islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
45,0098
EURO
52,8050
ALTIN
6.815,04
BIST
14.409,07
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
21°C
İstanbul
21°C
Açık
Pazartesi Açık
16°C
Salı Parçalı Bulutlu
16°C
Çarşamba Az Bulutlu
18°C
Perşembe Hafif Yağmurlu
15°C

SÖZÜN GÜZELİNE UYMAK

SÖZÜN GÜZELİNE UYMAK
06/12/2025 23:02
A+
A-

SÖZÜN GÜZELİNE UYMAK

Sözün güzeli denilince ilk anda, edebî eserlerin iç dünyamıza sihirli dokunuşu aklımıza gelir. İç dünyamız edebî eserlerle zenginleşir; kendimizi ve başkalarını daha iyi anlar, bir keşif heyecanı yaşarız.  Aynı zamanda estetik haz duygusunu besleyen çeşitli duyguların etkisiyle gündelik hayatımızdan uzaklaşırız.  Benliğimize farklı insanların duyuş, düşünüş ve mücadeleleri katılır ve onların hayatını yaşıyormuşuz gibi bir hisse kapılırız.

Her insan biraz kendinden kaçar. Çünkü hep aynı duygularla ve düşüncelerle sıkışıp kalmaktan yoruluruz. Suçluluk, yetersizlik duygularından, mutsuzluğumuzdan bir süreliğine de olsa uzaklaşıp kendimizi rahatlatmak isteriz. Böyle zamanlarda edebî eserler, yakın dostlar ya da keyifli bir uğraşı dertlerin, sıkıntıların üzerine ilaç gibi iyi gelir.  Kısa bir süre de olsa gündelik telaşın ve huzursuzluğun dışına çıktıktan sonra tekrar eski düzenimize döndüğümüzde kendimizi yenilenmiş, biraz hafiflemiş buluruz. Artık mesele ettiğimiz şeyler gözümüze daha farklı görünür.  Her seferinde böyle sonuçlanacağına dair bir kural yoktur.  Gerçek olan şu ki benliğimizi incelten güzel bir sözün gücü gündelik hayatın ağırlığını üzerimizden alır.

Kimi zaman da kendimizden kaçarken, başkalarının onayından medet umar, gerçek benliğimizi unutup başka biri oluruz. Bu sefer de kendimize yabancılaşmak bizi alttan alta huzursuz eder sahici benliğimizi bulup kabullenmekte zorlanabiliriz.  Ne yazık ki pek çok kişi “olduğu gibi görünememe” kaygısını kanıksayarak yaşamını sürdürür. Bir kısım insanlar da el âlem uğruna öz benliklerini kaybetmeden hem kendileriyle hem de sosyal çevreleriyle belirli bir uyum ve barış içinde yaşama başarısını gösterebilir.

Yaşadığımız çevreyle uyum aynı zamanda aidiyet ihtiyacımızın karşılanmasıdır. Bunun yanı sıra kendimiz olabilmek, kendi değerlerimiz, beğenilerimiz ve her şeyimizle kabul görebilmek de bir ihtiyaçtır. Bu iki temel ihtiyaç arasında dengeyi kurabilmeyi başarırsak varlığımızla toplum içinde fark ediliriz. Artık ne sürü insanıyızdır ne de herkesten çok farklı, soyutlanmış yalnız birey.

Özgün halleriyle var olabilme cesaretini gösteren insanların öz saygıları yüksektir. Çünkü öz saygılarını besleyen değerleri ve değerleriyle uyumlu yaşantıları vardır. Sağlıklı bir öz saygısı olan kişi, kendine değer biçerken ne gücünü abartır, ne de başardıklarını küçümser. Aslında kimseyi küçümsemeyecek kadar hem kendine hem de başkalarına saygılıdır, olgundur, ölçülü ve dengelidir. Haddini bilir; sınır koymasını ve sınırları aşmaması gereken durumlarda nasıl davranacağını bilir.  Böyle bir kişiliğin oluşmasında doğuştan getirilen mizaç özellikleri kadar, değer temelli bir eğitim almanın da rolü büyüktür.

Değer temelli eğitim önce ailede başlar.   Aile, okul ve sosyal ortamlar değerlerin yerleşip uygulanmasını destekler. Çocukluk döneminden itibaren başlayan kişiliğin eğitim ve inşa süreci bir ömür sürer. Bir ömür hayatın bize sunduğu eğitim fırsatlarını alır, değerlendirir kimliğimize katarız. Böylece her an yeni bir bilgi ve yeni bir oluşumla yeniden doğarız. Bu oluşum-gelişim sürecinin herkeste aynı şekilde görüldüğünü söyleyemeyiz. Çünkü bazı insanlar gelişimi reddedip bulundukları seviyeden ayrılmak istemezler.

Bazı insanlar çocuk bilinciyle hayata katılır. Bir çocuk gibi sorumsuz, ben merkezlidirler, duygularını olduğu gibi açığa vurmaktan çekinmezler. Bazıları ise ergen gibidir, dürtüsel, öfkeli varlığını aykırılıklarıyla gösterme çabasında.  Aslında her insan bünyesinde gelişim dönemlerinin her birini taşır, baskın olan özelliklerimizse kişiliğimize damgasını vurur.

Sözgelimi yaşı kemale ermiş, birçok başarıya imza atmış biri, yetişkinlerden beklenen destekleyici tavırlar yerine çocuksu bir kıskançlıkla başarılı gördüğü kişilerin önünü kesmeye çalışabilir. Yetişkin olduğu halde çocuksu bir şımarıklıkla kusur arar, alay eder, tüm dünya kendinin merkezinde dönsün ister. Kendi doğruları biriciktir, bu yüzden kendisine uyulması için diretir. Tıpkı inatçı bir çocuğun direnişi gibi tahammülünüzü zorlayabilir.

Yaşını başını almış, pek çok duyguyu yaşayıp duygularını yönetmeyi öğrenmiş olması gereken biri, el gün demeden bir ergen gibi öfkesini ulu orta dışa vurabilir. Öfkesini kontrol edemeyip fütursuzca savuran, şiddete meyilli kişiler de delikanlı bilincinin etkisindedir. Çeşitli bilinç halleri farklı zamanlarda benliğimizi yoklayabilir.  Önemli olan hatalarımıza rağmen  hatalarımızın farkında olarak gelişim basamaklarını aşmaya niyetlenmektir.

Kalbimizde tuttuğumuz niyetimiz ne ise davranışlarımıza yansır ve yönümüzü belirler. Yunus’un “Taş gönülde ne biter, dilinde ağı tüter      Nice yumşak söylese, sözü savaşa benzer” diye tanımladığı taş kalpli, sevgiden yoksun, zalim insanlar, ne kadar yumuşak söylemeye çalışsalar da sözleriyle yaralarlar, adeta içlerindeki zehri dışarıya akıtırlar. Öte yandan öyle sözler de vardır ki Yunus’a göre zehirli aşı bile yağ ile bala çevirir, savaşları bitirebilir. Böyle sözler de ilim ve irfan sahibi kalbi Hak ile atan kişilerden sadır olur.

Yüce  Rabbimiz şöyle buyurur:

“Allah kötü sözün açığa vurulmasını sevmez; ancak haksızlığa uğrayan başka.

Allah her şeyi işitmekte ve bilmektedir .”(Nisa 148)

Kur’an-ı Kerim’de daha birçok ayette kötü söz söylemek, dedikodu yapmak yasaklanmıştır. Ancak haksızlığa uğrayan kimsenin kendisine yapılan kötülüğü açıklaması, ilgililere ve başkalarına duyurmasına izin verilmiştir.

Konuyla ilgili Dr. Mustafa Merter’in açıklamalarına bir göz atalım:

“…tüm kusur görme, ayıplama, yerme, küçük görme düşüncelerinin temelinde, çok ilkel bir savunma mekanizması yatar: Kendi bilinç dışı kaosunu dışarı yansıtıp ‘sözde rahatlama’. Evet kusur görmemek mümkün değildir; ama kusur görmekte ısrar varsa bu bizim kendi yetersizliğimizi, kusurumuzu, ayıbımızı, rezilliğimizi karşıdaki aynaya yansıtarak görmektir.”  Atalarımız da “ Kem söz sahibine aittir.” derler, demek ki   Mustafa Bey’in açıklamalarıyla örtüşen bir hakikatin ifadesiymiş.

Kur’an-ı Kerîm’de güzel söz söylemekle ilgili verilen misallere bir bakalım:

Allah’ın nasıl bir misal getirdiğini görmedin mi? Güzel sözü, kökü sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaca benzetti. O ağaç, Rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir. Öğüt alsınlar diye Allah insanlara böyle misaller getirmektedir” (İbrâhim suresi 24-25)

Zümer sûresi’nin 18. ayetinde ise:

“ Onlar ki sözü dinler, sonra da en güzelini uygularlar. İşte onlar Allah’ın kendilerini hidayet verdiği kimselerdir, işte temiz akıllılar da onlardır”

Buraya kadar sözün güzeline uymak için akıl sahiplerini  dinlemenin ve güzel söz söylemenin önemini vurgulamaya çalıştık.  İncitmeyen, onaran ve uzlaştıran güzel söz, yalnız dili değil, kalbi de terbiye eder. Yazımızı Yunus’la bitirelim:

“Kişi bile söz demini demeye söz kemini

Bu cihan cehennemini sekiz uçmağ ede bir söz”

AYŞEGÜL ÜNAL

YAZARIMIZIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN LÜTFEN BU LİNKİ ZİYARET EDİNİZ

İSLAMİ HABER “MİRAT”

MİRATYOUTUBE

 

Yorumlar
  1. Fatih Mehmet Kara dedi ki:

    Çok güzel yerinde ve zamanımız insanlığa hitap eden bir yazı olmuş kaleminize, bileğinize sağlık
    Çok severek ve beğenerek okuyor takip ediyoruz yazılarınızın devamını bekliyoruz
    Çok teşekkür ederiz

  2. Şükrü Ünal dedi ki:

    Toplumumuzun bir yarasına parmak basmış,en güzel örnek sözlerle reçeteyi sunmuşsunuz.
    Gönlüne sağlık.Güzel yazılarınızın devamı dileğiyle…

  3. Nermin Yılmaz dedi ki:

    Maşallah Ayşegül hanımcığım kaleminize yüreğinize sağlık. Allah hepimize sözün güzelini, doğrusunu, Allahın rızasından olanını nasip etsin.

  4. Zeynep Ahsen Garan dedi ki:

    Atalarımız ne kadar da güzel söylemişler.“İnsan sözünün zamanını bilmeli, kötü söz söylememeli.
    Bir tek doğru ve güzel söz bile bu dünya cehennemini sekiz cennete çevirebilir.”
    Ayşegül hanım yazınızda kötü sözden uzak durup güzel söz söylemenin sonuçlarını ne kadar da güzel anlatmışsınız emeğinize sağlık ..

  5. RECAİ dedi ki:

    Çok güzel ve ibret alınacak bir anlatım…

  6. Sibel Yıldırım dedi ki:

    Söz kişinin karakterini yansıtır. Elinize emeğinize sağlık Ayşegül hanım yine çok güzel öğüt alınılacak bir yazı olmuş yazılarınızın devamını merak ve ilgiyle bekliyorum.

  7. Selamet Devlet Bayraktar dedi ki:

    Bugün de güncel konuları bize edebi bir şekilde sunduğun için teşekkürler.Günümüzde veya geçmişte her zaman her dönemde uyulması gereken bir kural gibi uygulamak gerekir diye düşünüyorum.
    Anlamlı ve güzel yazılarınızı zevkle takip ediyor,devamını bekliyoruz.Sevgilerle…

  8. Nevin KURTARICI dedi ki:

    Önce eğitim aileden başlar öğretimde devam eder. Tatlı dil yalanı deliğinden çıkarır atasözü de insanların davranışları nin güzel bir örneğini teşkil eder kimseyi kırmadan incitmeden hatalarını eksiklerini tamamlamak dinimizin de emridir. Kalemine yüreğine sağlık olsun.

  9. Emine Banu Tenekecigil dedi ki:

    “Kusur görmekte ısrar ” ne kadar da günümüz insanını yansıtan bir ifade. Sizin de belirttiğiniz gibi böyle güzel sözler dilimizi de kalbimizi de tedavi edecek inşallah Ayşegül hocam. Kaleminize saglik