
Geçtiğimiz hafta TBMM’de görüşülmeye başlanan ve ilk dört maddesi kabul edilen İklim Kanunu bir çevre düzenlemesi değildir. Bu yasa, Paris İklim Antlaşması’nın uygulama aracı olarak ülkemize dayatılan, emperyalizmin küresel denetim mekanizmasının bir parçasıdır. Görünenin ardında ise çok daha büyük bir tehlike yatıyor: Milli egemenliğin ve Türk sanayisinin pranga altına alınması, Türkiye’nin sanayisizleştirilmesi ve bireylerin dijital bir tahakküme maruz bırakılması. Yani 21. yüzyılda hedef topraktı; bugün hedef insandır, insanlığın işgal edilmesidir!
Paris İklim Antlaşması ve İklim Kanunu gibi dizaynlar, çevreci söylemlerle süslenmiş/soslandırılmış bir küresel kontrol projesidir. Konunun çevreyle, doğayla, iklimle, sürdürülebilir bir gelecekle alakası yoktur. İklimin değiştiğini iddia edenler, iklimi ‘iklim modifikasyonlarıyla/iklim silahlarıyla’ kendileri değiştirmekte, yapay tohumlama teknolojisi ile yağmur bulutlarını manipüle etmekte, istenilen bölgelerde kuraklık istenilen bölgelerde seller gibi yapay felaketler dizayn edebilmektedirler. Bu 5. jenerasyon savaş konseptinin iklim silahları bölümünün konusudur.
Vatikan Konsili’nin aldığı kararlar çerçevesinde Ekümenik hareketin kıtlık ve doğal/yapay afetleri, cehalet ve yoksulluğu, artan konut sıkıntısı ve küresel ölçekte gelir dağılımında adaletsizlik oluşturulması gibi suni oluşturulan krizleri, bu sıkıntıların giderilmesi adına Mesih’e inanan tüm inananların bu kriz sürecinde kurtuluş umudu ile Mesih beklentisine kapılmaları inancını doğrucağından, bu strateji ile Hristiyan birliğinin yolunun açılabileceği düşünülmekte ve bilinçli olarak suni krizler oluşturulmaktadır. Vatikan Konsili’nin aldığı kararlarda stratejiler açıkça belirtilmektedir. Büyük Sıfırlama (Great Reset) planları hızla ilerliyor. Ekümenizm, İstanbul’u Ecumenopolis olarak işgal etmeyi amaçlıyor.
Dünyayı kirleten devletlere baktığımızda karbon salınım oranları çerçevesinde Türkiye’nin yalnızca %1,13 oranında karbon salınımına sahip olmasına rağmen bu ağır sorumluluğu kabul etmeye zorlanması, açıkça sanayimize vurulmak istenen emperyal bir pranganın göstergesi, bireylerimize uygulanmak istenen dijital kontrol düzeninin (karbon ayak izi uygulamasının) bir yansımasıdır.
Dünyayı kirleten ilk üç devlete baktığımızda Çin’in %32.48, ABD’nin %12.61 ve Hindistan’ın %6.71 oranıyla Türkiye’den daha yüksek oranlarda karbon salınımına neden olduklarını görüyoruz. Bu üç ülkenin toplamda %51.8’lik bir karbon salınımı yüküne sahip olması, bu kanunla asıl hedefin kim olduğu oldukça netleşmektedir. Bu ülkeler sorumluluk kabul etmeyecek, antlaşmalardan çekilecek, antlaşmaları kabul dahi etmeyecek ama yalnızca %1,13’lük etkisi olan Türkiye hem sanayisine hem doğasına hem insanına bu prangayı vurduracak/bu kısıtlamaya tabii tutturacak? Bunun adı düpedüz küresel şirketlerin Türkiye’yi sanayisizleştirmesi, bireyleri ise dijital tahakküm altına alarak milli egemenliğe müdahele anlamına gelir.
Trump yönetiminin ABD’de göreve gelir gelmez Paris iklim Antlaşması’ndan anlaşmasından çekilmesi tesadüfi değildir. “Yeşil sahtekârlık” olarak adlandırdığımız bu sistem doğayı değil, sermayeyi korur, sermayeyi üstün tutar, bireyleri şirketlerin tapulu malı, ödüllendirip cezalandırdığı bir esaret zincirine (Blockchain’e) bağlar/hapseder.
Karbon ayak izi ölçümleri ile bireysel yaşantıya müdahale edilerek Çin tipi bir sosyal kredi sistemine benzer uygulamalar hayatımıza girecektir. Isınmadan ulaşıma, tüketimden seyahate kadar her alanda vatandaş puanlanacak, cezalandırılacaktır küresel sermaye/şirketler tarafından. Üstelik bu sistem, nakitsiz toplum projesiyle birleştiğinde bireyler dijital kartlar üzerinden yönlendirilecek; mahremiyet, özgürlük ve tercih hakkı ciddi şekilde kısıtlanacaktır.
Bu yasa, tarım ve hayvancılığı yok ederek GDO’lu ve yapay etle beslenen bir toplumun inşasına, Türk milletinin kendi toprağında kendi ürününü üretmesinin engellenmesine hizmet edecektir. Bu yasa, “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ilkesini bir kenara bırakıp, egemenliği küresel aktörlerin emrine sunan bir düzenlemedir.
O nedenle Gazi Meclisimize sesleniyorum: Bu bir çevre yasası değil, bir egemenlik devridir! Milletimizin geleceğini ipotek altına alacak bu tehlikeyi durdurun. Sanayiye, tarıma, hayvancılığa, bireyin özgürlüğüne ve ülkenin egemenliğine vurulmak istenen bu zincire karşı ‘Hayır!’ deyin. Çünkü mesele bir siyaset meselesi değil, mesele Türkiye meselesidir!
Ömer Memoğlu
İSLAMİ HABER ‘MİRAT’ -YOUTUBE-
Eğer bu iddialar doğru ise buna sebep olanları veya göz yumanları Cenabı Allah her iki dünyada de de rezil ve rüsvay etsin.