
Türkiye’nin akademik camiası, yapay zekâ destekli bir analiz programının ortaya çıkardığı gerçeklerle adeta sarsıldı. Bu gelişme, ülke genelindeki üniversitelere sızmış çok merkezli bir akademik usulsüzlük ve kadrolaşma yapılanmasını ifşa etti. Elde edilen bulgular, bu örgütlenmenin en etkin ve merkezi kollarından birinin Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi (MSKÜ) bünyesinde, özellikle de Ziraat Fakültesi’nde faaliyet gösterdiğini öne sürüyor. İsminin açıklanmasını istemeyen bir akademisyenin bize ilettiği metinde detaylar şöyle aktarılıyor:
‘’Çok merkezli akademik sahtekârlık örgütün en aktif olduğu hücrelerinin Erzurum da bulunan Atatürk Üniversitesi, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi, Iğdır Üniversitesi ve Artvin Çoruh Üniversitesinde bulunduğu tespit edildi.
Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesindeki kadro alım süreçlerine yönelik artan çok sayıda mağdur şikâyeti üzerine şüphelilerin ve haksızlıkla kadroya alınan kişilerin yayınları akademik etik ihlallerini ve suçları analiz eden yapay zeka destekli bir program tarafından analiz edildi. Analiz şüphelilerin birçok üniversitede yapılandığını ve çok merkezli bir haksız yayın, haksız atıf ve haksız kadrolaşma örgütü kurduklarını deşifre etti. Programın ortaya çıkardığı sonuçlar alanında yetkin onlarca bilim adamı tarafından kontrol edilerek doğrulandı. Sonuçlar maalesef Türk Akademisinde ki çürümüşlüğü gözler önüne serdi.
Yapay zekâ analizlerine göre, bu örgütün kurucu isimleri yönetimindeki Fethiye Ziraat Fakültesi, tamamen örgütün kontrolü altına girmiş durumda. Örgüt, kamuya açık olması gereken akademik kadro ilanlarını, kanunen yasak olmasına rağmen, kişilere özel hazırlayarak yürürlüğe sokmuş; bu yolla örgüt üyeleri dışında kimsenin başvuru yapamayacağı şekilde süreçleri dizayn etmiştir.
Bu yasa dışı uygulamalar, MSKÜ 2023 Sayıştay raporlarında açıkça belgelenmiş ve rektörlüğün sorumluluğuna dikkat çekilmiştir. Hatta sahte yayınlar ve yapay atıflar dahi bazı örgüt üyelerini kadroya almakta yetersiz kalınca, taraflı jüriler, sahte raporlar ve hileli belgelerle sürece fesat karıştırılmıştır.
İncelemeler, örgüt üyelerinin gerçek bir laboratuvar çalışması veya proje yürütmeksizin, masa başında uydurulmuş tezler, makaleler ve atıflarla akademik metriklerini yapay biçimde şişirdiklerini göstermektedir. Bu yöntemlerle yalnızca akademik unvanlar değil, etik dışı şekilde akademik kadrolar da elde edilmiştir.
Yapay zekâ destekli sistem, bu kişilerin gerçekte var olmayan laboratuvarlarda üretildiği iddia edilen hayali yayınlara kurbanlık danaya ortak olunur gibi katıldıklarını, sahte atıflarla birbirlerini destekleyerek atıf sayılarını ve H-İndexlerini artırdıklarını ortaya koymuştur. Tüm bu veriler, alanında yetkin onlarca akademisyen tarafından da doğrulanmıştır.
Örgütün faaliyetleri yalnızca bilimsel sahtekârlıkla sınırlı kalmamış, aynı zamanda liyakatli adaylar tehdit edilerek başvurularını geri çekmeye zorlanmıştır. Hatta bazı durumlarda, örgüt üyesi olmayan ancak yüksek puana sahip adayların kazanması ihtimaline karşı ilanlar iptal edilmiştir.
Bu süreçlerden zarar gören çok sayıda akademisyen ve aday, idare mahkemelerinde dava açmış, haklarının gasp edildiğini belgeleyerek süreci yargıya taşımıştır. MSKÜ’ deki bu yapılanma hakkında savcılıklara, YÖK, ÜAK ve üniversite rektörlüklerine şikâyet ve ihbar dilekçeleri sunulmuştur.
Skandalın odağındaki Dekan Ş.K ve yardımcısı M.K’ nın, hakkında açılan çok sayıda iddia ve suç duyurusuna rağmen halen aktif idari görevlerde tutulduğu bilinmektedir. Yürütülen disiplin ve ceza soruşturmalarının ise yüzeysel ve taraflı olduğu, bilgi belgelerin görmezden gelindiği, şahit ve mağdur ifadelerine başvurulmadığı, zanlıların sembolik cezalarla korunmaya çalışıldığı iddia edilmektedir.
Öte yandan, söz konusu fakültede sahte tezler üretildiği yönünde de suç duyuruları yapılmış olup, bu durum akademideki yozlaşmanın boyutlarını gözler önüne sermektedir.
Ortaya çıkan tablo, yalnızca ulusal değil, uluslararası düzeyde de Türk akademisinin itibarını zedelemekte; güvenilirliğini sorgulatmaktadır. Yapay zekâ tarafından deşifre edilen bu yapı, Türk yükseköğretim sisteminin içinde bulunduğu yapısal çürümeyi simgelemektedir.
Bu örgütlü yapılanma ile bazı üniversite yönetimleri arasında kurulan suç ilişkisi, kamuoyunda bu yapının daha büyük ve yaygın bir oluşumun yalnızca küçük bir parçası olabileceği şüphesini doğurmuştur.
Tüm bu etik ihlallerin ve örgütlü suçların ortaya çıkmasının ardından gözler Yükseköğretim Kurulu’na (YÖK) ve Savcılıklara çevrilmiştir. Türk akademisinin dünya ölçeğindeki itibarını daha fazla zedelemeden, bu yapının en kısa sürede çökertilmesi ve sorumluların cezalandırılması elzemdir.
YÖK’ün yalnızca bireysel akademisyenleri değil, tüm üniversite sistemini etkileyen bu yozlaşmaya karşı derhal ve kararlı bir adım atması beklenmektedir.’’
Yetkililer tarafından bu iddiaların araştırılması, aydınlatılması kamuoyunun beklentisi olup bütün akademi camiasını da şüpheden kurtaracaktır.
Yunus EKŞİ
İSLAMİ HABER “MİRAT” -YOUTUBE-