islami haberortadoğu haberlerimirat analizmirat tv
DOLAR
18,5039
EURO
18,1433
ALTIN
988,22
BIST
3.179,99
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
23°C
İstanbul
23°C
Açık
Pazartesi Parçalı Bulutlu
20°C
Salı Az Bulutlu
19°C
Çarşamba Az Bulutlu
20°C
Perşembe Hafif Yağmurlu
19°C

Senin Duan Sevdadan mı, Korkudan mı?

Senin Duan Sevdadan mı, Korkudan mı?

Tonlarca ağırlıktaki koca gemilerin denizin üzerinde durabilmesi, rahatlık ve emniyetle, hatta bazılarının büyük bir lüks ve konforla yolcularını gidecekleri yere ulaştırması beni hayretlere düşüren ve tefekküre yönelmemi sağlayan konulardandır. Uzaklardan bir gemiyi seyrederken veya bir gemide mavilikler içerisinde yol alırken zihnim de ayrı bir yolculuğa çıkar. Bu yolculukta, gemileri icad eden insan aklına ve bu aklı yaratan, alîm ve kadîr olan Allah’a hayranlığım bir kat daha artar.

Yüce Yaratıcımız, insanlığa gönderdiği fermanında bu konuya kendisi de dikkat çeker ve bizi üzerinde düşünmeye sevk eder. Şura Suresi 32-35. ayetlerde Allahu Teâlâ şöyle buyurur: “Denizlerde (yelkenlerini) bayraklar gibi (açarak) süzülüp giden gemiler de O’nun kudretinin delillerindendir. Eğer O dilerse rüzgârı durdurur da gemiler denizin üzerinde hareketsiz kalıverirler. Şüphesiz bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır.” Lokman Suresi 31. ayette de: “Görmez misin, varlığının kanıtlarından bir kısmını size göstersin diye denizde gemiler Allah’ın lütfuyla nasıl yüzüp gidiyor! Bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için açık işaretler vardır.” buyurarak gemilerin denizde yüzmelerini kendi lütfuna bağlar, kainat içerisinde kendisinin varlık ve kudretinin delillerinden birinin de bu olduğunu belirtir.

Rabbimizin her iki ayette de sabreden ve şükreden insanlar için işaretler olduğunu belirtmesi ayrıca dikkat çekicidir. Mezkûr ayetler insanın dahlinin olamayacağı, gücünün yetmeyeceği haller için sabrı soluklarken bir yandan da ne kadar şükredilesi bir nimetin içinde olduğunu hatırlatmaktadır. Zira denizin ortasında bir problemle karşılaşıldığında Allah’ın kudret ve merhametinden başka bir şeyden medet ummak mümkün değildir. Bununla birlikte gidilecek mesafeyi kısaltacak ve evinizdeymiş gibi yol almanızı sağlayacak bir aracın size musahhar kılınması yönüyle de büyük bir nimettir ve şükrü gerektirir. Dolayısıyla sabrı gerektiren bir durum içerisinde olanlar için de şükrü gerektiren nimetlerin içerisinde yüzenler için de gemilerin denizde yol almalarında dersler ve ibretler bulunmaktadır.

Ayetin devamında Rabbimizin; dalgalı bir denizde, hayatî tehlike içerisinde bulunan insanların psikolojisini de tahlil ettiğini görürüz: “Denizde iken onları dağlar gibi dalgalar kapladığında, bütün kalpleriyle yalnız Allah’a yalvarırlar. Fakat O, onları kurtarıp karaya çıkarınca bir kısmı işi gevşetir, imanla inkâr arasında ortada kalır. Bizim âyetlerimizi gaddar ve nankör olandan başkası inkâr etmez.”[1]

Bu ayet sıkıntılı zamanında dua dua yalvaran, sıkıntıları geçince duayı bırakan ve Allah’ı unutan insanların halini tasvir etmektedir. Kendimize baktığımızda aynı nankörlüğü görmediğimizi söylemek mümkün müdür? Ne zaman başımız sıkışsa veya ulaşmak istediğimiz bir arzumuz varsa Allah Allah demeye başlar, dileklerimizin gerçekleşmesi için ne yapacağımızı, hangi duayı okuyacağımızı sorup soruşturur, yüzlerce, binlerce esma-i hüsnâ ve virdler çekeriz. Herhangi bir afetle burun buruna gelince Rabbimize yönelir, üniversite sınavına gireceksek veya benzeri bir sınavla karşı karşıya isek tefriciyeleri 4444’e tamamlamaya çalışırız. Uçak türbülansa girip sallanmaya veya bindiğimiz gemi fırtınada yalpalamaya başlayınca aklımıza gelen bütün duaları okuruz. Ama ne zaman rahata kavuşup tehlikeden kurtulursak ya da ne zaman muradımıza erersek, sanki artık Yüce Yaratıcımızla işimiz kalmaz (Hâşâ). Günlük hayatımızı yaşamaya devam eder, sefalı vakitlerimizde elimizi, dilimizi ibadetten, duadan çekeriz. Unuturuz adeta mesuliyetlerimizi. Sabah uyanıp işe gider, bilmem kaç öğün yemek yer, gün içerisinde internette sörf yapar, ailemizle, arkadaşlarımızla muhabbet eder, gecede uykuya dalarız. Bütün bu nimetleri bize veren Yaratıcıyı unutarak…

Uyumak bir nimet, uyanmak bir nimet, iş bir nimet, yemek bir nimet, su bir nimet, hava bir nimet, aile bir nimet, arkadaş bir nimet, muhabbet bir nimet, internet bir nimet vs… Saymakla bitmeyecek bu nimetleri bize veren Rabb-i Rahim’le bizim işimizin kalmaması mümkün olabilir mi sizce? Aldığımız her nefes, attığımız her adım için şükretmemiz gerekirken, olabilecek her türlü sıkıntı, bela ve zorluklara yönelik dua etmemiz gerekirken maalesef unutkanlığımız ve gafletimiz had safhaya çıkabiliyor. Bizi hiçbir zaman unutmayan, aldığımız nefesi bir an olsun kesmeyen Rabbimizi arada sırada hatırlamak, kulluğa ve insaniyete ne kadar yakışıyor acaba? 

Bunun cevabını beyan sadedinde Yüce Rabbimize kulak verelim. O buyuruyor ki: “İnsanın başına bir sıkıntı geldi mi Rabbine yönelip O’na yalvarır. Sonra Rabbi ona katından bir nimet verince, daha önce yalvardığını unutarak yolundan saptırmak için Allah’a eşler koşmaya başlar. De ki ona: “İnkârcı tutumunla biraz eğlenedur bakalım! Gerçek şu ki sen ateşi boylayacaklardansın!” (Bu adam mı), yoksa ahiret kaygısıyla ve Rabbinin rahmetine nail olma ümidiyle gece vakitlerinde secde ederek, ayakta durarak kendini ibadete veren kişi mi (daha iyi)? De ki: “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu bunu ancak akıl izan sahipleri anlar.”[2] Bu ayet, Kur’ân’ın muhatapları arasındaki inkarcı kişiler ile her durumda Allah’a iman ve intisabını devam ettiren mü’minlerin aynı kıymette olamayacağını belirtmektedir.[3] Demek ki mü’min, sadece sıkıntı ve musibet zamanında değil, nimet ve rahatlık zamanında da Rabbine yönelip; duaya, esma-i hüsnâyı ve çeşitli evrâd u ezkârı zikretmeye devam etmelidir. Gerçek sevgi, saygı ve bağlılık da devamlı münasebeti gerektirmez mi zaten? 

Yazımı dua hakkında çok hoşuma giden ve formül niteliğinde olan şu cümlelerle noktalamak istiyorum: “Tehlike anında dua korkudandır, her an dua sevdadandır. İki hal de güzeldir ama ikincisi Peygamberimizin adeti ve sünnetidir.”[4]

Dr. Nurdan MENDEŞ


[1] Lokman, 31/32.

[2] Zümer, 39/8-9.

[3] Bkz. Kur’an Yolu Tefsiri, 4/601-603.

[4] Dr. Vehbi Karakaş’ın instagram hesabından alıntıdır. vehbi_karakas

Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.