Sevgi ve Kin Adâletin Yolunu Şaşırmasına Neden Olur

Hem bireysel ilişkilerimizde, hem toplumsal ilişkilerimizde hem de birey devlet ilişkilerimizde hepimizin hassas olduğu konulardan biri ‘’Adalet’tir.  Bu kavramın içeriğinin zihinlerimizde uyandırdığı anlam, kişi veya kurumlar adına karar alıcıların ön kabullerine göre oluşur. Tabi bu ön kabullere rağmen, ortak akıl diyebileceğimiz genel geçer evrensel kabullerde bir ortak payda olarak ortadadır.

 Ancak gerçek yaşamda,  maalesef sık sık bireysel ön kabul ve tercihler, kurumsal kabuller olarak daha baskın biçimde öne çıkmaktadır. Buradaki baskın çokluğun toplumsal çatışmaları besleyici yönü göz ardı edilmez. Bir kere bu çatışma sürecini başlatan ön kabulleriniz öne çıktığı ve bir dayatmaya dönüştüğü an toplumun ortak değerleri de maalesef yıpranmaya başlıyor. İşte ‘’Adalet’’ kavramı da bu yıpranmalarda en çok nasibini almış bir kavramdır.

Ortak akla hitap edecek olursak kısaca adalet kavramı;  sözlüklerde şu tanımlamalar yapılmıştır:

1. Şeylerin yerli yerine konması. Her şeyin olması gerektiği yerde bulunması.

 2. Haklı ile haksızın ayırt edilmesi; haklıya hakkının verilmesi; kişilerin hak ettikleri şeye sahip olabilmeleri.

 3. Kendine ait olan alanda, kendi mülkünde tasarrufta bulunmak; başkasının hakkına tecavüz etmemek.

Herkesin kabul edeceği bu tanımlamaya herkesin itiraz eder bir durum bulması, insan davranışlarında adeta iki uçlu bir tutum olup, topluma bulaşıcı bir hastalık gibi yayılan ikiyüzlülük şeklinde görülebilmektedir.

Adalet kavramının ön koşulu hakkın verilmesidir. Eğer yasal düzenlemeleri hakkın gerçekleşmesi için yapmıyorsanız, çıkardığınız yasalar temel hak ve özgürlükleri zedeleyecek nitelikte ise alınan kararlar yasal olsa da adaletlidir diyemeyiz.

Adalet kavramının birey ve toplumun hak ve özgürlüklerini, hakkın yerine getirilmesi şeklinde gerçekleştirmediğiniz sürece, onun yerini karşıtı olan zulüm ve haksızlık alacaktır. Adaletin gerçekleşmesi konusunda önümüzdeki engellerin çok olduğunu söyleyebiliriz. Bu konuda Pascal “Sevgi ve kin adâletin yolunu şaşırmasına neden olur” diyor.

Vahyin penceresinden baktığımızda Allah Kur’an’da Adaletin gerçekleşmesi için de, bu işin ehline verilmesi gerektiğini ‘’…insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi’’ (nisa 58)

De ki: “Rabbim adaletle davranmayı emretti…(Araf 29)

Adaletin önemini bir başka ayette Allah müminlere hatırlatarak şöyle buyuruyor’’ Ey iman edenler, kendiniz, anne-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa, Allah için şahitler olarak adaleti ayakta tutun. (Onlar) ister zengin olsun, ister fakir olsun; çünkü Allah onlara daha yakındır. Öyleyse adaletten dönüp heva (tutkuları)nıza uymayın. Eğer dilinizi eğip büker (sözü geveler) ya da yüz çevirirseniz, şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır. (Nisa, 4/135)

Adâletin en işlevsel yönü; iyilere mükâfatı ve kötülere cezayı gerektirir. Adâlet kavramı cezalandırıcı adâlet olarak da karşımıza çıkarken, adaletin ödüllendirici yönünün de olması gerektiğini düşünüyoruz.

 Cezalandırıcı adâlet,  olumsuz ve toplum karşıtı eylemlerin düzeltilmesine yöneliktir. Mesele burada hakkın yerine getirilmesindeki ilkelerdir. Bu ilkeleri belirleyen paradigmanın kökleri, bir yönü ile o adaletin ne kadar başarılı olacağı kaynağını da işaret edecektir.

Sözümüzü Rabbimizin sözü ile bitirelim;

Ey iman edenler, adil şahitler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah´tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır. (Maide, 5/8)

Selam ve dua ile

Yunus EKŞİ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir