
SOSYAL İLİŞKİLERDE BEŞ OLUMLU TAVIR
Empati, karşındakini anlamak, başkasıyla sağlam bir iletişim kurmak için kendini onun yerine koymak, onun duygularıyla düşünmeyi deneyip onu kendi içinde bulunduğu duruma göre değerlendirmektir. Ya da bir süre karşındakinin yerine geçmek, olayları onun bakışıyla değerlendirebilmektir. Karşıdakinin penceresinden baköayı denemektir. “Ben olsaydım”, “bana yapılsaydı” diyebilmektir.
Bu hem yaptığı konusunda insanı frenler, hem de yaptıklarını gözden geçirmeye imkan verir.
Bunu “kendine yapılmasını istemediğin şeyi sen de başkalarına yapma” sözü ifade ediyor. Bu söz koruyucu duvar gibidir. Bu söz insanın hareketlerini tekrar tekrar gözden geçirmesine sebep olur, elbette aklına gelirse… Bencil insanlar kendilerine yapılmasını istemedikleri ne varsa başkalarının üzerinde bolca denerler.
Kötülükleri, kavgaları, hak yemeleri, sövüp saymaları, olumsuz konuşmaları en aza indirecek çok önemli tavırdır bu.
Bu konuda müslümana şu âyet yol gösterebilir.
“Ey iman edenler! Kazandıklarınızın iyilerinden ve yerden sizin için çıkardıklarımızdan Allah yolunda harcayın. Kendinizin göz yummadan alıcısı olmayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın ve bilin ki Allah, her bakımdan zengindir, övülmeye lâyıktır.” (Bekara 2/267)
Rasulüllah’ın (sav) şöyle dediği rivayet edildi: “Sizden biriniz, kendisi için arzu edip istediği şeyi, din kardeşi için de arzu edip istemedikçe, gerçek anlamda iman etmiş olmaz.” (Buhârî, İmân/7 no: 12. Müslim, İmân/71 no: 45 (170). Ayrıca bkz: Tirmizî, Kıyâmet/59. Nesâî, Îmân/19, 33. İbni Mâce, Mukaddime/9)
İşte barışın, kardeşliğin, sosyal ahengin, suçları, sürtüşmeleri azaltmanın en kestirme yolu, en ucuz, sonuç alıcı, en gönülden yapılan metodu…
Buyurun, gerçek müslüman olmak için en güzel nebevî yöntem…
“Kendisi için istediğini, başkaları için de istemek…”
Gerçek mü’min, kendisi için arzu ettiği iyilik ve hayrı, güzellikleri ve iyi muamele görmeyi din kardeşi için de aynen arzu eder, etmelidir.
Kişi kendisine iyi davranılmasını, hakkının verilmesini, insan yerine konulmasını ister. Öyleyse o da bütün bunları başkasına yapar, yapmalıdır.
Günümüzün en önemli karakter (kişilik) sorunlarından biri de “egoistliktir (bencilliktir). Bunun toplum hayatına yansıması hiç de iç açıcı değildir. Bu ilke bu sorunu azaltabilir.
“Hep bana, her zaman bana, başkasına değil sadece bana” diyen insanlardan meydana gelen toplum sağlıklı toplum değildir. Böyle düşünen kişiler başkasını hesaba katmadan, elindekini başkasıyla bölüşmeyi düşünmeden, başkalarının dertleriyle ilgilenmeden yaşayan hasetçi (olumsuz anlamda kıskanç) kimselerdir. Bunların başkalarına faydası olmadığı gibi kendilerine de faydaları yoktur.
Olgun, civanmert, iyiliksever, vicdanlı, yüksek karakterli kişiler kendileri için istedikleri hayırları, iyilikleri, mutluluğu başkaları için de arzu ederler.
Hatta kendimiz için sakındığımız, bizi rahatsız eden şeylerin başkalarının da başına gelmemesi için dua etmek…
Pek çok örnek verilebilir. Mesela; bir kimse kendisine, ana-babasına sövülmesini, kendisine iftira edilmesini, malına, ırzına zarar verilmesini, hakkının gasbedilmesini, aleyhine işler çevrilmesini istemez.
Gıybetinin yapılmasını, hakkında yalan haberlerin uydurulmasını, yapmadığı şeyle suçlanmayı, damgalanmasını, hakaret edilmesini, dışlanmasını, ayrımcılığa uğramayı elbette istemez…
Öyle ise kendisi de bütün bunları başkasına yapmamalı. İğneyi kendisine, çuvaldızı başkasına…
Ölçü böyle iken bir müslüman bunun tersini yaparsa hata yapıyor demektir.
Yoksa, kendi başına gelen bir belâyı, bir kötülüğü din kardeşi için arzu etmek, asla câiz değildir. Bir hadis rivâyetinde (Nesâî, Îmân/19) başkaları hakkında arzu istenen şeyin hayır olması gerektiği açıklanıyor. edilmiştir. Hayır da; Allah’a itaatın her çeşidini, dünya ve âhiretle ilgili, insanlara faydalı, doğru olan her meşrû işi ifade eder.
Abdullah b. Amr (ra) Rasûlullah’ın (sav) şöyle dediğini nakletti:
“Bir kimsenin kendi anne-babasına sövmesi büyük günahlardandır” dedi. Sahabeler:
-Yâ Rasûlallah! İnsan hiç kendi ana-babasına söver mi? deyince:
-“Evet, (birisi) birinin babasına söver, o da onun babasına söver. Birinin anasına söver, o da onun anasına söver” buyurdu. (Müslim, Îmân/146. Tirmizî, Birr/4. Buhârî, Edeb/4. Ebû Dâvûd, Edeb/120)
Bir yerde şöyle bir söz okumuştum: “Başkalarının sana yapmasını istediğin şeyleri başkalarına yapabilirsin.”
Kur’an olgun, cömert, fedakâr, samimi olan ilk dönem müslümanlarını şöyle övüyor ve herkese örnek gösteriyor:
“Onlardan (muhâcirlerden) önce o yurda (Medine’ye) yerleşmiş ve imanı da gönüllerine yerleştirmiş olanlar, hicret edenleri severler. Onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık duymazlar.
Kendileri son derece ihtiyaç içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler.
Kim nefsinin cimriliğinden, hırsından korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.” (Haşr 59/9)
Cömertlikle ilgili şu ölçü bunu güzelce açıklıyor
Sehâ: Benim var onun da olsun,
Cûd: Benim yok ama onun olsun,
Îsar: Benimki de onun olsun.
Abdullah ibni Ömer bir gün Kâ’be’ye bakmış ve “Şânın ne yüce, hürmetin ne yüce! Ancak mü’minin Allah yanındaki hürmeti (saygınlığı) senden de yüce!” dedi.” (Tirmizî, Birr/85 no: 2033)
Böylesine değerli olan Allah’ın kullarına kötülük edilmez, iyilik edilir, zulmedilmez adaletle muamele edilir, zarar görmesi istenmez fayda ulaştırılır, haset esilmez hayra kavuşması için dua edilir.
Âyete göre şuurlu mü’min, başkalarını kendine tercih eder. Yani onların iyiliğini ister, ihtiyaçlarını –gücü yetiyorsa- giderir, onların incinmesini, aldatılmalarını, zulme uğramalarını istemez. İhtiyaç halinde başkalarına infak eder, verir, paylaşır, derdi olana dert babası olur, yarasını olanın yarasını sarmaya çalışır, kederi olanı sevindirmeye gayret eder. İnsanlara karşı zararlı değil hayırhah olmanın örneği olmanın çabasında olur.
“Men dakka dukka-aldatan aldatılır”, “çalma komşunun kapısını çalarlar kapını” demişler.
Doğrudur, tecrübe ile sabittir. Zulümler, haksızlıklar, aldatmalar, zarar vermeler, günün birinde, öyle veya böyle yapanın başına gelir. Bu Allah’ın tabiata ve sosyal olaylara koyduğu yasadır.
Birileri yanlış iş yapar, bundan dolayı başkalarına maddî veya manevî zarar verir, hakkı olmayan şeyleri gasbeder; sonra da kâr ettiğini zanneder. Hayır, hayır, asla… Hiç kimsenin yaptığı yanına kâr kalmaz. Bugün başkasını bir şekilde incitenler, yarın kendileri başkaları tarafından incitilebilirler.
Kur’an diyor ki:
“Başınıza her ne musibet gelirse, kendi yaptıklarınız yüzündendir…” (Şûrâ 42/30)
Aklı başında bir müslüman bunu hesaba katar. Yarın bumerang gibi kendisine dönecek yanlışlardan, haksızlıklardan, başkasını incitmekten, aldatmaktan, gıybet etmekten, iftira atmaktan, müslüman kardeşi hakkında kötü düşünmekten mümkün olduğu kadar kaçınır. Eline, diline, beline (bedeninin yaptıklarına) sahip olur.
Dahası mü’min inanır ki yaptığı her şey, söylediği her söz görevli melekler tarafından kayda alınıyor. Yarın hesap günü bu kaydedilenler sahibini önüne konulacak. Ahiretteki yeri bu dünyada yaptığı amellere göre belirlenecek.
“Her insanın amelini boynuna yükledik. Kıyâmet günü kendisine, açılmış olarak karşılaşacağı bir kitap çıkaracağız.
“Oku kitabını! Bugün hesap sorucu olarak sana nefsin yeter” denilecektir.” (İsrâ 17/13-14)
Hüseyin K. Ece
İSLAMİ HABER “MİRAT” -YOUTUBE-
YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ
Bilim Dünyasında Devrim: Tam İşlevli Yapay Böbrek Geliştirildi Bilim insanları, diyaliz ihtiyacını ortadan kaldıracak ve…
NECMETTİN NURSAÇAN HOCANIN EVLİLİĞİ ÜZERİNE Geçen yıl hanımı vefat eden Nursaçan hoca, geçtiğimiz günlerde evlenmiş.…
GÖZ ZİNASI VE GİYİNME ALGIMIZ ÜZERİNE İSLAMİ HABER "MİRAT" YOUTUBE
Savaş, din ve siyaset: Papa-Trump gerilimi Vatikan ile Beyaz Saray arasındaki gerilim büyüdükçe bunun yansımaları…
Fransız Meclisi’nde "Çifte Standart" Tepkisi: "Putin’e 19 Yaptırım, Netanyahu’ya Sıfır!" Fransa Ulusal Meclisi, İsrail’in Gazze…
Erdoğan: "Teknoloji ve Yapay Zekayla Keskin Bir Dönüşüm Yaşanıyor" Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dünyanın teknoloji…