islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
45,4002
EURO
53,3613
ALTIN
6.853,66
BIST
14.973,19
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
25°C
İstanbul
25°C
Az Bulutlu
Çarşamba Parçalı Bulutlu
23°C
Perşembe Az Bulutlu
18°C
Cuma Az Bulutlu
20°C
Cumartesi Az Bulutlu
23°C

TÜRKİYE İSRAİL SAVAŞINDA, ABD VE NATO’NUN DURUŞU NASIL OLUR

TÜRKİYE İSRAİL SAVAŞINDA, ABD VE NATO’NUN DURUŞU NASIL OLUR

TÜRKİYE İSRAİL SAVAŞINDA, ABD VE NATO’NUN DURUŞU NASIL OLUR

Türkiye bir NATO üyesi. NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü), II. Dünya Savaşı sonrası Soğuk Savaş döneminde, 1949 yılında, kolektif savunma ilkesi üzerine kurulmuş bir ittifak..Temel amacı, üye devletlerin güvenliğini sağlamak ve özellikle Sovyetler Birliği’ne karşı bir denge oluşturmaktı. Ancak, NATO’nun kuruluşundan bu yana geçen 76 yılda, ittifakın işleyişi, finansmanı, askeri kapasitesi ve stratejik yönelimleri incelendiğinde, siyasal gözlemcilerin “NATO demek ABD demek” ifadesinin güçlü bir temeli olduğu görülmekte.
Öncelikle şunu belirtmek gerekir; NATO’nun kuruluşunda ABD’nin liderliği belirleyici olmuştur. 1949’da Washington Antlaşması’nın imzalanmasıyla kurulan ittifak, büyük ölçüde ABD’nin Soğuk Savaş stratejisinin bir ürünüdür. Avrupa, II. Dünya Savaşı’nın yıkımından yeni çıkmış, ekonomik ve askeri açıdan zayıf durumdayken, ABD hem Marshall Planı ile ekonomik toparlanmayı desteklemiş hem de NATO aracılığıyla Avrupa’nın güvenliğini garanti altına almıştır. ABD, NATO’nun kurulduğu günden itibaren liderlik koltuğunu elinde tutmuş ve ittifakın stratejik yönelimlerini şekillendirmiştir.

NATO’nun finansmanı, ABD’nin ittifak içindeki ağırlığını anlamak için kritik bir göstergedir. NATO’nun ortak bütçesi üye ülkelerin katkılarıyla oluşsa da, bu bütçenin yaklaşık %70’i doğrudan veya dolaylı olarak ABD tarafından sağlanmaktadır. 2023 verilerine göre, ABD’nin savunma harcamaları yaklaşık 877 milyar dolar iken, bu rakam NATO’nun Avrupa’daki tüm üyelerinin savunma harcamalarının toplamını (yaklaşık 380 milyar dolar) kat kat aşmaktadır. NATO’nun operasyonel maliyetleri, ortak tatbikatlar, altyapı yatırımları ve teknolojik gelişim projeleri büyük ölçüde ABD’nin mali katkılarıyla finanse edilmektedir.
NATO’nun askeri kapasitesinin temel taşı, hiç şüphesiz ABD’dir. İttifakın en büyük askeri gücü olan ABD, NATO’nun hızlı tepki kuvvetlerinin, nükleer caydırıcılığının ve teknolojik üstünlüğünün ana sağlayıcısıdır. NATO’nun Avrupa’daki en büyük askeri varlığı, ABD’ye ait Ramstein Hava Üssü (Almanya) gibi stratejik üslerdir. Ayrıca, NATO’nun nükleer paylaşım politikası kapsamında, Avrupa’da konuşlandırılan nükleer silahların büyük kısmı ABD’ye aittir ve ABD’nin onayı olmadan kullanılamaz. Avrupa ülkelerinin askeri kapasiteleri, özellikle modern savaş teknolojileri ve küresel erişim açısından, ABD’nin gölgesinde kalmaktadır.

NATO’nun stratejik kararları, genellikle ABD’nin dış politika öncelikleriyle uyumludur. Soğuk Savaş boyunca, ittifakın ana hedefi Sovyetler Birliği’ni dengelemekti ve bu strateji, ABD’nin küresel liderlik vizyonuna dayanıyordu. Soğuk Savaş sonrası dönemde ise NATO, ABD’nin çıkarlarına paralel olarak genişledi. Örneğin, eski Varşova Paktı ülkelerinin (Polonya, Çekya, Macaristan vb.) NATO’ya entegrasyonu, Rusya’ya karşı bir güvenlik kuşağı oluşturma stratejisinin bir parçasıydı ve bu süreçte ABD’nin diplomatik liderliği belirleyici oldu. Günümüzde, Ukrayna-Rusya Savaşı bağlamında NATO’nun doğu kanadını güçlendirme politikası da büyük ölçüde ABD’nin inisiyatifiyle şekillenmektedir. ABD, NATO’nun stratejik doktrinlerini belirlerken, diğer üye ülkeler genellikle bu vizyona uyum sağlamak durumundadır.

ABD, NATO’nun sadece en büyük finansörü ve askeri gücü değil, aynı zamanda stratejik vizyonunun da belirleyicisidir. Avrupa ülkeleri, kendi güvenliklerini sağlama konusunda NATO’ya bağımlı olmaya devam ettikçe ve ABD’nin ekonomik-askeri üstünlüğü sürdükçe, bu durum değişmeyecektir. NATO, kolektif bir ittifak olsa da, bu ittifakın kalbi ve beyni Washington’da atmaktadır.

NATO, 1949’dan beri kolektif savunma üzerine kurulu bir ittifaktır. Temel ilkesi, Madde 5’tir: Bir üye ülkeye yapılan silahlı saldırı, tüm üyelere yapılmış sayılır ve üyeler “gerekli gördükleri eylemleri” alır.

Türkiye, 1952’den beri NATO’nun en büyük ikinci ordusuna sahip bir üyesidir (yaklaşık 400.000 aktif personel). Ancak, bu madde sadece savunma amaçlıdır ve saldırgan bir üyenin eylemlerini kapsamaz.
O nedenle, Türkiye’nin kendince gerekçelerle İsrail’e savaş açması 5. Maddeyi tetiklemez. Aksine, Türkiye’nin üyeliği sorgulanabilir ve hatta ihraç mekanizması devreye girebilir.
Eğer, saldırgan taraf İsrail olursa NATO’nun yaklaşımı nasıl olur sorusu başta gelen sorulardan biridir. Türkiye’nin topraklarına saldırı durumunda NATO, Madde 5 teorik olarak devreye girer. Bu durumda NATO’num Türkiye’yi korumak için lojistik, istihbarat veya askeri destek sağlaması gerekir ancak, kararların oy birliğiyle alınması düşünülürse pratikte ABD’nin veto gücü bu desteği engelleyebilir. NATO, kurumsal olarak Türkiye’nin yanında durmak zorunda kalır, ama ABD’nin etkisiyle bu destek sembolik kalır. ABD’nin dış politikası, İsrail’le olan “özel ilişki”siyle şekillenir. Yıllık 3,8 milyar dolar askeri yardım, istihbarat paylaşımı ve nükleer caydırıcılık gibi unsurlar, İsrail’i “bölgesel hegemon” noktasına taşımaktadır. 2025’te bu ilişki, Trump yönetimi sonrası daha da güçlenmiştir.
Bir Türkiye-İsrail savaşında ABD, İsrail’i terk etmez. ABD, NATO’yu bile riske atarak İsrail’i destekler. İsrail’in Türkiye’ye saldırması halinde ABD, “arabuluculuk” kisvesi altında İsrail’i korur ve NATO’yu felç eder. Brookings Enstitüsü’nün eski raporları, ABD-Türkiye-İsrail üçgeninde Washington’un her zaman Tel Aviv’i öncelendirdiğini gösterir.

ABD-Türkiye ilişkilerindeki gerilim 2025’te de S-400 alımı, Suriye’deki YPG desteği ve Gazze’deki Erdoğan’ın Hamas yanlısı söylemleri nedeniyle daha da artmıştır.

“Türkiye’yle savaş, küresel düzeni sarsar” ama bu, ABD’nin İsrail’i feda etmeyeceği anlamına gelir. ABD, NATO’yu dağıtmaya razı olur ama İsrail’i terk etmez. ABD, stratejik çıkarları gereği İsrail’in yanında yer alır; NATO ise Türkiye’nin müttefiki olarak kalır ama ABD’nin baskısıyla etkisizleşir. Bu, “NATO demek ABD demek” tezini doğrular: İttifak, Washington’un önceliklerine tabidir.

Türkiye için en mantıklı yol, NATO bağımlılığını azaltmak, Avrasya’ya (Rusya-Çin) yönelmek ve caydırıcılığı artırmak (füze stoğu, yerli savunma) olarak görülmelidir.

Adnan Onay

Yazarımız ‘Adnan Onay’ın’ DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA  TIKLAYINIZ 

İslami Haber ”MİRAT” – YouTube

 

ETİKETLER: ABD, İsrail, NATO, Savaş, taraf, Türkiye
Yorumlar
  1. Mahir dedi ki:

    Böyle bir savaş ihtimali ” sıfır”olduğu için gerisini hesaplamak anlamsız