
Sahip Olduklarımızın Farkında mıyız?
Gün içinde sokakta, cafede, piknik alanında ve en çok da sosyal medyada hayalimizdeki yaşamı ve mutluluğu süren insanlara şahit olduğumuzu düşünürüz. Kimine gıptayla, kimine ise “Bana neden nasip olmuyor?” kırgınlığı ile bakarız. Bazen de tam tersi olur hayatta. Çok mutlu olan, yaşamında doyuma eriştiğini düşünecek kadar tatmin olan birisi, o an sahip olduklarıyla başkalarının hayatına bir üzüntüyle, keşkeyle bakabilir.
İnsan; erişemediği, herkese nasip oluyor da bana olmuyor diye düşündüğü o mutluluk için kendisini suçluyor, eksik ve hatalı görüyor belki de. Çünkü sosyal medya bize en çok da bunu gösterdi ve öğretti. Mutluluk, basit ve sığ davranışlara indirgendi. Huzur değil; anlık mutluluk ve hazlar, bir dakikalık video veya bir anlık fotoğraf ile her gün önümüze düştü. Sosyal medya, insanların en mutlu ve en özel anlarını paylaştığı bir vitrin haline geldi. Ancak bu görüntüler, çoğu zaman hayatın yalnızca parlatılmış bir kesitini sunuyor. Gerçek yaşamdaki zorluklar ve mücadeleler arka planda kalırken, izleyiciye mutluluk eksikliği hissi vermesi kaçınılmaz hale geliyor.
Bizler de sahip olduklarımızın şükründen uzaklaşıp sahip olmadıklarımızın sitemine bıraktık gönlümüzü. Ama sanki kaçırdığımız çok önemli ve hassas bir nokta var: Hikayemiz bitmedi, hikayemiz her gün, her nefeste tekrardan yazılıyor… Şu an imrendiğimiz hayatların, mutlulukların hikayesi de bitmedi. Benim bugün imrenerek baktığım bir hayat, yarın o kişi için bir imtihan olabilir. Bugün çok mutlu olan, yarın derin bir acı, hayal kırıklığı ile uyanabilir.
Biz bugün sahip olduklarımıza şükredip yarınlar için dua etmeliyiz. Belki dertlerimiz küçük değil ama geçici… Resulullah’ın dediği gibi belki dünyalar bizim ama farkında değiliz. “Kim ki canı güvende, bedeni âfiyette, o günkü rızkı da elinde olduğu halde sabaha erişirse, sanki dünya bütünüyle ona verilmiş gibidir.”[1]
Her şey geçici bu dünyada, önce bunu kendimize hatırlatmalıyız. Sabah uyandığımızda güvende, afiyette ve günlük rızkımız mevcutsa dünyalar bizimdir, gerisi bir şekilde hallolur. Bu bakış açısı bize çok şey kazandırabilir. Sahip olduklarımızın şükrünü bilmeyip, elimizdeki rahmetten de mahrum kalmayalım. Mutluluk arayışında kaybolmayalım. Dertlerimizi bizi olgunlaştıran bir süreç, kırgınlıklarımızı ise duygularımızı bize hatırlatan bir güç olarak görelim. Geçtiğinde de bizi o sukunete eriştiren Rabbimiz’i bilerek yaşayalım.
“Artık siz beni anın ki ben de sizi anayım. Bana şükredin, bana nankörlük etmeyin!”[2]
Bu hafta kendimize şu soruyu sormayı deneyelim: Gerçekten neye sahibim ve bunun için ne kadar şükrediyorum? Unutmayalım, hikâyemiz bitmedi. Her gün yeniden yazılıyor. Ve belki de dünya zaten bizimdir; farkında değiliz…
Çok değerlisin, sevgiyle kal.
MÜBERRA KARACA
İSLAMİ HABER “MİRAT” –YOUTUBE-
[1] Tirmizi, Zühd, 34.
[2] Bakara, 152.