islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
44,2207
EURO
50,5377
ALTIN
7.136,03
BIST
13.092,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
10°C
İstanbul
10°C
Çok Bulutlu
Pazartesi Az Bulutlu
12°C
Salı Az Bulutlu
12°C
Çarşamba Hafif Yağmurlu
10°C
Perşembe Hafif Yağmurlu
9°C

VEDA EDEN/UNUTAN BİZİZ

VEDA EDEN/UNUTAN BİZİZ
13/03/2026 09:42
A+
A-

VEDA EDEN/UNUTAN BİZİZ

Kur’ân’da, insânın Allah ile olan ilişkisinde “unutma” fiili üç şekilde geçmektedir. Bunlardan biri, insânın Allah’ı unutması, ikincisi Allah’ın insânı unutması1 ve üçüncüsü de Allah’ın insâna kendini unutturmasıdır.2 Bu üç fiil içinde anlıyoruz ki; asıl problem insânın Allah’a unutmasıdır. Diğer fiiller ise bunun sonucu/yansımasıdır. İnsânın Allah’ı unutması, Allah’ın kendisine bağışladığı akıl melekesini kasıtlı bir şekilde yanlış kullanması ve O’ndan gafil olarak kendi rûhî potansiyelini boşa harcamasıdır. Allah’ı unutmak, “Allah yok” demek değil belki ama O’nu zihnin geri plânlarına itmek, gündeminde bulundurmamak, yok farz ederek bir dünyâ kurmak anlamına geliyor. Allah’ın unutmasına gelince, “unutma3 fiili Allah’a izafe edilemeyeceğine göre bunun anlamı insânın –yine kendi tercihleri sebebiyle– ilâhî ilginin en uzağına yâni gaflete düşürülmesidir.

Bu çerçeveden bakıldığında Allah’ın insânlığa son mesajını iletmek için seçtiği peygamberini unutması, onu terk etmesi veyâ ona darılması mümkün değildir. İşte Duhâ/3. âyeti sözünü ettiğimiz bu gerçekliği bize vurgulamaktadır: “Rabbin seni ne unuttu ne de darıldı.4 Âyette geçen “vedde’a” kelimesi “misafirin vedalaşıp ayrılması” anlamındadır. “Kalâ” kelimesi ise “darılmak, buğzetmek, terk etmek, öfke duymak” demektir. Eğer bu âyetleri, Hz. Peygamber’e inmeye başlayan vahyin kesilmesi veya Hz. Peygamber’in bu kesikliği Rabbinin kendisini terk ettiği/darıldığı düşüncesi/üzüntüsü üzerine değerlendirirsek, böyle bir şeyin doğru olmadığı sonucunu çıkarırız. Bunun olmadığı da zaten âyetlerin tekrar gelişiyle anlaşılmış ve ortaya çıkmıştır.

Fakat bu âyetteki ifâdelerin geçmişe değil “geleceğe” yönelik olduğunu düşünen müfessirler de vardır. Onlar bu âyeti “Rabbin sana darılmayacak ve seni bırakmayacak” şeklinde tercüme etmiş ve geçmiş zaman kipiyle anlatılan bu ifâdelerin âyetin içeriğine kesinlik kazandırmayı amaçladığını ve bu âyetle de Allah’ın Hz. Peygamber’in risâletini kesin bir dille teminat altına aldığını söylemişlerdir. Başka bir anlatımla bunun anlamı geçirdiği gece sürecinden sonra geldiği bu aydınlık dönemde Allah’ın Hz. Peygamber’i yalnız bırakmayacağı ve vahyin devam edeceğidir. Bu sözler şüphesiz Hz. Peygamber için bir güven, destek ve moral işlevi görmüştür.

Duhâ/4. âyet ise verilen bu güvenin arkasından Hz. Peygamber için bir başka müjdeyi içerisinde taşımaktadır: “Öteki dünyâ senin için [hayatının] bu ilk bölümünden mutlaka daha iyi olacak!” veyâ başka bir çeviriyle: “Gerçekten işin sonu senin için başlangıçtan daha hayırlı olacaktır.5 Bu âyet üzerinde de farklı yorumlar ortaya koyulmuştur. Bazı müfessirler âyette geçen “âhiret” kelimesinden yola çıkarak sonsuz bir hayat olan âhiret hayatının bu dünyâ hayatından daha iyi olacağını söylemişlerdir. Bazıları ise Hz. Peygamber’in risâletle görevlendirildiği hayatının bu kısmının, görev almadığı geçmiş hayatına göre her açıdan kat kat üstünlüklerle dolu geçeceğini söylemişlerdir. Bu âyetten şöyle bir sonucu çıkaranlar da vardır. İşlerin sonucu, başlangıcından daha hayırlıdır. Hz. Peygamber tebliğine başladığında toplumundan ağır tepkiler almıştı ama zamanla bu tepki gösterenlerin bir kısmı müslüman oldular ve bu sonuç Hz. Peygamber için daha iyi oldu.

Âhiret kelime anlamıyla “sonra, sonradan gelen, daha sonra olacak olan” demektir ve Kur’ân bu kelimeyi, karşıtı olan “ûla” yâni “önceki, önceki olan” kelimesi ile birlikte kullanır. Âhiret kavramına Kur’ân diyalektiği açısından baktığımızda, “içinde bulunduğumuz anın ardından gelen zaman ve içinde bulunduğumuz boyutun üstündeki boyut” demektir. Âhiret mutlak anlamda “daha sonrası” şeklinde ifâde edilebilir. Bulunduğumuz an ve boyut ne olursa olsun, onun bir sonrası ve üstü vardır. O hâlde, âhirete iman, en geniş anlamda, hayatın ve oluşun sürekliliğine, değişmenin kaçınılmazlığına imandır. Her an bir önceki an’a göre âhirettir. Kur’ân’ın âhiretle ilgili tespitleri incelendiğinde, şu sonuçlara ulaşmak mümkündür: “Her sonraki an bir öncekinden daha ileri ve üstündür. Çünkü hayat geriye adım atmaz.” Gidiş genelde iyiye ve güzeledir. İşte Hz. Peygamber’e anlatılmak istenen geçmişe takılmadan sürekli geleceğe, oluşa ve tekâmülün sonsuzluğuna bakması gerçeğidir.

Bu nedenle olacak ki; Duhâ/5. âyet Hz. Peygamber’e şöyle seslenmektedir: “Ve zamanı geldiğinde Rabbin sana [kalbinden geçeni] bağışlayacak ve seni hoşnut kılacak” ve başka bir çeviriyle “Elbette Rabbin sana verecek ve sen razı olacaksın.6 Bu âyete de “âhiret” kavramı açısından iki yönlü bakabiliriz. Eğer Hz. Peygamber’in dünyada görevlendirildiği risâlet sorumluluğu yönünden baktığımızda, Allah O’na bütün dileklerini, ideallerini gerçekleştirecek şekilde lütufta bulunacak ve bu lütfun sonunda da O hoşnut olacaktır. Yani bir anlamda tebliğ ettiği dinin gelecekte ulaşacağı başarı daha Mekke döneminin başında kendisine müjdelenmiştir. Ama bu ifâdeyi âhiret hayatı açısından yorumladığımızda, anlıyoruz ki orada Allah Hz. Peygamber’e çok üstün bir makam verecek ve lütufları O’nu razı edecek boyutta olacaktır. Görülüyor ki; Allah’ın emir ve oluşundan razı olandan Allah da razıdır ve böyle bir kulunu mutlu edecek her türlü imkânı kendisine açacak/verecektir.

Dipnotlar

1 Tevbe/67 “Münafık erkeklerle münafık kadınlar (sizden değil) birbirlerindendirler. Kötülüğü emrederler, iyiliği yasaklarlar ve ellerini kapatırlar (cimrilik yaparlar.) Onlar Allah’ı unuttular, Allah da onları unuttu. Şüphesiz münafıklar fasıkların ta kendileridir.

2 Haşr/19 “Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da onlara kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. Onlar yoldan çıkan (fâsık) kimselerdir.

3 Meryem/64; Tâhâ/52

4 Duhâ/3 “ veddeake rabbuke ve mâ kalâ.

5 Duhâ/4 “Ve lel âhıratu hayrun leke minel ûlâ.

6 Duhâ/5 “Ve le sevfe yu’tîke rabbuke fe terdâ.

Necmettin Şahinler

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.