islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
48,1332
EURO
56,1921
ALTIN
7.145,37
BIST
14.610,92
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
30°C
İstanbul
30°C
Parçalı Bulutlu
Cuma Hafif Yağmurlu
26°C
Cumartesi Hafif Yağmurlu
26°C
Pazar Az Bulutlu
28°C
Pazartesi Açık
28°C

SÜLEYMANCILAR: İLİM VE İRŞADDAN KAPALI TEŞKİLATLANMAYA UZANAN YOL

SÜLEYMANCILAR: İLİM VE İRŞADDAN KAPALI TEŞKİLATLANMAYA UZANAN YOL
14/08/2026 09:50
A+
A-

SÜLEYMANCILAR: İLİM VE İRŞADDAN KAPALI TEŞKİLATLANMAYA UZANAN YOL

Türkiye, son günlerde kamuoyunda “Süleymancılar” olarak bilinen yapıya yönelik operasyonu konuşuyor. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında 17 ilde operasyon düzenlendi; aralarında yapının lideri olarak gösterilen Alihan Kuriş’in de bulunduğu çok sayıda kişi hakkında gözaltı kararı verildi. Soruşturmanın odağında mali hareketler, ticari ilişkiler ve örgütlü suç iddiaları bulunuyor.

Burada hassas bir ayrım yapmak gerekiyor: Bu operasyonu dinî bir yapıya yönelik olmakla, bir yapılanmanın hukuk dışı faaliyet iddialarının soruşturulmasını birbirinden ayırmak gerekir. Soruşturma kapsamında yöneltilen suçlamalar elbette yargı tarafından kesinleşmeden hüküm olarak kabul edilemez.

SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN’IN ÇIKIŞ NOKTASI

Süleymancılar hareketinin başlangıcını anlamak için Süleyman Hilmi Tunahan’a bakmak gerekir.

1888’de Silistre’de doğan Tunahan, Osmanlı medrese geleneği içerisinde yetişti. İstanbul’da dinî eğitim aldı, Süleymaniye Medresesi’nden mezun oldu ve özellikle Kur’an öğretimi üzerinde yoğunlaştı.

Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde din eğitiminin ciddi sıkıntılar yaşadığı bir ortamda, evlerde ve mütevazı mekânlarda talebelere Kur’an ve dinî bilgiler öğretmeye başladı.

Dolayısıyla hareketin ilk çıkışında büyük ekonomik organizasyonlar, şirketler veya siyasi hedefler değil; Kur’an öğretmek, talebe yetiştirmek ve dinî bilgiyi gelecek nesillere aktarmak vardı.

Tunahan’ın hareketin kendi kaynaklarında aktarılan sözlerinden biri de bu anlayışı özetliyor:

“Bizim yolumuz iman, İslâm ve Ahlâk-ı Muhammedîyi aşılamaktan ibarettir. Gaye, Rıza-ı İlâhî’dir.”

Fakat tarih bize şunu gösteriyor: İyi niyetle başlayan her hareket, zaman içerisinde aynı saflığını koruyamayabiliyor.

DERS HALKASINDAN TEŞKİLATLANMAYA

Süleyman Hilmi Tunahan’ın 1959’daki vefatından sonra hareket, onun şahsî rehberliğinden çıkarak kurumsallaşmaya başladı.

Kur’an kursları, dernekler ve öğrenci yurtları üzerinden genişleyen yapı, zaman içerisinde Türkiye’nin birçok bölgesine yayıldı. Özellikle öğrenci yurtları, hareketin genç nesillere ulaşmasında önemli bir araç hâline geldi.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur:

Bir dinî yapının büyümesi tek başına problem değildir.

Kur’an kursu açmak, öğrenci yurdu işletmek, dernek veya vakıf kurmak, yardım faaliyetlerinde bulunmak meşru ve hukukî faaliyetlerdir.

Ancak yapı büyüdükçe başka bir risk ortaya çıkar:

Araçların amaç hâline gelmesi.

Başlangıçta hizmeti sürdürebilmek için kullanılan ekonomik imkânlar, zamanla büyük bir ekonomik güce dönüşebilir. Kurumsallaşma, kapalı hiyerarşiler ve ticari ilişkiler arttıkça, başlangıçtaki manevî hedeflerle ortaya çıkan yeni yapı arasında mesafe oluşabilir.

İşte bugün tartışılması gereken asıl meselelerden biri budur.

FETÖ TECRÜBESİNDEN SONRA DEVLETİN REFLEKSİ

Türkiye, FETÖ tecrübesinden sonra kapalı yapılanmalar konusunda çok daha hassas hâle geldi.

15 Temmuz, dini söylem kullanan bir yapının zaman içerisinde ekonomik, bürokratik ve siyasi güç alanları oluşturmasının ne kadar büyük tehlikelere yol açabileceğini gösterdi.

Buradan hareketle “Her cemaat FETÖ’dür” demek elbette yanlıştır.

Fakat FETÖ’yü gördükten sonra devletin, toplum içerisinde geniş ekonomik ve sosyal ağlara sahip kapalı yapılanmaları daha dikkatli incelemesi de anlaşılabilir bir devlet refleksidir.

Ben bu refleksin, doğru uygulandığı sürece, dine veya dinî cemaatlere karşı olmak şeklinde okunmaması gerektiğini düşünüyorum.

Mesele dinin hukukun dışında tutulması değil; din adına hareket eden hiçbir yapının, dinî kimliğini hukuki sorumluluktan kaçmanın kalkanı hâline getirmemesidir.

Çünkü İslam’ın temelinde adalet, hakkaniyet, kul hakkı ve hesap verebilirlik vardır.

SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN’IN UYARISI BUGÜN DAHA ANLAMLI

Burada oldukça dikkat çekici bir çelişki ortaya çıkıyor.

Süleyman Hilmi Tunahan’a atfedilen sözlerden biri şöyle:

“Para, pul, mevki, makam, siyaset, politika, kavga ve gürültüyle işimiz yok.”

Bir başka söz ise daha da düşündürücü:

“Maddeyi mâneviyata karıştırmayın.”

Bugün Süleymancılar üzerinden yürüyen tartışmalar, bu sözleri yeniden hatırlamayı zorunlu kılıyor.

Çünkü bir hareketin başlangıcındaki ideal ile yıllar sonra ulaştığı güç arasında her zaman bir mesafe oluşabilir.

Bu nedenle mesele yalnızca Süleymancılar değildir.

Mesele, bütün dinî yapılar için aynı soruyu sorabilmektir:

İlkeler mi büyüyor, yoksa yapı mı?

Hizmet mi güçleniyor, yoksa güç mü hizmetin önüne geçiyor?

SON SÖZ

Süleyman Hilmi Tunahan’ın Kur’an öğretmek ve talebe yetiştirmek amacıyla başlattığı çalışmalar, zaman içerisinde büyük ve karmaşık bir yapılanmaya dönüştü.

Bugün bu yapının hakkında yürütülen soruşturmanın sonucunu hukuk belirleyecektir. Suç varsa ortaya konulmalı, suçsuz olan korunmalı, iddialar delillerle ispatlanmalıdır.

Fakat FETÖ tecrübesinden geçmiş bir Türkiye’nin, kapalı ve geniş ekonomik-sosyal ağlara sahip yapılanmaları denetlemesi de yadırganmamalıdır.

Din dokunulmazlık zırhı değildir. Aynı şekilde devletin soruşturması da din düşmanlığı olarak görülmemelidir.

Asıl ölçü adalettir.

Ve belki de bugün Süleymancılar açısından sorulması gereken en zor soru şudur:

Süleyman Hilmi Tunahan’ın “maddeyi mâneviyata karıştırmayın” uyarısı, sonraki nesiller tarafından ne kadar korunabildi?

Bu sorunun cevabını sloganlar değil; tarih, belgeler ve hukuk verecektir.

İSLAMİ HABER “MİRAT”

YOUTUBE

Yorumlar
  1. ibrahim hilmi eser dedi ki:

    Ben babamın1943 senesinden Süleyman Efendi’nin talebeliğinden beri elhamdülillah Süleymanlı yım.hiç kimsenin tedirgin olmasına gerek yok .yoldan en ufak bir sapma yok.maksat ümmeti Muhammed’e s.a.v az veya çok dinini öğretmektir.eskiden okuduklarını icra edecek müftülük vaizlik ve imamlık gibi hizmet mahalleri vardı ve bu vesileyle eser meydana çikiyordu.1980 darbesinden sonra şartlar tamamendeğişti.omakamlar kapandı ve mevcutlarda emekliliğe veya istifaya zorlandı.12 Eylül darbesinin çikardigi kanunlarla yurdlarin yükü agirlaştirildi.mesela enaz 5 personel bulundurmak ,tam gün sigortalı yapmak ve birçok prosedürlerle işi zorlaştirmak.birçok yardım eden müslümanların yardım etmelerinin oönünü diğer malum cemaatlerle kestirdiler.1984 lerde cemaati bölmeye çaliştilar ama bölemediler.fatih süleyman denizolgunun bizim cemaatle hiç irtibatı yok.olmadi.yapilan bütün faaliyetler meşrudur.meşru olmayan tek bir şey var oda şu veya bu şekilde İslam’ın önüne geçmeye çalışmaktır.ama şu bilinmelidirki bu mücadeleler hep sonuçsuz kalmıştır.Allah’in hükmü galip gelmiştir.bu ümmet için bir imtihandır.maocu ve dinsiz birisinin rehberliğinde hareket edenlerin Tevbe etmediği takdirde akıbetinin ne olacağını da Ali riza hocaya sorarsanız daha iyi olur.