Sofralarımızı ve zamanımızı bereketlendirebilmek

Şaban DOĞAN

Yaşadığımız seküler hayat bizleri öyle bir konuma ve duruma sürükledi ki, hiçbir şeyin bereketi kalmadı. Ne sofralarımızın bereketi ne de zamanın bereketi…

Son zamanlarda bizlerin de yaşadığı ve zaman zaman dile getirdiği gibi, günler, haftalar, aylar hatta yıllar öyle bir hızlı geçiyor ki, bizler zamanın nasıl geçtiğinin farkına bile varamıyoruz. Gündüzünü koşuşturmacayla, gecelerini de internet ve televizyon karşısında geçiren çağımız insanı, cebinde ki parasının bereketini göremediği gibi, zaman kavramının da bereketini görememektedir.  

Oysa İslam’ın güzellikleriyle gönüllerimizi zenginleştirmeyi başarabilsek, sofralarımızda bereketlenecek zamanımız da…

Ömür, yüce rabbimizin biz insanoğluna bahşettiği büyük bir sermayedir. İşte insan, bu sermayeyi öyle bir harcamalıdır ki, zarar etmesin, ziyana uğramasın. Bendeniz “vakit kılıçtır” deyimini bu bağlamda pek severim. Evet, vakit kılıçtır ve dikkat edilmezse bu kılıç insanın kendini keser.

Zaman, insan için kıymetli ve değerli olmasaydı, yüce rabbimiz Asr (zaman) suresi indirerek zamana yemin edermiydi hiç? Şöyle buyuruyor yüce rabbimiz Asr Suresinde:

1-2.Andolsun zamana ki, insan gerçekten ziyan içindedir. 3.Ancak, iman edip de sâlih amelleri işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler, birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka (Onlar ziyanda değillerdir). (Asr Suresi)

Pekiyi ne oldu da sofralarımızın bereketi kalmadığı gibi, zamanımızın da bereketi kalmadı? Aslında bu sorunun cevabı hem kolay hem de çok zor. “Manevi değerlerimizden uzaklaştıkça sofralarımızın da zamanımızında bereketi kalmadı” cümlesi sorduğumuzun sorunun cevabı. Ama zor olan bu cevabı çağımız insanının kabul etmemesi veya etmek istememesi. Öyle ya, günümüz insanı modern yaşamın kriterlerinden vazgeçemiyor. Herşeyi Hedonist bir yaklaşımla hazcılığa dayandıran Pozitivist düşünce, Müslüman insanımızın sofralarının ve geçirdiği zamanın bereketini alamamış ve yaşayamamış olmasıyla ne kadar ilgilenir ki? Ama İslam ve sahip olduğumuz değerler, biz onları ne kadar ötelersek öteleyelim bütün sorunlarımızla ilgileniyor ve bizlere çözüm noktasında öneriler sunuyor. İslam ve buna bağlı olarak sahip olduğumuz değerler, sofralarımızın da zamanımızın da bereketlenmesiyle ilgileniyor.

Sofraların üzerine dökülen kırıntıları israf olmasın diye parmağının ucuyla toplayıp ağzına atmayı ibadet sayan bir nesilden, çöp tenekelerine ekmek atan bir nesile geldik. Bir sofra etrafında toplanıp ilk yudumu evin büyüğü alsın diye bekleyen bir nesilden, aynı sofra etrafında toplanamayan bir nesile ve zamana geldik. Sofrada ilk yudumu Besmele çekerek alan son yudumda Elhamdülillah diyerek şükrünü eda eden bir nesilden, şükürsüz ve doyumsuz bir nesile geldik. Ağbisinin veya ablasının giydiği elbiseleri kardeşlerinin de giydiği bir nesilden, marka düşkünü bir nesile geldik. Evlerimizin  baş köşesinde kitaplıkların olduğu, akşam olunca kitap okuma seanslarının  yapıldığı bir nesilden, evimizin başköşesine televizyon ve interneti misafir ettiğimiz bir çağa geldik. Bütün bunların neticesinde de sofralarımızın ve zamanımızın bereketsizleştiği, ama bizim pekte farkına varamadığımız veya varmak istemediğimiz dehlizlerin içine düşüverdik.

Gelin o zaman, sofralarımızı da zamanımızı da bereketlendirelim. Böylelikle yüce Rabbimizin rızasını kazanırken, ailemizin mutluluğunu da tesis etmiş olmaz mıyız? O zaman, çağın getirdiği kozmopolit yaşam tarzı içinde sevginin gücünü yakalayalım ailemizle birlikte…

Hiç olmazsa günde bir öğün, ailemizle birlikte oturalım sofraya. Aynı Peygamberimiz’in (sav) yaptığı gibi, ilk lokmayı eşimizin ağzına biz verelim. Verelim ki çocuklarımız, annelerini ne kadar çok sevdiğimizi görsünler ve anlasınlar. Sofralarımızı bereketlendirmek adına, hergün aile fertlerinden biri sofra duasını yapsın da, çocuklarımız şükretmeyi öğrensin ve anlasınlar. Hatta bu duayı üç dört yaşındaki oğlumuz ve kızımız da yapsın. Hemde kendi saf ve temiz dünyasında kurduğu cümleler ile yapsın bu duayı…

 Sofradan önce ve sonra elleri yıkamanın güzel ve çok önemli bir sünnet olduğunu öğretelim yavrularımıza. İlk yudumu alırken besmelenin mükemmeliğini bizden görsünler ve öğrensinler. Bize sayısız nimetler veren yüce rabbimizin büyüklüğünü “Rahman ve rahim” isimlerini tefekkür etsinler. Yüce Rabbimizin şu ayeti kerimesini çocuklarımızda biz de öğrenelim ve hayatımıza yön vermesine izin verelim:

“Hani rabbiniz, ‘eğer şükrederseniz size (nimetimi) daha çok vereceğim, nakörlük ederseniz hiç şüphesiz azabım pek şiddetlidir!’ diye bilidrmişti” (İbrahim Suresi 7)

ZAMANIMIZI BEREKETLENDİRMEK

Bir Müslüman’ın zamanı değerlidir ve bu değer bizzat yüce rabbimiz tarafında teyit edilmektedir. Peygamberimiz (sav) de bu konuda şöyle buyurmaktadır:

“İki nimet vardır ki, insanların çoğu bu nimetleri kullanmakta aldanmıştır: Sıhhat ve boş vakit.” ( Buhârî, Rikak 1.)

Evet, Müslümanlar bu iki nimet hakkında yanılmaktadırlar. Günümüz Müslümanı maalesef zamanın kıymetini bilememekte, geçen ömrünün farkına varamamakta, yaşadığı her dakikanın ve geçirdiği her günün onu ölüme yaklaştırdığını pekte düşünmemektedir.

Oysa yüce rabbimizin bizlere bahşetmiş olduğu nimetlerin başında, bizlere emrettiği ibadetler gelmektedir. Müslümanlar, üzerine farz kılınan günde beş vakit namazın, zaman kavramıyla yakından alakasının olduğu idrakine varabilse, zamanını da bereketlendirmeyi başarabilecektir. Günlük yaşantısını beş vakit namaza göre planlayan ve bunu bir yaşam tarzı haline getirenler, kurtuluşa erecektir inşallah. Zira kulun rabbine en yakın olduğu zaman dilimi “Secde anı”dır. İşte o an zamanımızın bereketlendiğ andır.

O zaman bizler, ailemiz ile birlikte, bu secde anının güzelliğini neden birlikte yaşayarak zamanımızı bereketlendir miyoruz ki?

Haydi o zaman dostlar! Hergün beş vakit namazdan birini ailemizle birlikte cemaat halinde eda edelim. Böyle bir durumda, yüce rabbimize yaklaştığımızı ve yüce rabbimizin de bundan hoşnut olacağını unutmayalım. Yüreklerimizde yaşattığımız ve hissettiğimiz Allah ve Rasulullah sevgisini, secde anında evlatlarımız ve çocuklarımızla birlikte yaşayalım ki zamanımız bereketlensin, aile saadetimiz de perçinlensin.  

Diğer taraftan da aile hayatımızı mahveden ve aile bireylerini birbirinden uzaklaştıran televizyon ve internete karşı tedbirler almamız da zamanımızı bereketlendirecektir. Bizim ve çocuklarımızın hayatından bu iki olguyu tamamen kaldırmak imkansızdır ve hatta yersiz ve gereksizdir. Ancak her akşam yemek sonrası çay ve kahve içerken çocuklarımızla aynı odada buluşmak, birlikte kitap okuma seansları düzenlemek, bizim için de çocuklarımız için de faydalı olacak ve zamanımızın bereketlenmesi adına da uygun bir davranış olacaktır. Bu aile toplantıları sevgi merkezli olursa, çocuklarımızın da hoşuna gideceğinden, belli bir süre de olsa bizi ve çocuklarımızı internet ve televizyondan uzaklaştıracaktır. Unutmayalım ki internet ve Televizyon’un çocuklarımıza hiçbir zaman veremiyeceği değerli bir olgu vardır. O olgu da çocuklarımızın yanağına sevgiyle konduracağımız öpücüklerdir. Ve aynı zamanda da eşimizin…

Sofralarınız ve zamanınız bereketli, aileniz saadetli, gönülleriniz ise zengin olsun!

Selam, saygı ve muhabbetlerimle….

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here