Makale

TARTININ/TERCİHİN İKİ KEFESİ

TARTININ/TERCİHİN İKİ KEFESİ

“Mevâzin” kelimesi “Mîzân” kelimesinin çoğuludur. Mîzân, sözlükte “bir şeyin ağırlığını tahmin etmek, ölçüye vurmak, tartmak” anlamındaki “vezn” kökünden türemiş bir isim olup “tartı aleti, tartmada kullanılan ağırlık; adalet” mânâlarına gelir. Mîzânın âyet ve hadislerde kullanılışı çerçevesinde terimleşen içeriği ise âhiret hâllerinin belli bir merhalesinde sorumluların, sorguya çekilmelerinin tamamlayıcı bir işlemi olarak cezâ veyâ mükâfatı gerektiren amellerinin tartılarak değerlendirilmesi şeklinde belirginleşmiştir. Daha kısa bir tanımla buna dünyâdaki iyi-kötü tercihlerimizin âhirette ölçüleceği “adalet terazisi” de diyebiliriz. Mîzân, aynı zamanda “ölçü ve ahenk” demektir. Kur’ân, varlık ve oluşun bütün alanlarında ve tüm boyutlarında ölçünün/ahengin egemen olduğunu bildirir ve insândan bu egemen ilke ve olguyu bozmamasını ısrarla ister. Çünkü Kur’ân’a göre, insân, evrende ölçü ve ahengi bozan tek varlıktır. Bu bozuşun iki olumsuz eylemi “fesat ve zulüm”dür.

İşte bütün bu suçların karşılığı olarak kıyâmet gününde adalet terazileri kurulacak ve hiçbir kimseye haksızlık yapılmayacaktır.[1] İşte Kari’â/6-9. âyetlerinde amelleri değerlendirilenlerin durumu bize bildirmektedir: “O zaman, [iyiliklerinin] tartısı ağır basan kendisini mutlu bir hayat içinde bulacak. Tartısı hafif gelen ise bir uçurumun girdabına sürüklenecektir.”[2] Şüphesiz bu tartıyı dünyâ örnekleriyle benzeştirerek maddî bir terazi şeklinde düşünmek doğru değildir. Daha öncede söylediğimiz gibi bu örnekler bizim dünyamızdan akla yaklaştırılmak için alınmış ödünç kelimelerdir. Burada önemli olan terazinin nasıllığı değil adaletin ve hakkaniyetin Kur’ân’ın ifâdesiyle “bir hardal tanesi” kadar şaşmamasıdır. Anlaşılıyor ki, tartıları/sevapları ağır gelenler razı oldukları mutlu bir yaşam içerisinde olacaklar. Tartıları hafif gelenler yâni günahları fazla sevapları az ya da hiç olmayanlar ise “Haviye” adı verilen cehennemin bir yerine atılacaklardır.

Kari’a/9. âyette cehennemin adlarından biri olan tanıtılan “Hâviye” sözcüğü “derin bir çukur, uçurum” anlamındadır. Ama bu kelime tek başına kullanılmamış başına “Üm/Ana” ifâdesi getirilerek “tartıları hafif gelenlerin anası haviyedir” denilmiştir. Bu edebî sanatın iki anlamı vardır: Birincisi Arapçada “anası onu kaybetti, uçuruma, derin çukura düşürdü” deyiminden kaynaklanan “helâk oluş, üzüntü ve ölüm” anlamınadır. İkincisi ise ana nasıl çocuğunu kucağına alıp sarıyor ve bağrına basıyorsa, haviye denilen cehennemin ateşi de o kişiyi öyle sarıp bağrına basacaktır demektir.

Bu trajik sondan sonra hitap tekrar Hz. Peygamber’e dönmekte ve şöyle bir soru sorulmaktadır: “Bilir misin nedir o [uçurum]?” veyâ başka bir çeviri ile “(haviye’nin) ne olduğunu sen bilir misin?”[3] Şüphesiz ilk defâ kullanılan bu kavramın özelliğinin/mahiyetinin Hz. Peygamber tarafından bilinmesi, idrâk edilmesi mümkün değildir. Bu nedenle hâviyenin ne olduğu Kari’a/11. âyette Allah tarafından şöyle açıklanır: “Dağlayan bir ateştir o!”[4] Başka bir ifâde ile “son derece kızgın/kızışmış bir ateş” anlamındadır. Âyette zaten kızgın olduğu bilinen ateşe “kızgın” vurgusunun yapılması o ateşin insânların bildiği ateşten farklı olduğu belirtilmek içindir. Veyâ onun yanında sizin bildiğiniz ateşler pek hafif kalır denilmek istenmiştir.

Bütün bu açıklamalardan sonra görülüyor ki; Kari’a Sûresi tüm Mekki sûrelerden görüldüğü gibi evrensel kıyâmetle başlayacak âhiret hayatının zorlu duraklarını uyarıcı/uyandırıcı sert ve şiddetli bir üslupla bize duyurmaktadır. Önce hiç beklenmedik anda gelen korkunç bir ses/belâ/vuruş kapımıza/varlığımıza çarpmakta, sonra bu sesle birlikte insânların şaşkınlığı pervanelere benzetilmekte ve dağlar/benlikler un ufak/toz olup atılmaktadır. Artık bundan sonra âhiret hayatının kuralları devreye girmiş “adalet terazileri” kurulmuştur. Yeryüzünde “Mizân/Ölçü” tanımayanların eylemleri şimdi Allah’ın şaşmaz terazisinde tartılacaklardır. Ve Allah, kim neyi hak etmişse onun karşılığını sahibine eksiksiz olarak verecektir. İyilikleri ağır basanlar yâni Allah’ın hükmüne yaşadıkları sürece rıza gösterenler mutlu bir hayata, kötülükleri ağır basanlar ise derin bir çukura/ümitsizliğe düşeceklerdir. Bu ümitsizlik, bir ana gibi onları kucaklayacak ve son pişmanlığın yakıcı ortamda çaresizce kalacaklardır.

Dipnotlar

[1] Enbiya/47.

[2] Kari’â/6-8  “Fe emmâ men sekulet mevâzînuhu. Fe huve fî îşetin râdiyetin. Ve emmâ men haffet mevâzînuhu. Fe ummuhu hâviyetun.”

[3] Kari’a/10 “Ve mâ edrâke mâ hiyeh.”

[4] Kari’a/11 “Nârun hâmiyetun.”

Necmettin Şahinler

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Recent Posts

  • Gündem

Avrupa Sokaklarında Öfke: Siyonist Etki İhtimali Göz Ardı Edilebilir mi?

Avrupa Sokaklarında Öfke: Kendiliğinden mi, Yönlendirilen Bir Dalga mı? Avrupa'nın farklı ülkelerinde yükselen toplumsal tepkiler,…

5 saat ago
  • Gündem

“Bize Nasıl Kıydınız?”: İnanç, Vicdan ve Haksızlık Üzerine Bir Sinema Hafızası

“Bize Nasıl Kıydınız?”: İnanç, Vicdan ve Haksızlık Üzerine Bir Sinema Hafızası Emine Şenlikoğlu’nun eserinden sinemaya…

6 saat ago
  • Genel

Türkiye Mekke Anlaşması ile Neyi Hedefliyor?

Türkiye Mekke Anlaşması ile Neyi Hedefliyor? MAKALENİN SESLİ ANLATIMI Mekke Anlaşması'nı Türkiye'nin milli çıkarları açısından…

11 saat ago
  • Genel

Türkiye’nin Petrol Üretimi Arttı!

Türkiye’nin Petrol Üretiminde Güçlü Adım Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Türkiye’nin enerji üretimine ilişkin sevindirici gelişmeleri…

14 saat ago
  • Genel

Libya’dan Yunanistan’a Eleştiri

Libya’dan Yunanistan’a Eleştiri: Hakkından Fazlasını İstiyor Libya Başkanlık Konseyi Başkan Yardımcısı Musa el-Koni, Yunanistan’ın deniz…

15 saat ago
  • Genel

İsrail’i Protesto Ederken Saldırıya Uğradı

Kemal Sağlam’dan Adalet Çağrısı: “Biz Adalet Arıyoruz!” Rize’de “Kahrolsun İsrail” sloganı attıktan sonra darbedilen Dr.…

16 saat ago