Yoksa UFO’ları şehitlerimiz mi kullanıyor?

Prof. Dr. Ali Seyyar

Değerli Okuyucularım;

Yıllardan beri UFO (Unidentified Flying Object) olarak adlandırılan “Tanımlanmayan Uçan Nesne”ler hakkında birbirinden ilginç birçok bilgiler sunulmaktadır. Bu bilgilerin ne derece doğru olduğu da aynı zamanda her zaman tartışma konusu olmuştur. Ne var ki UFO konusu, sadece meraklı bazı araştırmacılar ve araştırma kuruluşları tarafından değil, resmen bazı gelişmiş devletlerin gizli kurumları tarafından da ciddi manada masaya yatırıldığı bir gerçektir. İşte bu bağlamda mirat-haber yazarlarımızdan olan Prof. Dr. Kutluk Özgüven hocamız, 3 Haziran 2021 tarihinde yayınlanan “UFO’lar, Obama ve eski bir projenin yaklaşan zamanı” başlığını taşıyan yazısında son gelişmelere ışık tutmaktadır.

Yazısında daha çok spekülatif verilere yer verildiği için, buna birçok komplo teorisi de eklenebilir aslında. Nitekim “UFO-Tapanlar” olarak tanımlayabileceğimiz “UFO-Tarikatları” bile türemiştir. Peki, bütün bu senaryolara rağmen başta ABD olmak üzere özellikle ileri silah teknolojilerine sahip bu gibi güçlü ülkeler, neden en üst seviyede bu UFO konusuna o kadar ilgi gösteriyor? Gerçekten UFO’ların varlığına inandıkları için olabilir mi? Peki, bir süper devlet için UFO’nun varlığını kabul etmek ne anlama geliyor hiç düşündünüz mü? Acizane bu hususta benim iki tahminim ver:

  1. Eğer bu görüldüğü düşünülen veya gerçekten görülmüş/görülmekte olan UFO’lar, bizim bilmediğimiz farklı metafizik varlıklara ait ise, o zaman bu UFO’ların ve bunlara hükmedenlerin gayesi nedir? Bu soru, süper devletler için son derece önemlidir. Çünkü hepsinin mazisinde emperyalist emeller uğruna yaptıkları zulümler vardır ve belki de bundan dolayı bir suçluluk psikolojisi ile olağanüstü bir güç tarafından cezalandırılacaklarını düşünmekte olabilirler. Bu korku, bir gün gerçeğe dönüşebilirse, süper güç olma vasıflarını kaybetme riski vardır. Bu riski minimize edebilmek için, uzay teknolojisine yatırım yapmak kaçınılmazdır.
  2. Eğer bu görüldüğü düşünülen veya gerçekten görülmüş/görülmekte olan UFO’lar, metafizik varlıklara ait değil de düşman ülkelere ait üstün teknolojiye dayanan savaş amaçlı uçan nesneler ise o zaman yine bu tehdide karşı tedbirli olmak ve yine savunma sanayiine yatırım yapmak elzemdir.

Dikkat ederseniz her iki varsayım da netice itibariyle savunma/savaş sanayi sektörünün işine gelmektedir. Peki, bu iki varsayımdan hangisi daha gerçekçidir sizce? Kanaatimce UFO’ların perde arkasını araştıran derin devletler, elde ettikleri istihbarat bilgileri sayesinde UFO’ların henüz hiçbir düşman devlet tarafından icat edilmediğini biliyor. O halde bu UFO’lar neyin nesi? O halde biz de bu sorunun cevabını aramamız gerekmez mi? Her nedense Müslüman ülkeler, bu hususta çok rahat. UFO bağlamında ne ciddi anlamda merak ediyorlar, ne de süper güçler gibi geleceğe dair bir kaygı içindedirler. Burada esas olan belki de süper güçlerin, neden UFO’lardan korktuğudur? Süper güçlerin en büyük düşmanı, şu anda İslâm değil midir? “İslamofobi” safsatasını üreten onlar değil midir? Yoksa İslâm düşmanı olan süper güçler, binbir parçaya bölünmüş İslâm âleminden değil de Müslümanlar adına hareket ettiklerini düşündükleri UFO’lardan bunun için korkuyor olmasınlar?

Şimdi okuyucularım şöyle düşünebilir: Bu da nerden çıktı şimdi? Ne alaka? Keşke öyle olsa. Yoksa UFO’lar, İslâm adına zalim devletleri tehdit eden, onlara korku salan gayb âleminden çıkan savaş uçakları mıdır? Nedir? Düşüncülerinizi lütfen açıklayınız!

Şehitler İle İlgili Sahih Bilgiler, UFO Gizemini Aydınlatabilir

Şunu başta itiraf edeyim şahsen şu veya bu şekilde UFO’ların varlığına inananlardanım. Yapılan araştırmalar, zaten bunu gösteriyor. Kaldı ki benim öz kardeşim, Almanya’da en yakın bir mesafeden gökyüzünde böyle bir UFO gördüğünü bizzat bana anlatmıştır. Şimdi gelelim benim âyet ve hadislere dayandırdığım teoriye. Müslümanlar olarak hepimiz Kur’ân-ı Kerim’e iman ediyoruz. Şu iki âyet benim dikkatimi çekmiştir:

“Sakın Allah yolunda öldürülmüş olanları ölü sanma, hayır onlar diridir (sonsuz bir hayattadır) ve Rableri yanında yaşayıp rızıklanır.” (Al-i İmrân: 169).

“Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin. Onlar diridirler, fakat siz farkında değilsiniz.” (Bakara: 154)

Said Nursi, Mektubat eserinde hayat tabakalarından bahsederken, birinci tabakanın dünya hayatı ve dördüncü tabaka-i hayatın da “şüheda hayat” olduğunu ifade eder. Buna göre nass-ı Kur’ân’la şehitlerin, kabir ehlinin üzerinde bir tabaka-i hayatları vardır. Şehitler, görünürde ölmüş olsalar bile Allah’ın kendilerine bahşettiği özel bir hayatla hem diri, hem de son derece huzur ve nimet içindedir. Fakat bizler bu durumu tam olarak idrak edemeyiz. Ne de olsa şehitlerin hayatı, mahiyet ve manevî boyut bakımından dünyadakilerden farklıdır. Ancak şu da bir gerçek ki, inancımıza göre şehitlerin ruhları nimet içinde oldukları için ve ruhları serbest oldukları için, serbest dolaşabilirler.

Peki, şehitlerin diri olduğu hakikati ne anlama geliyor? Bu soru ünlü âlim sahabilerden olan Hz. Abdullah bin Mesûd’a da zamanında sorulmuş. O da şöyle cevap vermiştir:

“Biz, bunu Resûlullah’a (sav) sorduk. Buyurdu ki: Onların ruhu, yeşil bir kuşun (uçan nesnenin) içindedir ve bu kuşların (uçan nesnelerin) arşın altında kandilleri bulunmaktadır. Cennette istedikleri gibi gezer; sonrada o kandillere geri dönerler…”.(1)

Yine Hz. İbn Abbâs’ın bildirdiğine göre Resulullah (sav), şehitlerin özel hayatı ile ilgili olarak şu bilgileri vermiştir:

 “Arkadaşlarınız Uhud’da şehit olduklarında, Yüce Allah onların ruhlarını yeşil kuşların (uçan canlı bineklerin) içine yerleştirdi. Bu kuşlar (uçan daireler), Cennet nehrine uğrar, meyvelerinden yer ve Arş’ın altında asılı olan kandillere geri dönerler. Bu şehitler, orada yedikleri, içtikleri ve kaldıkları yerin güzelliğini gördüklerinde: “Kardeşlerimize, cihattan uzak durmamaları ve savaş anında kaçmamaları için bizim cennette diri olduğumuzu kim haber verecek?”buyurdu ve akabinde Al-i İmrân suresinin 169. âyeti indirildi.” (2)

Şimdi başta tefsir ve hadis alanında uzman olan İslâm âlimlerimiz ve ilahiyatçılarımız olmak üzere meraklı Müslüman kardeşlerime soruyorum.

  1. Şehitlerin ruhlarının “yeşil kuşların” içinde olması ne anlama geliyor? “Yeşil kuş”tan kasıt, etrafa yeşil renk saçan ucan (canlı) binek/daire/nesne olmasın?
  2. Şehitleri taşıyan bu akıllı kuşların (uçan nesnelerin), cennetten sonra arşın altında asılı olan kandillere kadar uçmaları, tıpkı bazı UFO’larda görüldüğü gibi, gökyüzünde görülmelerinden sonra birden boyut değiştirip kayboldukları gibi bir hareketlilik olmasın?

Burada bahsedilen kuşlar, bizim bildiğimiz türden dünyevî kuşlar değildir. Madem şehitlerin ruhları, bu kuşların bünyesine girebiliyor ve şehitler bunlarla istedikleri yerlere seyahat edebiliyor, o halde bu kuşlar, şuur sahibi, yani şehitlerin emrine verilmiş uçan nesneler olabilir. Allah-u âlem bu kuşlar, şehitlerin istediklerini anlayabilen ve dolayısıyla onların emri altında olan uçan araçlar olabilir. Veya şuurlu varlıklar olmamakla birlikte şehitlerin kullanabildiği maddî ve manevî (metafizik) boyutlarıyla yüksek teknolojilerle donatılmış özel uçan daireler olabilir. Kim bilir, şehitlere özel olarak tahsis edilmiş bu acayip kuşlar, “arşın altındaki asılı kandillere” bile geri dönebildiklerine göre o gizemli UFO’lar olabilir. Neden olmasın?

Unutmayalım. Oryantalistler, iman etmemiş olsalar dahî en az bizim ilahiyatçılar kadar Kur’ân’ı ve hadisleri didik didik incelemektedir. Belki de oryantalistler, bizlerden daha önce yukarıdaki âyet ve hadislerden yola çıkarak, UFO’ların şehitlerle bir ilgisi olabileceğine hükmetmiş olabilir ve işbirliği halinde oldukları ilgili istihbarat birimlerine bu yönde ciddiye alınan bazı özel bilgiler vermiş olabilirler. Şimdi anladınız mı neden süper güçler, dünyada yaşayan Müslümanlardan ziyade İslâm uğruna ruhlarını teslim etmiş şehitlerin “uçan yeşil kuşlarından” korktuklarını? Kim bilir belki de UFO’lar gerçekten şehitlerin kontrolü altında olan uçan nesnelerdir. Yoksa UFO’lar haddizatında çoktan İFO (Identified Flying Object)’lar yani “Tanımlanmış Uçan Nesne”ler midir? Kim bilir?

*Muhammed bin Süleyman Ebü Abdillah Şemsüddin el-Mekki ER-RÛDȂNİ, 2008, ss. 273–289.

Ebû Dâvud: Bu hadisi Ebû Dâvud’un (no. 2520), Osmân b. E. Şeybe an Abdillah b. İdrîs an Muh. B. İshâk an İsm b. Ümeyye an Ebî’z-Zübeyr an saîd b. Cübeyr an İbn Abbâs senedi ile tahrîc etti yani hadis terimi olarak, bir hadisi isnadıyla birlikte bu kitapta (kaynakta) nakletti.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here