
TBMM Çocukların Her Türlü Şiddet, İhmal ve İstismardan Korunması ile Suçluluğun Önlenmesi Araştırma Komisyonu tarafından hazırlanan taslak rapor, Türkiye’de çocukların karıştığı suçlarda son dokuz yılda ciddi bir artış yaşandığını ortaya koydu. Rapora göre, 2015 yılında 133 bin 829 olan çocukların karıştığı olay sayısı, 2024 itibarıyla yüzde 51,5 artarak 202 bin 785’e yükseldi.
En dikkat çekici artış ise yaralama ve uyuşturucu suçlarında görüldü. Yaralama olayları yüzde 78,6 artarken, uyuşturucu kullanma, satın alma ve satma suçları yüzde 119,5 oranında yükseldi.
Raporda çocukların suça sürüklenmesini önlemek amacıyla okul öncesinden itibaren zorunlu psikososyal taramalar yapılması, okullarda güvenlik kameraları ve kartlı geçiş sistemlerinin yaygınlaştırılması, her okula en az bir rehber öğretmen atanması ve dezavantajlı bölgelerde “Güvenli Okul Planı” uygulanması önerildi.
Ayrıca ailelere ekonomik ve psikolojik destek sağlanması, dijital platformlarda suç ve şiddeti özendiren içeriklerin daha sıkı denetlenmesi, çocukların okuldan kopmasını önleyecek eğitim modellerinin güçlendirilmesi tavsiye edildi.
Komisyon, “suça sürüklenen çocuk” yerine “adli süreçteki çocuk” ifadesinin kullanılmasını önerirken, ağır suçlarda çocuklara uygulanan ceza üst sınırlarının artırılmasını ve mevcut infaz sisteminin yeniden yapılandırılmasını da gündeme getirdi.
Dört aylık çalışma sonunda hazırlanan 691 sayfalık taslak raporun, milletvekillerinin değerlendirmelerinin ardından TBMM Başkanlığı’na sunulacağı bildirildi.

Çocukların başarısında da, başarısızlığında da, suça sürüklenmesinde de üç temel unsur vardır:
1- Eğitim sistemi (Okul)
2- Aile
3- Çevre
TBMM’nin hazırladığı rapor, çocuk suçluluğundaki ürkütücü artışı rakamlarla ortaya koyuyor. Elbette raporda yer alan tedbir önerileri önemlidir. Ancak bana göre asıl mesele, çocuk suçluluğunun sonuçlarıyla değil, sebepleriyle yüzleşmektir.
Her şeyden önce eğitim sistemimizi masaya yatırmak zorundayız.
Kim ne derse desin, çocuklarımızın suça sürüklenmesinin en önemli sebeplerinden biri, yıllardır uygulanan laik ve Kemalist maarif anlayışıdır. Çünkü bu sistem, insan yetiştirmekten çok sınav kazandırmayı hedeflemiştir. Ahlakı değil başarıyı, vicdanı değil rekabeti, kulluğu değil kariyeri öncelemiştir.
Bugün okullarımızda matematik öğretiliyor…
Fen öğretiliyor…
Yabancı dil öğretiliyor…
Ama Allah korkusu…
Kul hakkı…
Helal-haram hassasiyeti…
Merhamet…
Adalet…
Emanet bilinci…
Bunlar gerektiği kadar öğretilmiyor.
Sonra da neden şiddet arttı, neden uyuşturucu arttı, neden çocuk suçluluğu yükseldi diye şaşırıyoruz.
Unutmayalım…
Kalbi boş bırakılan çocuğun zihni ne kadar bilgiyle doldurulursa doldurulsun, o boşluğu mutlaka başka şeyler dolduracaktır.
Bizim ihtiyacımız olan, çocuğu sadece meslek sahibi yapan değil; aynı zamanda güzel ahlak sahibi yapan bir maarif sistemidir. Kur’an’ı rehber, Resûlullah’ın (sav) sünnetini hayat modeli olarak gösteren bir eğitim anlayışına her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.
***
İkinci büyük sorumluluk ise ailelerdedir.
Anne babalar, çocuklarının hangi liseyi, hangi üniversiteyi kazanacağını düşündükleri kadar; Rabbinin huzuruna nasıl çıkacağını da düşünmek zorundadır.
Evladına telefon alırken gösterdiğin hassasiyeti, namaz alışkanlığı kazandırırken de göstermiyorsan…
Dershaneye gönderdiğin kadar camiye de göndermiyorsan…
Diplomasını düşündüğün kadar ahiretini düşünmüyorsan…
Ortada ciddi bir eksiklik var demektir.
Bir başka önemli hata da şudur:
Her çocuk doktor olacak…
Her çocuk mühendis olacak…
Her çocuk üniversite okuyacak…
Hayır…
Allah her kula farklı bir istidat vermiştir.
Anne babanın görevi, çocuğunu kendi hayallerine göre şekillendirmek değil; Allah’ın ona verdiği kabiliyeti keşfetmesine yardımcı olmaktır.
***
Üçüncü unsur ise çevredir.
Eskiden kötü çevre denildiğinde aklımıza sokak gelirdi.
Bugün ise en tehlikeli sokak, cebimizde taşıdığımız telefonun içindedir.
Çocuklarımız saatlerce ekran başında…
Kimlerle konuşuyor?
Ne izliyor?
Kimleri örnek alıyor?
Hangi oyunları oynuyor?
Hangi sosyal medya fenomenlerini takip ediyor?
Bunların çoğunu anne babalar bilmiyor.
İnternet; doğru kullanılırsa büyük bir nimettir.
Yanlış kullanıldığında ise çocuklarımızın ahlakını, şahsiyetini ve geleceğini çalan görünmez bir hırsızdır.
Bu sebeple hem ailelerin hem de devletin dijital dünyaya karşı çok daha dikkatli olması gerekiyor.
Kısacası…
Çocuk suçluluğunu sadece polis tedbirleriyle, daha ağır cezalarla veya güvenlik kameralarıyla önleyemeyiz.
Çünkü suç, önce kalpte başlar; sonra davranışa dönüşür.
Kalbi ihmal edilen bir nesli kanunlarla kurtarmak kolay değildir.
Biz önce insan yetiştirmeyi yeniden öğrenmeliyiz.
Kur’an’ın rehberliğinde…
Peygamber Efendimizin (sav) örnekliğinde…
Ahlakı merkeze alan bir eğitim anlayışıyla…
Ailesini ihmal etmeyen anne babalarla…
Ve çocuklarını kötülüğün değil, iyiliğin çevresiyle buluşturan bir toplumla…
İşte o zaman TBMM raporlarında çocuk suçluluğundaki artışları değil, çocuklarımızın güzel ahlakta ve erdemde gösterdiği yükselişi konuşmaya başlarız.
KONUYLA İLGİLİ VİDEOMUZ:
İSLAMİ HABER “MİRAT”