Vizonların katili bir ümmetin katlidir

Ünlü bir tiyatro yazarımızın hatırlayamadığım bir piyesinde, denizaltı batar, dışarıda kurtarma çalışmaları yapılırken içerde umutlar sönmek üzeredir. Ölümün ayak sesleri duyulurken er Ahmet komutana sorar:

Bizi denizaltıyla dibe çeken nedir biliyor musunuz, komutanım? ‘Cevabı da kendisi verir:

Seslendiren: Şaban Doğan
  • Bizim evin yakınında bir yerde gölcükümsü bir su bir birikintisi oluşmuştu. Ben tüfeğimi aldım ve o su birikintisi içinde vakvaklayan kurbağayı vurdum. Dibe çökmeye başlayan o kurbağa var ya komutanım, işte bizi denizaltı ile birlikte dibe çeken o kurbağadır.

Olayların görünürde olanları dışındaki hakiki sebeplerine dikkatlerimiz çeken bu yaklaşım, aslında Kur’ân’ın Kehf sûresinde Hz Mûsa’nın anlayamadığı üç örnekle bize açıklanmaktadır. (Hehf 18/65-82) Bu yönüyle konu derin.

Doğal ve Sosyal Felaketler Günahlarımız Sebebiyledir

Kur’ân’ımızın açıklamasına göre uğratıldığımız doğal ve sosyal felaketler kendi hatalarımız/günahlarımız sebebiyledir:

Uğratıldığınız felaketler ellerinizle yaptıklarınız sebebiyledir. Allah yaptıklarınızın bir çoğunu da bağışlamaktadır.” (Şûra 42/30)

 Bu günahlarımız arasında kurbağa misali bizi depremlerin, sellerin, kasırgaların, koronavirüslerin, sosyal çöküntülerin ve ekonomik sömürülerin derin karanlıklarına çeken sebep veya sebepler nedir? Düşünüyorum da değil insanlara, hayvanlara yapılan zulüm bile yeter sebep olabilir. Haberi okuyalım:

!7 Milyon Vizonun Katli ve Ağlayan Başbakan

Danimarka’da 17 milyon vizonun itlaf edilmesi kararına tepkiler dinmiyor. Muhalefet tarafından istifası istenen Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, kameraların karşısında ağladı.

Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, koronavirüs taşıdıkları gerekçesiyle ülke genelinde milyonlarca vizonun telef edilmesinin ardından bir çiftliği ziyaret etti. Konuşması sırasında sesi titremeye başlayan Başbakan, gözyaşlarını tutamadı.

Danimarka, dünyanın en yüksek kalite kürklerinin pazarlandığı ülkelerin başında geliyor. Büyük vizon çiftliklerinin bulunduğu ülkede, 17 milyon vizonun itlaf edilmesi sonrası tepkiler dinmedi.”        

Her Bir Canlı Türü Bağımsız bir Ümmettir

Her bir varlığın yaratıcısı olan Yüce Rabbimiz, yarattığı yüzbinlerce canlı türünün her birini bir ümmet olarak niteler:

“Yeryüzünde yürüyen bütün hayvanlar ve kanatlarıyla uçan bütün kuşlar, hiç şüphesiz sizler gibi birer ümmettirler. Biz (evrenin kayıt sicili, bilgi işlem merkezi gibi olan) Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Onlar sonunda Rableri huzurunda toplanacaklar.”

Görüldüğü gibi Kur’ân dilinde hayvanların her bir türü ümmet sözcüğüyle nitelenmektedir.Onların,insan toplulukları,Peygamberlere bağlı topluluklar ve başarılarıyla insanlığın gelişimine katkı sağlamış üstün şahşiyetler anlamlarına gelen Ümmet sözcülüğüyle nitelenmeler,son derece anlamlıdır. Evet onların her bir nevi de bizler gibi ortak özellikler taşıyan         birer ümmettirler.

Daha açık bir anlatımla onlar da programlı olarak yaratılmış, hayat kanunları ve yaşam amaçları belirlenmiş ve rızıkları Yaratıcı  tarafından üstlenilmiş   birer ümmettirler. (Hûd 6)                      

Allah Sabûr ve de Ama Müntakım’dir

Vizonlar da biz insanlar gibi bir ümmettir. Bu ümmetin 17 milyon ferdini öldürmek bir ismi de “sabredici, sorgulama ve cezayı erteletici“ anlamına Sabûr olan yaratıcımızı Müntakım ismi ile zuhur ettirebilir. Çünkü O:

“…Karşı çıkılamayacak güç ve İntikam sahibidir. “ (A.İmran 3/4)

Kaldı ki vizonları  öldürmek yapılan zulmün en hafif şekli. Zulmün çok çok daha ağır şekli ise, daha çok kazanabilmek için kaliteli kürk elde etmek amacıyla baş vurulan öldürme yöntemlerindedir.

Nasıl öldürülüyorlar?
Vizon: 
Gaz ile boğularak veya yüksek doz zehirle öldürülüyorlar. Bazı yerlerdeyse boyunları kırılarak veya oksijensiz bırakılarak öldürülüyor.

Çünkü ölü hayvanın kürkü albenisini kaybeder. Bu yüzden kürk, hayvan henüz hayattayken onun acı çığlıkları duyulmazlıktan gelinerek yüzülür. Bu işkenceler sırasında masum hayvan hayattadır ve kürkünün bedeninden yüzüldüğünü hissetmektedir.

Fıtrat Ağlatır Ama Yetmez

Hakka ve batıllara eğilimli olarak yaratılan insan, yaratılış düzeniyle yapılan zulmü algılayabilir ve Danimarka başbakanı gibi gözyaşı dökebilir. Ama Allah’a ve onun huzurunda sorgulanılacağı, ceza veya mükâfat görüleceği hakikatine inanılmadıkça insanlara ve hayvanlara zulüm bitmez. Rabbimizin,  insanı insanlık çizgisinde tutup Cennetlere doğru yükseltmesi ve yüceltmesi için gönderdiği İslâm’a ihtiyacımız vardır.

Vizonlar Dahil Hayvanlara Bakışımız ve Görevlerimiz

Hayvanlara ilgili olarak yaptığımız çalışmada vizyonlar dahil onlara bakışımız ve görevlerimizi şöylece özetlemiştik:

Hayvanlara Bakışımız

Hayvanlar bizler için yaratılmış nimetlerdir. Hayvanlar bizler gibi ümmettirler. Hayvanlar Allah’ı zikreden özgün dualı varlıklardır. Hayvanların kendilerine özgün duâları vardır. Hayvanlar duygulu varlıklardır. Bazı hayvanlar insanların inançları ve yönetim biçimlerine ilişkin bilgiler edinebilmektedir. Hayvanlar zarar verildikleri için zarar verirler.

 Hayvanlara Karşı Görevlerimiz

 Hayvanların hayat haklarına saygı duymak, Hayvanlara merhametli olmak,

Onlara acı vermemek, İşkence yapmamak, Hayvanları putperestliğe ve haramlara aracı kılmamak.

Bu makalemizde hayvanlarımızın hayat haklarına saygı durma görevimize

Açıklık getirmekle yetineceğiz.

Hayvanların Hayat Haklarına Saygı Duymak

  1. Öldürme hakkı yalnızca Allah’ındır. Hayvan da olsa hiçbir canlıyı öldürme yetkimiz yoktur.

 Rahmeti çok Rabbimiz hayvanları bizler için yaratmış, bazı türlerini keserek veya avlayarak yararlanabileceğimizi bildirmiştir. Biz ancak O’nun verdiği izinle ve Elçisi Hz.Muhammed’in açıkladığı şekilde  işlem yapabiliriz. Bismillah/Allah’ın adıyla deyip Tekbîr getirir böylece kulluk bilincimizi pekiştirerek, acı vermeksizin usulüne uygun bir şekilde kesim yaparız veya av hayvanımızı salarız.

Allah’ın yaratıcılığına inanmayan veya hayvanın O’nun verdiği izinle öldürülebileceğini kabul etmeyen kişinin eylemi, -insan öldürme gibi- cinayettir. Kestiği ve avladığı hayvanın etini yemek de haramdır. (Bak. En’âm 6/121)

  • Kesim ve avlanma ruhsatı verilenlerin dışındaki hayvanların öldürülmesi yasaklıdır.

Örneğin Peygamberimiz dişleri, gagaları ve pençeleriyle öldürücü hayvanların ve kuşların avlanılmasını ve etlerinin yenilmesi ve derilerinin kullanılmasını yasaklamıştır.

Sevgili Peygamberimiz hayvanların değil canlı canlı derileri soyularak işkence ile öldürülmeleri, bir yerde kapalı tutularak veya aç bırakılarak ya da  hedef kılınarak öldürülmelerini de yasaklamıştır.

Peygamberimiz tıbbî bir amaçla kurbağa öldürüp öldürmeyeceğini soran kişiye, ”Onların vakvakları Allah’ı tesbîhtir.” gerekçesiyle onay vermemiştir.

  • Öldürülmeleri onaylanabilecek hayvanlar, genelde kendilerine zarar verilerek fıtratları bozulduğu için saldırıda bulunabilecek olanlardır. Aslında koronavirüs gibi zerrecik mikropçuklar bile doğrudan zarar veremezler. Nitekim her insana değil, bazı insanları etkileyebilmektedirler. Çünkü onlar da Allah’tan bağımsız  varlıklar değildir.
  • Hayvanları gereksiz olarak öldürmenin sorumluluğu, azaba uğratacak şekilde büyüktür.

Peygamberimiz hapsederek ölümüne sebep olduğu kedisinden ötürü bir kadının kabir azabına uğratıldığını bildirmiştir. O, sebepsiz öldürülen serçenin Allah’ın huzurunda, katili aleyhine dava açacağını duyurmuştur. O, kendisini ısıran karınca sebebiyle  karınca yuvasını yaktıran bir Peygamberin, Rabbimiz tarafından şöylece yerildiğini de dile getirmiştir:

 – Seni ısıran bir karınca sebebiyle beni tesbîh edip yücelten bir Ümmet topluluğun canına mı kıydın?

Peygamberimiz, kuyudan çektiği suyla bir köpeğin susuzluğunu gideren fahişeyi Allah’ın affettiği açıklamıştır.

Ah Gerçek Sebepleri Bilebilsek

Yapılan açıklamalar, hayvanların hayatlarına saygı duyulması gereğini, öldürme hakkının yalnızca Allah’a özgü olduğunu göstermektedir.

Doğal çevreyi kirleterek, ekolojik dengeyi bozarak ve çıkar hırsıyla canlı canlı derilerini soyarak öldürdüğümüz veya öldürülmelerine seyirci kaldığımız hayvanların ve de yaptığımız benzeri zulümlerin bizi sonu Cehennem olacak nice dip felaketlere çektiğini ah bir bilebilsek…O zaman maddî ve manevî nice salgın hastalıklarımızın aşılarını da, ilaçlarını da bulmuş olacağız.

Ali Rıza Demircan

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here