Türk, Kürt, Arap değil, “İslâm Milleti”

Abdullah Yıldız

Osmanlı Devleti’nin son yıllarında Müslümanların birliğinin hızla dağıldığını ve bunun en başta gelen nedeninin de kavmiyetçilik olduğunu gören Mehmet Âkif, “İslâm Birliği”ni ve vahdeti ısrarla savunur.

“Kavmiyet” ve “milliyet” kavramlarını birbirinden hassasiyetle ayıran ve “ırkçılık” manasını verdiği kavmiyetçiliğe şiddetle karşı çıkan Âkif “Kavmiyet gayreti güdenler bizden değildir” hadisini (Ebû Dâvûd, Edeb 121) sıkça hatırlatarak bütün Müslümanlara seslenir: “Ey cemaat-ı Müslimîn! Siz ne Arapsınız, ne Türksünüz, ne Arnavutsunuz, ne Kürtsünüz, ne Lâzsınız, ne Çerkezsiniz! Siz ancak bir milletin efradısınız ki o millet-i muazzama da İslâm’dır. Şayet kiminiz Araplığına, Arnavutluğuna, kiminiz Türklüğüne, kiminiz Kürtlüğüne sarılacak, sizi rabıtaların en metini ile birleştirmiş olan din kardeşliğini bir tarafa bırakacak iseniz, neûzu billah, hepimiz için hüsran-ı mübin muhakkaktır.” (Sebîlürreşâd, 7 Haziran ve 27 Eylül 1328/1912)

Zira ırkçılık Müslümanları birbirine düşürecektir: “Birbirinizle uğraşmayınız, yoksa korkaklaşır, kuvvetten düşersiniz…” nehyi ilahisi (Enfal suresinin 46. ayeti) en açık ve en kesin şekilde gösteriyor ki, ‘ittihattan ayrılan, birbirleriyle uğraşan milletler evvelâ şecaat, metanet, özgüven gibi seciyelerden uzaklaşıyor; sonra da satvetine, şevketine, istiklâline ebediyyen veda ediyor’. (Sebîlürreşâd, 17 Mayıs 1328/1912)

Âkif, Safahat’ındaki “Hakkın Sesleri” şiirinde de, şu hadisten hareketle kavmiyetçiliği mahkum eder:

“Nizâr evlâdı: ‘Yetişin ey Nizâr oğulları!’ Yemenliler de: ‘Yetişin ey Kahtan oğulları!’ dedi mi, hemen tepelerine felâket iner; hemen Allah’ın nusreti üzerlerinden kalkar; hepsine birden de kılıç musallat olur.” (Hadis-i Şerif)

Hani, milliyyetin İslâm idi… Kavmiyyet ne!
Sarılıp sımsıkı dursaydın a milliyyetine.
“Arnavutluk” ne demek? Var mı şerîatte yeri?
Küfr olur, başka değil, kavmini sürmek ileri!
Arabın Türke; Lâzın Çerkese, yâhud Kürde;
Acemin Çinliye rüchânı mı varmış? Nerde!
Müslümanlık’ta “anâsır” mı olurmuş? Ne gezer!
Fikr-i kavmiyyeti tel’în ediyor Peygamber.
En büyük düşmanıdır rûh-i Nebî tefrikanın;
Adı batsın onu İslâm’a sokan kaltabanın!
***

Artık ey millet-i merhûme, sabâh oldu uyan!
Sana az geldi ezanlar, diye ötsün mü bu çan?
Ne Araplık ne de Türklük kalacak aç gözünü!
Dinle Peygamber-i Zîşân’ın İlâhî sözünü.

Türk Arapsız yaşamaz. Kim ki “yaşar” der, delidir!

Arabın, Türk ise hem sağ gözü, hem sağ elidir.

Veriniz başbaşa; zîrâ sonu hüsrân-ı mübîn:
Ne hilafet kalıyor ortada, billâhi ne din!
“Medeniyyet!” size çoktan beridir diş biliyor;
Evvela parçalamak sonra da yutmak diliyor: (…)
Bunu benden duyunuz, ben ki evet, Arnavut’um…
Başka bir şey diyemem… İşte perişan yurdum!.. (6 Mart 1913)

Türk, Kürt, Arap… kavmi değil İslâm milleti kimliğine çağıran Âkif, “Süleymaniye Kürsüsünde” şiirinde “Kendi mâhiyyet-i rûhiyyeniz olsun kılavuz” der… Onun amacı bütün Müslümanların ayağa kalkmasıdır.

Sezai Karakoç üstad, “Mehmed Âkif” kitabında (s. 54) onun bu kuşatıcı idealini şöyle özetler:

“Âkif, o batış yıllarında, tam bir fikir kargaşalığı içinde, o korkunç tez enflasyonu içinde tek gerçek ve sağlam tezi buldu: İslâm. Ne tarihi ve milleti inkâr demek olan batıya tapıcılık, ne ırkın taş devrine dönüş özlemindeki primitifliği ihya deliliği, ne durgun doğuculuk: İslâm’ın yeniden dirilişi.”

İslâm’ın yeniden dirilişi ise, Müslümanların ayrılıklara son vererek İslâm Birliğini kurmalarına bağlıdır.

“İstiklal ve İstikbal Şairi” Âkif’in yüz on yıl önce bir çâre-i necât olarak Müslümanların önüne koyduğu “İslâm milliyetine sımsıkı sarılmak”tan başka bir seçeneğimiz bugün de yok, yarın da olmayacak… Biline!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here