islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
33,0417
EURO
36,0439
ALTIN
2.564,06
BIST
11.064,85
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
32°C
İstanbul
32°C
Parçalı Bulutlu
Salı Parçalı Bulutlu
33°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
34°C
Perşembe Az Bulutlu
33°C
Cuma Az Bulutlu
32°C

Zaman Üzerine (I)

Zaman Üzerine (I)

Çocukluğumun Zaman Algısı

Çocukluğumda müptelası olduğum kovboy filmlerini seyrederken Kuzey Amerika yerlilerinin (Kızılderililerin) söylediği bir cümle zihnime kazınmıştı. Şef, yüzünde hayatın her türlü çilesini çektiğini gösteren yüz hatlarıyla muhatabının sorduğu ‘’ne zaman?’’ sorusuna düşünceli bir halde gözlerini kısarak kısa bir cevap vermişti: Üç güneş doğumu sonra. O an küçük zihnimde şimşekler çakmıştı.  Zamanın bu şekilde tarifini ilk kez duyuyordum. Bu olaydan sonra çevremde zamanla ilgili söylenen sözlere, kullanılan deyimlere ve içinde yaşadığım toplumun zaman algısına karşı daha dikkatle davranmaya başladım.

O ana kadar bir zaman derdim yoktu. Güneşin doğuşu ve batışı çok fazla ilgimi çekmiyordu. “Akşam oldu, herkes evine” sözü benim için karanlığın başladığını ve oyun oynama imkânımızın kalmadığını anlatıyordu sadece. Geceleri kaleyi, topu, taşı, değneği görmüyorduk çünkü. Çevremdekilerin zamana karşı ilk tepkilerini incelemeye evde en çok zaman geçirdiğim babaannemi takip ederek başlamıştım esasında.  Babaannem gün ağarmadan kalkıyor, hava çok soğuk değilse kapıyı açıp ezanı dinliyor ve güne namazla başlıyordu. Babaannemle beraber bütün evdekiler de böyle yapıyordu. Akşamın aydınlığına gecenin karanlığı karışmaya başlayınca herkes tekrar toplanıyor, en nihayet hava kararınca yatsı namazından sonra yatma hazırlığı başlıyordu. Hatta Rahmetli babam yatsıdan sonra mecburi diyaloglar dışında konuşmanın mekruh oyduğunu söylerdi. Demek ki yatsı ezanı bizim için kesin ve tartışılmaz bir “yat uyu” talimatıydı. Ailemin dışında çevredeki komşulara kulak kabarttığımda ise çevremdeki büyüklerin bütün randevularını namaz saatine göre verdiğini anlıyordum. Öğleden sonra ikindiden önce vs. Namaz saatleri güneşe göre belirlendiğine göre güneşin hareketlerinin kesin tahakkümü altındaydık.

Siyasetle çok ilgili olan babam bir ara Milli Selamet Partisi Rize Merkez İlçe Başkanlığı yapmıştı. Her akşam fırsat bulduğunda televizyonu olan komşularımıza haber dinlemeye gider, beni de yanına alırdı. Babam ve odadakilerin büyük bir dikkatle dinlediği spiker “sayın seyirciler Türkiye’de ortalama ömür elli üç yıl” demişti.  Haberler bitince bu bilgiyi tekrar hatırlatan babam -ki kendisi o yaşlardaydı- üzgün bir ses tonuyla  “yaşlandık artık, ömrü bitirdik akranlarımız birer birer ölüyor” demişti. O çocuk yaşımda ölüm bana o kadar uzaktı ki babamın söylediklerine bir anlam verememiştim. Fakat şunu da anlamıştım ki insanın belli bir ömrü var, bu da çok uzun değil. Konuya fazla kafa yormadım çünkü babam sonuçta çok sağlıklıydı. Benim için asıl önemli olan şey zamanın bir an önce geçmesiydi. Zaman geçecek, okulları bitirecek ve büyük adam olacaktım. Güneş çabuk doğup çabucak batmalıydı.

Köyde işin gücün olmadığı kış günlerinde evimiz kalabalık olurdu. Rahmetli babam 1924 doğumlu olmasına rağmen ilkokul okuyabilmiş ve o bilgileri ömrünün sonuna kadar koruyabilmiş, öğrenmeyi seven, okuma alışkanlığı olan, aynı zamanda köyde kütüphanesi olan tek kişiydi. Bu nedenle evimiz sohbetlerin vaz geçilmez mekânlarındandı. İnsanlar merak ettikleri konularda babama soru sorarlardı.  Herkesin gençlik yıllarını ve hatıralarını anlattığı sohbetleri ben de can kulağıyla dinlerdim. Taşı topağı altın olan İstanbul’da yaklaşık 17 yıl geçirdikten sonra 1965 yılında köye dönen babacığım sık sık “zenginlik kısmet olmadı” derdi. Bir seferinde gençlerden birisi -Hayrullah amca- “Tam İstanbul’da para kazanmanın başladığı yıllarda niye bırakıp geldin” deyince rahmetli babam hiç unutamadığım bir cevap vermişti: Kırk yaşından sonra zenginlik olmaz azizim. Şaşırmıştım. Kendi kendime, “acaba yasak mı, niye kırk yaşından sonra zengin olamasın insan, kırk yaşında ne oluyor ki” diye düşünmüştüm. Etrafımızdaki yaşlılara bakınca herkes için kırk yaşın bir işaret fişeği olduğunu anlamıştım. Çevredeki bütün büyükler kırk yaşını geçtikten sonra ilk hevesleri ve planları hac oluyordu.  Hac onlar için hayatta bir dönüm noktasıydı. Hacdan sonra hemen herkes işle güçle eskisine göre çok az uğraşıyor. Vaktinin çoğunu namaz tesbihat ve nasihat dinleyerek geçiriyorlardı.

Kavramların her medeniyette olduğu gibi İslam medeniyetinde ve bugünkü batı medeniyetinde bir karşılığı vardır. Tarifleri camiye, randevuları namaz saatine göre veren bu aziz millet her kavrama İslam çerçevesinde, vahiy merkezli bir tanım yapmış ve hayatına da böylece uygulamıştır.

Zaman kavramının da bizim medeniyetimizde bir karşılığı var elbet. Milletimiz günü namaz saatlerine göre bölümlere ayırmış, kendi günlük faaliyetlerini buna göre düzenlemiştir. Uzun vadede ömrü de parçalara ayırmış ve ömrün bir kısmını sadece ALLAH’a adayarak bir hayat planı yapmıştır.

Benim çocukluğumda insanlar birbirlerine hal hatır sorarken dünya işleri nasıl gidiyor diye sorarlardı. Endüstrileşmeyi her gün giderek daha çok hissettiğimiz, batı normlarını ve kavramlarını günlük hayatta daha çok hâkim kılmaya başladığımız şu günlerde zamanı artık eskilerin “dünya işleri” dedikleri meşguliyetler yönetiyor. Zamanı yönetmek bir tarafa; ebedileşme, servet biriktirme ve nefsi doyurma gayretimiz o kadar artı ki yaşadığımız anı anlamaktan aciz durumdayız. Bu nedenle güneşin doğuşu ve batışını, zamanı ve ömür denilen süreyi kadim bilgiler ışığında değerlendirmek zorundayız.

Gelecek haftaki “zaman nedir” yazımızda buluşmak üzere, ALLAH’a emanet olun.

Hakan DEMİRCAN

Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.