islami haberortadoğu haberlerimirat analizmirat tv
DOLAR
16,6198
EURO
17,3800
ALTIN
971,09
BIST
2.401,96
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
27°C
İstanbul
27°C
Açık
Perşembe Açık
28°C
Cuma Açık
27°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
26°C
Pazar Açık
27°C

TUNUS- TÜRKİYE

TUNUS- TÜRKİYE
28.05.2022
A+
A-

Tunus, Rusya – Ukrayna savaşının etkisini iki temel boyutta hissetti: ekonomik ve diplomatik olarak. Ekonomisi zaten büyük bir baskı altında olan Tunus, buğdayının yaklaşık yüzde 80’ini Ukrayna’dan alıyor. Çatışmanın bir sonucu olarak, Tunus’ta buğday fiyatları on dört yılın en yüksek seviyesine ulaştı ve Tunuslu ailelerin ekmek ve diğer temel gıda maddelerini satın almalarını daha da zorlaştırdı. Tunuslular da petrol fiyatlarındaki küresel artışın acısını yaşıyor. Yakıtı sübvanse eden Tunus hükümeti, bütçesini varil başına 75 dolar petrol fiyatı etrafında planladı. Ancak petrol fiyatları varil başına 100 dolar civarındayken hükümet, ülkenin devasa bütçe açığını dizginlemek için Şubat ayında iki kez yakıt fiyatlarını yükseltmek zorunda kaldı.

Tunus, Uluslararası Para Fonu (IMF) ile bahsedilen konularda ve hızla artan işsizlik gibi ülkenin karşı karşıya olduğu sayısız diğer ekonomik zorlukların ele alınmasına yardımcı olacak bir paket üzerinde müzakerelerin ortasında bulunmakta. Ancak Başkan Kais Saied’in 25 Temmuz 2021’de  iktidarı ele geçirmesi ve ardından gelen otoriter gerileme, ülkenin Batılı bağışçılarla ilişkisini çok kırılgan hale getirdi IMF müzakerelerini karmaşıklaştırdı. Ayrıca, Saied’in Batı ile ilişkisi, Tunus’un Rus işgaline verdiği diplomatik tepkiyle daha da kötüleşti. Tunus, Arap komşularının çoğu gibi, hem turizm hem de ticaret için büyük ölçüde bağımlı olduğu Rusya ile iyi bir ilişki sürdürmekle, mali ve diplomatik ilişkileri olan ABD ve Avrupa’yı yabancılaştırmaktan kaçınmak arasındaki ince çizgide yürümeye çalışıyor. Tunus ekonomisini ayakta tutmak için Batı’dan gelecek olan destek çok önemli olacak.

Diplomatik cephede, Tunus’un Rusya’nın Ukrayna’yı işgaline yüksek sesle karşı çıkmaması Batı’yı öfkelendirdi. 28 Şubat’ta AB’nin Tunus büyükelçisi, Tunus’un tarafsızlık girişimini dile getirerek, “saldırgan ile kurban arasında tarafsız kalmanın da tavır almak olduğunu” belirtti. Tunus, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini kınayan 2 Mart BM Genel Kurulu kararının lehinde oy kullandı. Ancak birkaç gün sonra Rusya’nın yeni Tunus büyükelçisini kabul eden Tunus Dışişleri Bakanı Othman Jerandi, iki ülke arasındaki ikili ilişkinin öneminin ve Tunus’un bu ilişkiyi güçlendirme arzusunun altını çizdi. Şüphesiz Batı’nın Rusya için beklediği soğuk karşılama bu değildi.

Saied hükümeti, birleşik ve güçlü bir Batı muhalefeti karşısında Rusya’ya yakınlaşmaya devam etmek için ne gibi bir bedel ödemeye hazır olduğunu dikkatlice düşünmelidir. Böyle hassas bir zamanda, Tunus’un Rusya’ya yaltaklanması, ülkenin dayanamayacağı bir bedele mal olabilir.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali devam ederken, bölgedeki stratejisinin merkezi bir özelliği netleşti: Karadeniz kıyı şeridini kontrol etmek. Bu durum, Rusya ile Moldova’da Rus kuvvetlerinin halihazırda mevcut olduğu ayrılıkçı Transdinyester bölgesi arasında süreklilik sağlayarak; ve nihayetinde Karadeniz’deki askeri dengeyi Rusya’nın lehine daha fazla eğerek Ukrayna’yı kara ile çevirir.

Rusya, Ukrayna’yı işgalinden önce Karadeniz’deki donanma varlığını zaten güçlendirmişti. 2014’te Kırım’ı ilhak ettikten ve orada erişim önleme, alan engelleme (A2/AD) yetenekleri ve füze sistemleri konuşlandırdıktan sonra büyük ölçüde denizde ve hava sahasında üstünlük sağladı. Şimdi, daha da büyük bir hakimiyete ulaşıyor.

Bölgesel bir NATO müttefiki olarak Türkiye buna karşı dikkatli olmalıdır. Hem emperyal Rusya hem de Osmanlı İmparatorluğu’nun bir askeri çatışma geçmişi vardır. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna’yı işgal etme kararını açıklarken, Rusya’nın Osmanlıları yenilgiye uğratmasına ve Karadeniz’i çevreleyen toprakların fethine atıfta bulunarak bu konudaki görüşünü dile getirmişti.

2016 yılında Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Karadeniz’in bir “Rus gölüne” dönüşmesinden şikayet etti ve NATO’nun bölgedeki yetersiz varlığının altını çizdi. Ancak Türkiye’nin Rusya ile ilişkileri o zamandan beri önemli ölçüde ısındı; bugünlerde Ankara bu konuda sessiz kalmayı tercih ediyor.

Bununla birlikte, Rusya’nın işgali, Türkiye’nin savunma sanayii de dahil olmak üzere Ukrayna ile olan ilişkisini genişletme planlarını alt üst etti. Türk ekonomisi krizde ve Türkiye, hem enerji bağımlılığı hem de de daha önemlisi Moskova’nın Suriye’de ipleri elinde tutması ve Ankara’yı zayi etmesi nedeniyle Rus düşmanlığına maruz kalıyor. Türkiye yine de dimdik durdu ve Rusya’nın işgalini bir savaş eylemi olarak nitelendirdi, işgalinin öncülünü reddetti ve hatta Türk Boğazlarını gemilere kapattı. Ancak Moskova ile köprüleri yakmamak için yaptırımlardan uzak durmaya özen gösterdi. Bu anlaşılabilir bir durumdur, ancak Türkiye’nin Rusya’nın Karadeniz’deki geniş erişim alanına karşı strateji oluşturma ihtiyacını ortadan kaldırmaz. Bunu gerilimi tırmandırmadan üç şekilde yapabilir:

  1. Boğazların kapatılmasını sıkı bir şekilde uygulamak. Rusya, Türkiye’nin kararlılığını test edecek ve Ankara, savaş durumu olduğu sürece kararının arkasında durmak zorunda kalacak. Ayrıca, bu durum Rusya’nın Montrö Sözleşmesi’nin denizaltı geçişlerine ilişkin hükümlerini kötüye kullanma girişimlerini incelemede Türkiye’ye avantaj sağlayabilir.
  2. Müttefiklerle veri toplama ve paylaşma çabalarını geliştirmek. Karadeniz’de deniz ve hava durumsal farkındalığı daha da kritik hale geldi.
  3. NATO’nun operasyon eksikliklerini doldurmak. Türkiye, Montrö Sözleşmesine göre Karadeniz’de devriye gezen ve gelecekte NATO konuşlandırmalarını destekleyen NATO’nun daimi deniz kuvvetlerindeki boşlukları doldurmaya yardımcı olabilir.
ETİKETLER:
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.