islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
45,3998
EURO
53,3801
ALTIN
6.850,51
BIST
15.141,38
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
25°C
İstanbul
25°C
Az Bulutlu
Çarşamba Parçalı Bulutlu
23°C
Perşembe Az Bulutlu
18°C
Cuma Az Bulutlu
20°C
Cumartesi Az Bulutlu
23°C

Unutulmuş Bir Ses: Tembihname

Unutulmuş Bir Ses: Tembihname
21/02/2026 10:32
A+
A-

Unutulmuş Bir Ses: Tembihname ve Ramazan’ın Toplumsal Kalbi

Bir zamanlar, Şaban’ın son günlerinde İstanbul’un, Konya’nın, Bursa’nın meydanlarında, cami avlularında, çarşıların kalabalık köşelerinde bir ses yükselirdi. Yüksek, vakur, ama içten bir ses. Tellâlın elindeki kâğıt titrerdi hafifçe; çünkü o kâğıtta sadece kelimeler değil, bir şehrin ortak vicdanı yazılıydı. Adı tembihnameydi. Uyarı metni. Ama basit bir uyarıdan çok daha fazlası: bir hatırlatma, bir yalvarış, bir kardeşlik sözleşmesi.

“Ey ahali! On bir ayın sultanı geliyor. Ramazan-ı şerif kapıdadır. Fiyatları artırmayın, fakiri incitmeyin. Sokaklarda gürültü etmeyin, dilinizi kötü söze alıştırmayın. Oruç tutmayanı rencide etmeyin, açıktan yiyip içmeyin. Camilere koşun, teravihde birbirinizin omzuna yaslanın. Evlerin önünü temiz tutun, komşunun kalbine ferahlık verin…”

Bu sözler, padişahın fermanıyla yazılır, Takvim-i Vekayi’de yayımlanır, broşür olup dağıtılır, duvarlara asılır, en önemlisi de yüksek sesle okunurdu. Okuyan sadece tellâl değildi aslında; asırlık bir medeniyetin toplu vicdanı konuşuyordu. Müslüman’ıyla, gayrimüslimiyle, zenginle fakirle, esnafla müşteriyle… Bütün şehir, bir anda aynı anda “kendini tutma”ya davet edilirdi. Çünkü Ramazan sadece bireyin değil, şehrin de oruç tutmasıydı.

O meydanlarda okunan tembihnamelerin en dokunaklı yanı, ne emirlerin sertliği ne de cezaların ağırlığıydı. Asıl yürek burkan, o satırların ardındaki güvendi. Devlet, halkına “Siz bunu zaten biliyorsunuz, ama hatırlatayım” der gibi konuşurdu. “Birlikte daha güzel tutarız bu orucu” der gibi. Kimse yalnız değildi. Oruç, bireysel bir ibadet olmaktan çıkıp, kolektif bir edebe, ortak bir zarafete dönüşürdü.

Şimdi ise o sesler sustu. Meydanlarda tellâl kalmadı. Duvarlara asılan kâğıtlar yerini led ekranlara bıraktı. Fiyatlar yine artıyor, bazen sessizce, bazen utanmadan. Komşu açken iftar sofrası fotoğrafları paylaşılıyor. Teravih yolunda telefonlar ekranında başka âlemler dolaşıyor. Ve en acısı: o eski “hep birlikte kendimizi tutalım” duygusu, yavaş yavaş eriyor.

Bir Ramazan arefesinde, eski bir tembihname metnini okurken insanın gözleri doluyor. Çünkü orada sadece yasaklar yok; orada bir özlem var. Bir medeniyetin, “en güzel halimizle bir arada olalım” diye ettiği dua var. Orada, “fiyatı artırma” emrinin arkasında “kimseyi aç bırakmayalım” diye çırpınan bir vicdan var. “Açıktan yemeyin” uyarısının arkasında “birbirimizin yarasına tuz basmayalım” diye yalvaran bir incelik var.

Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey, yeni bir tembihname değil. O eski sesin yeniden hatırlanması. Birinin çıkıp, meydanda ya da sosyal medyada, ya da sadece aile sofrasında yüksek sesle demesi:

“Ey ahali… Ramazan geliyor. Kendimizi hatırlayalım. Birbirimizi hatırlayalım. Şehrin de oruç tutması lazım.”

Çünkü güzellikler unutuldukça, sadece bireyler değil, bütün bir topluluk aç kalır.

Ve o eski tembihnameler bize şunu fısıldar hâlâ: Ramazan, sadece midemizin değil, vicdanımızın da ayıdır.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.