
SELAMIN DİLİ EVRENSELDİR “ESSELAMU ALEYKÜM”
Bizleri yoktan var eden, varlığından haberdar eden, sayısız nimetlerle donatan Yüce Rabbimize sonsuz Hamd ve Sena olsun. Resul-i Ekrem (s.a.v.) Efendimize ve bütün Peygamberlere Selat ve Selam olsun. Dünya ve ahiret saadetinin temini Yüce İslam dinimize sımsıkı sarılan ve bu yolda ilmiyle, fikriyle, kalemiyle, malıyla, canıyla mücadele ve mücahede edenlere SELAM olsun.
Yüce Allah’ın en güzel isimlerinden biri de ‘ES-SELAM’dır. Rabbimiz, barış ve esenliğin kaynağıdır. Bundan dolayıdır ki, namazlarımızı ikame ettiğimizde, O’nun “SELAM” ismini zikrederiz. “Allahumme Ente’s-Selam ve minke’s-Selam, Tebarekte Ya ze’l-Celali ve’l-İkram” deriz, yani, Allah’ım Sen Selamsın; barış, eman, güven, esenlik Sendendir. İzzet ve İkram Sahibi Rabbim, Sen Yüceler Yücesisin.1 Bizleri selametle hidayete erdirmesini, huzur ve emniyet içinde yaşatmasını Rabbimizden niyaz ederiz.
Dili, evrensel olan Selam, mü’minin şiarıdır. Selam, sıradan bir söz, sıradan bir ifade değildir. Korkudan, endişeden, keder ve tehlikeden uzak olmanın, eman’ın ve güvenin adıdır. Selam, gönüllere nüfus eden, bariyerleri aşan, kırgınlıkları gideren; dost olmanın, bağ kurmanın ve en güzel iletişimin ve bizden zarar gelmez teminatının adıdır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), kendisini karşılayan Medineli Ensar’a şöyle seslenmişti: “Ey insanlar! Selamı aranızda yayın, birbirinize yemek ikram edin, insanlar uykuda iken namaz kılın ki, selametle cennete giresiniz”.2 Aziz Peygamberimiz (s.a.v.), hayatı boyunca Selamı dilinden eksik etmemiş; kadınıyla erkeğiyle, yaşlısıyla çocuğuyla herkese Selam vermiş ve Selam verilmesini de teşvik etmiştir. O, kabirlerinde medfun olanlara dahi Selam vermiş ve esenlik dilemiştir.3 Böyle bir Rahmet Peygamberinin ümmeti olarak komşumuza, akrabamıza, yakınlarımıza, hatta tanımadıklarımızı bile, nasıl görmezden gelir, Selamsız geçeriz? Unutmamalıyız ki, Müslümanın Müslüman üzerindeki haklarından biri de, Selamlaşmaktır.4 Selam verildiğinde-alındığında, derdi, sıkıntısı, telaşı olanları, birbirine yabancılaşmış Müslümanları ısındıracak, yalnız olmadıklarını hatırlatacak ve kalpları yumuşatacaktır.
İslam âlimleri, Selam vermenin Sünnet, Selamı almanın farz olduğunu ve Selam verenin alana göre daha fazla sevap kazanacağını belirtmiştir.5 Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), iki Müslümanın karşılaştığında, söze önce Selamla başlamalarını öğütlemiş, küçüğün büyüğe, bir vasıta üzerinde gidenin yürüyene, yürüyenin veya ayakta olanın oturana, sayı bakımından az olan topluluğun çok olana Selam vermesinin uygun olacağını bildirerek, Selamlaşmanın adabını öğretmiştir. Bunun yanında topluluk içerisinde bir kişinin Selam vermesini ya da verilen Selamı bir kişinin almasını yeterli görmüş ve bir topluluktan ayrılırken de Selamla ayrılmanın güzel olduğunu ifade buyurmuştur.6 Bir kimseden getirilen Selam alınır, evlere girildiğinde, ev halkına da selam verilir.7 Fitne korkusu söz konusu olmayan durumlarda kadınlara, özellikle de yaşlı hanımlara erkeklerin Selam vermesinde sakınca görülmemiştir. Ancak, yanlış anlaşılmalara sebebiyet verebilecek durumlarda Selam vermemenin daha doğru olacağı düşünülmektedir. Kadınların da erkeklere selam vermesi hususu aynı şekilde değerlendirilebilir.
İçki ve Kumar masalarına/içki içene, kumar oynayana, zani’ye, fal bakana, Selam verilmediği gibi, namaza durana, Kur’an okuyana, hutbe dinleyene, ezan okuyana, ilimle meşgul olan topluluğa da Selam verilmesi doğru değildir. Ayrıca gayr-i müslimlere, öncelikle Müslümanın Selam vermemesi, ancak verilen Selamı ise sadece “Ve Aleyküm” şeklinde alması Nebevi bir öğretidir.8 Yahudilerden bazı kimselerin Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in yanına gelerek, “Es-Samu Aleyke, Ya Ebe’l-Kasım” dediler. Bu duruma öfkelenen Hz. Aişe (r.anha), “Aleykumu’s-Samu ve’l-la’netu” şeklinde karşılık verdi. Bunun üzerine Efendimiz (s.a.v.): “Ey Aişe! Şüphesiz ki Allah her işte rifki/yumuşaklığı sever” buyurdu. Aişe: Ne söylediklerini işitmedin mi? deyince de: “Ben ‘ve aleyküm’ dedim” buyurdu.9 (Yahudilerin verdikleri selamın anlamı, ‘ölüm sizin üzerinize olsun’, Hz. Aişe (r.anha) validemiz de, ‘ölüm ve lanet sizin üzerinize olsun’ diyerek, lanet ziyadesiyle iade ettiğinden, Resul-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz bu durumu hoş karşılamamıştı).
Allah’ın bir lütfu olarak Cennete giren mü’minlere de cennet bekçileri tarafından “Selamun Aleyküm” “Selam size olsun. Tertemiz oldunuz. Haydi, ebedi kalmak üzere buraya girin”10 denilir. Yüce Allah, “Size bir selam verildiği zaman ondan daha güzeliyle veya aynı ile karşılık verin. Şüphesiz Allah, her şeyin hesabını gereği gibi yapandır.”11 buyurmaktadır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “İman etmedikçe cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de (kâmil) mümin olamazsınız. Size, yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda Selamı yayın”12 buyurmuştur. Madem yaptığımız takdirde birbirimizi seveceğimiz bu nebevi öğretiye, en yakınlarımızdan başlamak suretiyle uygulayalım, selamlaştıklarımızın sayısını artırmaya gayret edelim, özellikle selamla küslükleri ortadan kaldıralım. Selamlarımızla, dillerden gönüllere tesir edecek bir uhuvvet bağı oluşturalım. Ülkemizde, İslam beldelerinde, hatta dünyanın her tarafına selamı, güveni, huzuru hâkim kılma gayreti içinde olalım. Rengi, ırkı, mezhebi, meşrebi ne olursa olsun, Selam vermeme cimriliğinde bulunmayalım. Allah’ın Selamı, Rahmeti, Bereketi, Lütfu ve Esenliği hepimizin üzerine olsun. Âmin!
ABDULGAFUR LEVENT
Kaynakça:
1- Müslim, Mesacid, 136; Tirmizi, Salat, 224.
2- Tirmizi, Sıfatu’l-Kıyame, 42.
3- Müslim, Cenaiz, 104.
4- Müslim, Selam, 5.
5- Mevsıli, el-İhtiyar, 4/164.
6- Buhari, İsti’zan, 4; Müslim, Selam, 1; Ebu Davud, Edeb, 150, 152.
7- Nur Suresi, Ayet 61.
8- Müslim, Selam 13; Ebu Davud, Edeb 138.
9- Müslim, Selam 10-11.
10- Zümer Suresi, Ayet 73.
11- Nisa Suresi, Ayet 86.
12– Müslim, İman 93.
Hocamız her konuyu geniş bir perspektiften ve doyurucu bilgiker sunarak yazıyor. Allah razı olsun.