gitmiş böyle toplumları tepelemek için] Rabbinin katında hazırlanmış, işaretlenmiştir.”[8]
“Siccil” sözcüğü, “pişirilmiş balçık taş” ya da “taşlaşmış balçık” sözcüğünün Farsçadan Arapçaya geçmiş şeklidir. Eğer bu görüş doğruysa, “taşlaşmış balçık” tabiri, muhtemelen büyük yer sarsıntısıyla bağlantılı olarak hemen bir volkanik püskürtüyü akla getiren “lav” parçalarıyla az çok aynı şeye işâret ediyor gibidir. Bu konuda bir başka ihtimal de şudur. Siccîl terimi Arapça kökenlidir ve lügat anlamı “yazı”, terim anlamı “yazılar, takdir edilen şey” olan sicil sözcüğünün anlamdaşıdır. Bu görüşten yola çıkıldığında, “hicâra min siccîl” ifâdesinin, mecazî anlamda, “Allah’ın takdiriyle vaki olan cezalandırıcı darbeler/taşlar” anlamını dile getirdiği söylenebilir.
Âyetin devâmında Allah’ın bu azabından Hz. Lût ailesinin –eşi hariç–[9] ve inanların şafak vaktinde kurtarıldığı ve bunun şükredenler için bir nimet olduğu anlatılmaktadır. Anlaşılıyor ki; şafak vakti inanlar için bir kurtuluş olurken, hakîkati yalanlayanlar içinde bir helâk olma vaktidir. Hz. Lût’un eşinin neden kurtarılmadığı âyette kapalı bırakılmıştır. Rivâyetler bunun nedeninin bu kadının, Sedom’un günahkâr halkıyla birlik olup kocasının davetine sırt çevirdiğini ve böylece bilerek, isteyerek geride kaldığını yönündedir. Hz. Lût’un şafak vakti kendisine inananlarla yola çıkışı bir başka âyette şöyle dile getirilir: “[Bunun üzerine melekler:] Ey Lût, bak, biz senin Rabbinin elçileriyiz! (Korkma,) [düşmanların] sana asla ilişemeyecekler! Artık, ailenle beraber gecenin bir vaktinde yola çık; aranızdan kimse arkasına bakmasın, karının dışında [ailenden kimse arkada kalmasın]: çünkü, bil ki, onların başına gelecek olan onun da başına gelecek. Onlar için belirlenmiş vakit tam da (bu) sabah; eh, sabah da zaten yaklaşmadı mı?”[10]
Kamer/36-37. âyetlerde Hz. Lût’un kavminin neden cezalandırıldığı bir kez daha açıklanmaktadır: “Aslında o, Bizim cezalandırma gücümüz konusunda onları uyarmıştı; ama onlar bu uyarılara hep şüpheyle baktılar, ve hatta o’ndan misafirlerini [kendilerine] teslim etmesini istediler: bunun üzerine onları (gerçeği) görmekten yoksun bıraktık: “Uyarılarım gözardı edildiğinde başınıza gelen azabı tadın bakalım!” [diye seslendik.]”[11]
Bunlardan ilki görüldüğü gibi Hz. Lût’un Allah’ın şiddetli bir azapla onları yok edeceğini söyleyerek uyarmasına rağmen onların inanmamaları ve bundan şüphe etmeleridir. İkincisi ise Hz. Lût’a gelen misafirlerini utanmadan kendi cinsel tercihleri doğrultusunda ondan istemeleridir. Bu alenî ahlâksız tavır/gelişme/teklif üzerine onların önce “görmekten yoksun” bırakıldıklarını anlıyoruz. Gözlerin kör edilmesi anlamına gelen “tamsu’l-‘ayn” ifâdesi biyolojik bir körlükten çok Allah’ın onları, kötü/şeytanî eğilimlerinden dolayı, bütün mânevî/ahlâkî değerlerden yoksun bırakması ve böylece onları bu dünyâda ve ötekinde acı bir azabı tatmaya –âyetin devamından anlaşıldığı gibi– mahkûm ettiği anlamına gelir. Sonunda da Kamer/38. âyette belirtildiği gibi “sabahın erken vaktinde kalıcı bir azap” onları yakalamıştır.[12]
Artık bu gelişmelerden sonra Hz. Lût kıssasından sonra da aynı uyarı âyetleri tekrarlanmaktadır: “Uyarılarım gözardı edildiğinde başınıza gelen azabı tadın bakalım! Bu nedenle, Biz bu Kur’ân’ı akılda kolay tutulur kıldık: öyleyse, yok mudur ondan ders almak isteyen?”[13] Bu iki âyeti tersinden okuduğumuzda şu sonuca varmamız mümkündür. Düşünenler için kolaylaştırılan bir kitap olan Kur’ân’la bağı kesmemek, onun âyetleri üzerinde inceden inceye düşünmek, yukarıda karşılaşılan toplumsal çöküşe düşmemek için en önemli koruyucudur. Bu tefekkürü gerçekleştirenler ancak akıllarını isâbet ve dirâyetle kullanıp Allah’ın kendilerinden istediği ideal ahlâka ulaşabilirler. Bunların dışında kalanlar ise uyarıları gözardı ettiklerinden Allah’ın azabını tadacaklardır. Üstelik görülen bu azap işin dünyevî kısmıdır. Bunun yanında yaşanacak bir de âhiret azabının olduğu unutulmamalıdır. Bu âyetlerin bize şimdiden anlatılması, bizim ve gelecek nesillerin bu uyarılardan ve azabın caydırıcı özelliğinden ders almamızı sağlamak ve kendimize çeki düzen vermemiz içindir.
Hz. Lût ve kavmi arasında geçen ve Kur’ân’ın daha birçok âyetinde farklı versiyonlarla anlatılan bu kıssa bize şu gerçekleri de hatırlatmaktadır. İman, bir nesep/soy ayrıcalığı değil bir kabul olayıdır. Bir peygamberin babası, kızı, oğlu, eşi olmak cennete girmenin garantisi de değildir. Hz. Lût’un eşi de onunla aynı evi paylaşması rağmen Hz. Lût’u anlamamış, onun getirdiklerine inanmamış ve üstelik düşmanlarıyla işbirliği yapmıştır. Böylece şafak vakti yola çıkanların arasına girememiştir. Bu kıssanın belki de en önemli dersi insânların cinsel tercihleri yüzünden düştükleri ahlâkî aymazlıktır. Bu öyle bir noktaya gelmiştir ki artık bu insânlar bunu doğal karşılayacak, savunacak kolektif bir akıl tutulmasına yakalanmışlardır. Onların bu utanmazlığı/azgınlığı öyle aleni bir noktaya taşınmıştır ki, ticaret için yollarından geçen her insâna uzanacak kadar cesaret bulmuşlardır. Onların bu yol kesmeleri sadece şehvetlerini/tercihlerini tatmin etmenin dışında farkında olmadan “yeni bir neslin” dünyaya gelişinin de yolunu kesmiştir. Anlaşılıyor ki; sağlıklı bir cinsellik eğitimi de dinin önemli bir parçasıdır. Böyle bir eğitimin olmadığı toplumlarda tarihin önemli bir dinamiğini teşkil eden “cinsellik tatmini” insânlığın başına telâfisi mümkün olmayan sorunlar açmıştır ve açacaktır. Nikâh ve evlilik kurumu, aile hayatının cazibesini/kuruluşunu kolaylaştırma çabaları Kur’ân tebliğinin olmazsa olmaz amaçlarından biri olduğu unutulmamalıdır.
NECMETTİN ŞAHİNLER
YAZARIMIZIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN LÜTFEN BU LİNKİ ZİYARET EDİNİZ
İSLAMİ HABER “MİRAT”
MİRATYOUTUBE
DİP NOTLAR
[1] Saffat/133
[2] Ankebut/26
[3] Hûd/69
[4] Araf/80-82
[5] Ankebut/30
[6] Şuara/169
[7] Kamer/33-35 “Kezzebet kavmu lûtın bin nuzuri. İnnâ erselnâ aleyhim hâsiben illâ âle lût(lûtin), necceynâhum bi sehar(seharin). Ni’meten min indina, kezâlike neczî men şeker(şekere).”
[8] Hûd/82-83
[9] Ankebut/32-33
[10] Hûd/81
[11] Kamer/36-37 “Ve lekad enzerehum batşetenâ fe temârev bin nuzur(nuzuri). Ve lekad râvedûhu an dayfihî fe tamesnâ a’yunehum fe zûkû azâbî ve nuzur(nuzuri).”
[12] Kamer/38 “Ve lekad sabbehahum bukreten azâbun mustekırr(mustekırrun)”
[13] Kamer/39-40 “Fe keyfe kâne azâbî ve nuzuri. Ve lekad yessernâl kur’âne liz zikri fe hel min muddekir(muddekirin).”
Savcı Sayan’dan ABD’nin Kürt Politikasına Sert Eleştiri: "Kendi Meksikalısını Sevmeyen Bizi Niye Sevsin?" Eski Ağrı…
Sabancı’dan Dev Çıkış: CarrefourSA’nın Ardından Akçansa da Satıldı Sabancı Holding, portföyündeki yapısal dönüşüm hamlelerine bir…
SOSYAL MEDYADAN SİZİN İÇİN SEÇTİKLERİMİZ *Mesele Hamas Değil, Zihinlerimizle Oynuyorlar. *Emekli ABD Askerlerinden Kongre’de İran…
Netanyahu’dan Hz. İsa Heykeli Olayına Özür: “Derin Üzüntü Duydum” İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Lübnan’da bir…
BM Yetkilisinden Çarpıcı Çıkış: "Bu Parayla 87 Milyon İnsanı Kurtarabilirdik" Birleşmiş Milletler (BM) İnsani İşler…
BALIK ETİNİN TAZE OLMASI GEREĞİ KUR’ÂN MUCİZESİDİR Yüce Kitabımız Kur’ân-ı Kerîm’de bize Domuz eti yememiz…