islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
49,6021
EURO
55,7070
ALTIN
6.586,31
BIST
11.593,88
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
20°C
İstanbul
20°C
Parçalı Bulutlu
Perşembe Az Bulutlu
21°C
Cuma Çok Bulutlu
21°C
Cumartesi Hafif Yağmurlu
19°C
Pazar Çok Bulutlu
20°C

TARİKATLAR/CEMAATLER İSLAMÎ DEĞİL AMA DEMOKRATİK KURUMLARDIR

TARİKATLAR/CEMAATLER İSLAMÎ DEĞİL AMA DEMOKRATİK KURUMLARDIR
20/05/2025 10:13
A+
A-

Türkiye’de Kur’ân ve Sünnet İslam’ının önündeki en büyük engellerden biri de tarikatlardır; İslamî olduğunu savunan Süleymancılar benzeri yarı tarikatçi cemaatlerdir. Çünkü bunların hiç birisinde Diyanet’te olduğu gibi bir İslam Toplumu inşa etme bilgisi, bilinci ve projesi yoktur. İçlerinde samimi Müslümanlar var ise de İslam’ı dışlayan laik sistemle problemi olanlar yok gibidir. Oysaki yaşadığı dönemin Küfür ve Nifak hareketleri ve karşıt devrimleri ile mücadelesi olmayan kişiler İslamî lman’larını bile koruyamazlar.

Gel de bu imanî hakikati anlatmaya çalış. Anlatmak istedikçe de karşıt bellenir ve yerilirsiniz.

İSLAM’I GEÇTİK

İslâm’ı geçtik tarikatlarda ve cemaatlerde  demokratik karşıt tavır da yoktur. Tüm siyasi partilerde de olduğu gibi körü körüne bir itaat kültürü vardır. Oysaki biricik önderimiz Peygamberimiz Hz. Muhammed’in  ifadesiyle: “Yaratana isyan hususunda kullara itaat  edilmez.” Allah şanını artırsın Ona itaat bile, itaat konusunun  Marûf (İslamî, aklî ve ilmî )  olması ile şartlıdır. (Bak Mümtehine 12)

Hatalar, Şeyhin/Başkanın bildiği bir hikmeti vardır denilerek geçiştirilemez.

OKUDUKLARI  KUR’ÂNIN TERBİYE USULLERİN BİLMEZLER

Tarikatlarde-Cemaatlerde cehalet sebebiyle Kur’ân’ın terbiye metodu olan Tezkiyetü’l-Enfüs ve Zühd uygulanamadığı için ön planda  muhlisler az, muhterisler çoktur.

Hele hele mevcut Şeyhin/Başkanın  ölümünden sonra, toplanan birikimleri, oluşturulan ticari ve kültürel kurumları, müritler/bağlılar üzerindeki egemenliği  paylaşım kavgaları  sürüp gider.  

Menzil’de, İsmailağa’da,  kısmen Erenköy’de, Süleymancılar ve bilmem kaç parçaya ayrılmış Nur şakirtlerimizde izlenen trajedi de budur.

Tarikatlar, Süleymancılar ve bazı Nur talebeleri benzeri cemaatler,  sanılanın aksine uzaktan da olsa Devlet kontrolü ve etkisi altındadırlar. Olumlu veya olumsuz görebilirsiniz ama bu kontrol ve etki Devlet olmanın  gereğidir, yadırganmamalıdır.

Cübbeli örneğinde görüldüğü üzere bazen görünmez bir elin ! desteğiyle merkez medyada  saatlerce ve de yıllarca  konuşturma  ortamı hazırlanarak bir yerlere yol açılmak ve de İslam takbih edilmek istenir. Bu da ayrı bir fasıl.

BİRBİRLERİNİ İHBAR EDERLER

Bunlar aşağıda haberde görüleceği üzere kendi içlerinde birbirlerinin yanlışları ve yolsuzluklarını açığa vururlar. Aynı suçlamaları İsmailağa’da ve diğerlerinde de görmüştük.

Güncel Haber:

{ Menzil’de miras kavgası büyüyor: ‘Toplanan paralar nerede’… ‘Rakamı söylesem diliniz tutulur’

Menzil tarikatında Abdülbaki Erol’un 2023’te ölümünün ardından başlayan miras kavgası devam ediyor. (Baş varis) Muhammed Saki Erol, cemaatin üniversite kurmasıyla ilgili kardeşlerine yönelik “Topladığınız paralar nereye gitti… Buranın rakamını söylersem diliniz tutulur” ifadelerini kullandı. }

Bunların suistimallerinin yetkili ve etkili kurumlarca engellenmeyip kontrollü bir şekilde medya eliyle  toplum gündemine taşınmalarının ana sebebi, bunların şahsında  İslam’ı darbelemek ve ona yönelişleri engellemektir. Bu durum, büyük bir planın parçasıdır.

Bunları izleyen kişiler severek  İslam’a yönelebilir mi?

Hulâsa Ülkemizde tarikatlar/cemaatler İslamî kurumlar değil, demokratik örgütlerdir. Çünkü İslamî olmak için dedeler-nineler gibi yalnızca namaz kılıp oruç tutarak zikir mırıldanmak  yetmez. Kendimizi ve milletimizi kandırmayalım.

SİVİL ÖRGÜTLER GİBİDİRLER

Faydasız spor kulüplerini, ihbarcı Atatürkçü düşünce derneklerini ve yıkıcı  LGBT örgütlerini içselleştirip tarikatları ve cemaatleri  dışlayanlar demokrasi özürlü leridir. Onlar İslam’a da uzaktırlar

Evet tarikatler ve cemaatler toplum örgütleridir. Anılanlardan farklı olarak kısmi faydaları elbette vardır.  Ama bu da İslam açısından meşrulaştırılmalarına yetmemektedir.

Bu sebeple tarikatlar İslam adına eleştirilebilir ama demokrasi ve laiklik adına   yerilemezler.

REHA MUHTAR PROGRAMI

2000’li yıllarda katıldığım bir Reha Muhtar programında şöyle demiştim:

“Bizler İslâm adına haklı olarak şahıs güdümlü tarikatleri ve cemaatleri eleştirebiliriz. Eleştiriyoruz da. Ancak bu gruplar demokratik laiklik adına eleştirilemezler. Çünkü bunlar bir tür sivil örgütlerdir. Müritleri  özgür iradeleriyle bağlılık göstermektedirler. Siyasete ağırlık koymak istemeleri ve kendilerini savunmak ve menfaatlerini korumak üzere bazı bağlılarını parti kontenjanlarından milletvekili seçtirmek istemeleri doğaldır. Demokrasi, hiçbir grubun tekelinde bırakılamaz. “

ÖZE KARŞITLIĞIMIZ YOK

Bu konuşmamız ilgi çekmişti. Aradan 23 yıl geçti. Bugün de aynı konuşmayı yapabilirim.  Çünkü bizim Kur’ân ve Sünnet’in Tezkiyetü’l- Enfüs  ve Zühd  dediği İslami çizgide ahireti dünyaya tercih olan terbiye yoluna karşıtlığımız yok, bilakis fiili teslimiyetimiz vardır.

LAİK TAĞUTLAR DA ANLIYAMIYOR

Hulâsa tarikatların/cemaatlerin jakoben yani baskıcı ve ötekileştirerek dışlayıcı laiklikle bile çatışacak İslamî bilgileri, bilinçleri ve talepleri yoktur. Bunun içindir ki tarikatlar ve cemaatlerin  pek çoğu İslâm’ın değil, demokratik laikliğin vazgeçemeyeceği  kurumlardır. İslami olmadıkları için de var kılınmakta ve de korunmaktadırlar.

Bazı laik siyasi ve yazar-çizer Tağutlar, bir çok şey gibi bunu da anlayamadıkları için zaman zaman  laiklik zikri çekerek ulumaktadırlar.

Sözü Rabbimize bırakalım:

“İnsanlardan öyleleri de var ki, laik bir mantıkla İslam’ın  toplumsal hayata yönelik yasalarını terk ederek Allah’a  kıyısından kenarından kulluk eder. Öyle ki,  bir başarıya erse / bir dünyalığa kavuşsa onunla huzur bulur, fakat baskı, sürgün, fakirlik, hastalık, başarısızlık gibi bir imtihanla yüz yüze gelecek olsa, hemen gerisin geriye dönerek Allah’a ve Onun toplumsal hayata ilişkin  yasalarına bağlılığı terk eder. Böyle bir insan hem dünyayı hem de âhireti kaybetmiş demektir ki, işte en büyük felâket de budur” (Hac 11)

ALİ RIZA DEMİRCAN

İSLAMİ HABER “MİRAT”  -YOUTUBE- 

YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ 

Yorumlar
  1. Nuh dedi ki:

    Hocam ana sebep, sistemin olusturduğu ve yönettiği diyanet dini olmasın. Birleşik Kralık amaç ve politikalarına göre bir dini bakış, yaşayış, inanış,ibadet….

  2. Cenk Cemil dedi ki:

    Sayın Ali Rıza Denircan Bey … Belli ki, sizin bugüne kadar gerçek bir tarikata intisabınız olmamış ve yukarıdaki gikrielriniz doğrultusunda bundn sonra da olmayacak !.. Elbetteki bu durum başk hiç kimseyi ilfgilendirmez ! Ancak, yazınzıda TARİKATLAR idyerek toptancılık yapmışssınız sapla-samanı yani, hakikisi, gerçeği, sahtesi, çakması, hepsini bir kefeye koymuşsunuz ! Bakınız bu yaptığınız ve düşünceniz hiç doğru değil ! Tarikatlar konusunda sizi onjekid ve çnuargısız bir yaklaşımla araştırma yapmaya davet ediyorum. Ve hem şunu da ifade edelim ki, eğer bir mezhebe İmam-ı zam bağlı isenizüşlemizdeki müslümanlar arasında en yyagın bir mehb olan HANEFİLİĞİN Müçtehif imam-ı Azam merhum Ebu Hanife Hazretlerinin “”Eğer şu iki senem olmasaydı, Numan helâk olurdu.” deyip İmam Ca’fer-i Sâdık’a mürid olduğu ve İösö-ı Şafi’n,in dahi, <şeybân-ı Râi adlı bir çobandan ahz-u feyz ettiği bilinmektedir.
    Zâhir ulemâsının muttaki olanları kalp erbâbının ve bâtın ulemâsının üstünlük ve faziletini daima tasdik ederlerdi.
    İmam Şâfii -rahmetullahi aleyh- Hazretleri Şeybân Râî -kuddise sırruh- isminde evliyâ-i kiramdan bir zâtın huzurunda, mektebe giden bir çocuk gibi diz çöker ve yapacağı işleri kendisinden sorardı. Onun bu durumunu bazı âlimler hazmedemediler. "Senin gibi bir âlim nasıl olur da bir çobandan bilgi alır?" dediklerinde "Bu zât bizim bilmediklerimizi bilir." cevabını verdi. (İhyâ-u ulûm'id-dîn)
    Bir defasında İmam Ahmed bin Hanbel -r. aleyh- Hazretleri ile İmam Şâfii -r. aleyh- Hazretleri kazaya kalmış namazların nasıl kılınacağı hususunda konuşurlarken, yanlarına Şeybân Râî -k.s.- Hazretleri gelmişti. İmam-ı Ahmed, İmam Şâfii'den o çobanı imtihan etmek için izin istemiş. Fakat İmam-ı Şâfii Hazretleri o çobanın kalbine dokunmayı lâyık görmemiş iken İmam-ı Ahmed Hazretleri çobana: "Bir mümin bir vakit namazını kaçırsa, sonra da beş vakitten hangisini kaçırdığını unutsa, hangi vakti kaza etmelidir?" diye sordu. Çoban dikkatle baktı ve: "O kimse gaflette kalmıştır, beş vakti de kaza etmelidir." cevabını verdi.

    İmam Ahmed -rahmetullahi aleyh-, çobanın mehâbetinden dolayı kendinden geçip yere düşmüş, ayılınca velilerin çobanı böyle olursa, âlimlerinin ne mertebede oldukları üzerinde düşünmüş ve muhabbet yoluna sülûk etmiştir.