Makale

ZORUNLU LİSE EĞİTİMİ

Toplumları ayakta tutan unsurlardan biri belki de en önemlisi değerlerdir. Değerler eğitimi, ailede özellikle de eş seçimi ile başlar. Hayatın içinde olmayan yani yaşamayan, yaşatılmayan bir değeri istediğiniz kadar anlatın karşılık bulmayacaktır. Örneğin saygılı olma değerini, cümlelerin içine hapsedip trafikte uygulamazsak onun bir kıymeti harbiyesi olmayacaktır. Ya da çevreye karşı duyarlı olma değerine bir bakalım. Piknikte etrafınızı temizlemeden ayrılırsanız o değeri de çöpe atmış olursunuz, değil mi? Kamuya ait olanı korumak yerine ‘devletin malı deniz, yemeyen keriz‘  mantığını öne çıkarırsanız her şeyi bu saçma ilkeye kurban edersiniz. Sloganlarla, afişlerle, kısa filmlerle anlatılan ancak hayatta karşılık bulmayan değerler; masal argümanları olarak kalır.   

Ülkemizde eğitim, maalesef uzun yıllardır öğretime kurban edilmiştir. Bakanlığımızın adı Milli Eğitim olmasına rağmen eğitimde istenen sonuçlara ulaşılamamaktadır. Bunun belki de en önemli sebebi; atılan adımların eğitimi kitlelere yaymak yerine sınav merkezli ve neredeyse sadece öğretme merkezli modelleri öne çıkarmaya yaramasıdır. Yine uzun yıllardır sınav sistemleri dışında eğitim öğretimle ilgili konuşulan konu yok hemen hemen. Sınav kalkacak mı, kalkmayacak mı soruları ile yerli yersiz vaatler havada uçuşurken dejenere olduğumuz pek çok hususa çare arayan kimselerin çığlıkları işitilmiyor maalesef.

Bir ülkede herkesin üniversite mezunu olma zorunluluğu olabilir mi? Her ilimize hatta ilçemize üniversite ve fakülte açmakla topluma değerler kazandırılıyor mu? Yoksa bütün bunları yaparken kahvede zaman geçiren, bitirdiği bölümle alakası olmayan işlerde çalışmak zorunda kalan, atanamadığı veya uygun iş bulamadığı için psikolojik sorunlar yaşayan hatta intihara teşebbüs eden gençleri mi arttırdık aslında? Zorunlu eğitim sürecinde çocuklara, gençlere hangi değerleri kazandırdık? Ya da onlarda hangi değerlerin oluşmasının önüne geçtik? Güven kaybına ise hiç değinmeyelim.

Bir ülkede herkesin lise mezunu olma zorunluluğu olabilir mi? İlk okul ile orta okulu yönetmelik ve genelgelerin sağladığı kolaylıklarla bitirip liselere yerleştirdiğimiz her gencimizden becerisi ve isteği doğrultusunda ne kadar yararlanıyoruz? Liselerimizi; okuduğunu anlamayan, dört işlem becerisi kazanamamış, sadece zorunlu olduğu için devam eden gençlerle doldurduk yıllardır. Bu, koca dört yılı ve onlarla birlikte nesilleri heba etmek anlamına gelmiyor mu?

Peki lise eğitimi olmamalı mı? Elbette olmalı. Lakin zorunlu olmaktan çıkarılmalı. Üniversite hedefi olan, o yönde bilgi ve beceri ile donanmış, liseye bile isteye gidenler okumalı. O zaman bir hayal uğruna üniversite sınavları için koşturan milyonlarca genci de o kapılarda boşuna yıllarca bekletmemiş oluruz. O dört yılda yeni bir meslek, yeni bir iş alanında yetişip topluma üreten bir birey olarak katkıda bulunacaklardır. Ara eleman sıkıntısını herkes dile getirirken liseyi zorunlu tutarak bu ihtiyacın giderilmesinin adeta önünü tıkıyoruz.

Peki, lise dört yıl mı olmalı? Hayır! Üç yıl yeterli bir süredir. Şu an dört yılda verilip eskiden yani liseler üç yılken kazandırılamayan hangi bilgi ve kazanım var?  Cevap vereyim: Yok. Dersler, içerikler, kazanımlar güncellenmeli elbette lakin zorunlu olmayan üç yıl bunun için yeterli bir süredir.

Değerler eğitimi dediğimiz ne varsa ilk okul ve orta okulda uygulamalı, yaşamın içine yerleştirilerek verilmeli kazanımları uygulamayan kim varsa (öğretmen, idareci, veli, kamu görevlisi, mülki amir…) gerekli uyarı ve cezaları alabilmeli. Böylece topyekun bir değişimi başlatabiliriz. Cezanın yanında ödül de elbette olmalı. Eğitim fakültelerinin öğrenci seçme kriterleri yeniden düzenlenmeli. Öğretmenlerin özlük hakları hak edilen seviyelere getirilmeli. Çok şey beklediğimiz öğretmenin meslek itibarı yeniden kazandırılmalı. Üniversite sınavlarının en başarılı öğrencileri, eğitim fakültelerini gönül rahatlığı ile isteyerek tercih eder hale gelmeli.

Coğrafyamızın ve bu coğrafyada yaşayan toplumun temel dinamikleri, değerleri, bu değerlerin tarihsel kodları titizlikle ve hiçbir önyargı olmadan çıkarılmalı. Evrensel değerlerle harmanlanarak tamamen bu topraklara uygun bir sistemle öğrencilere kazandırılmalı. Tropikal meyveleri kutuplarda yetiştirme sevdasından vazgeçilmeli.       

Zorunlu lise döneminde karşılaşılan sıkıntıları şöyle sıralamak mümkün:

1) Okuma düşüncesinde olmayanlar okullarda huzursuzluk ve disiplinsizlik, kavga gibi sorunların müsebbibi oluyorlar. (İdarecileri, öğretmenleri yaralayan hatta öldüren öğrenciler unutulmamalı)

2) Yine okuma düşüncesi taşımayan öğrenciler, sınıfta dersin düzenli ve seviyeli bir şekilde işlenmesine engel oluyorlar. (Sınıflarda öğretmenlerinin videolarını çekip sosyal medyada yayarak öğretmenlerinin itibarını zedeleyenler aklımıza gelsin lütfen)

3) Lise bitiminde herhangi bir meslek alanında bilgi sahibi olmadıkları için bu öğrenciler ya kahve müdavimi ya da kahve çalışanı oluyor; babadan kalan bir işyeri imkânı yoksa eğer. (Bir kahvede en fazla kaç kişi çalışabilir?)

4) Liseler dört yıl olduğunda öğretmen ve derslik ihtiyacı artıyor. Oysa üç yıl olduğunda ve zorunlu olmaktan çıkarıldığında ilk okul ve orta okul için kullanabileceğimiz çok sayıda derslik ve yine öğretmenimiz olacaktır. Böylece belki tüm Türkiye normal eğitime geçebilecek ve ikili öğretim ucubesinden kurtulacak.

5) Liseye gelmiş birine davranış kazandırmak ve değerleri kavratıp yaşatmak oldukça zordur. Sadece öğretim için de gelen öğrenci sayısı sınırlı olduğundan sorunlu bir lise süreci oluşuyor ve bundan herkes zarar görüyor.

6) Ülkenin kaynakları ziyan ediliyor ki bu da gelişmekte olan ülkemiz için önemli bir husustur.

Amaç sağlıklı ve duyarlı bireyler yetiştirmek ise köklü ve toplumsal kodlarımıza uygun insani/ahlaki normları esas alan bir modeli, toplumun tüm katmanları ile görüşerek bir mutabakat çerçevesinde oluşturmalıyız. Masa başında hazırlanan modellerin kısa zamanda çöp olduklarını çok kereler gördük. Ancak heba olan sadece modeller değil gençlerimiz yani geleceğimiz olmuştur. Pek çok fırsat trenini kaçırmamız bundandır. Konuşma ve çözüm üretme zamanıdır şimdi, şikâyet etme değil.

EYYUP YÜKSEL

MİRATHABER.COM  -YOUTUBE- 

YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ 

Recent Posts

  • manşet

KURBAN, İBADETTİR, CENNET YOLUDUR!

KURBAN, İBADETTİR, CENNET YOLUDUR! Vacip, Adak, Akika, Şükür, kurban bağışlarınızı ihtiyaç sahiplerine ulaştırıyoruz. Siz de…

34 dakika ago
  • Gündem

Ramallahlı Kadından Arap Liderlere ve Abbas Yönetimine Sert Tepki

Ramallahlı Kadından Arap Liderlere ve Abbas Yönetimine Sert Tepki: "Bizi Gazze’deki Mücahitler Temsil Ediyor" Batı…

53 dakika ago
  • Gündem

Bilal Erdoğan’dan Nüfus ve Aile Yapısı Uyarısı

Bilal Erdoğan’dan Nüfus ve Aile Yapısı Uyarısı: "2100 Yılında 55 Milyona Düşebiliriz" İlim Yayma Vakfı…

2 saat ago
  • Makale

250 YIL SONRA YENİDEN SÖMÜRGE

250 YIL SONRA YENİDEN SÖMÜRGE İran'a, Gazze'ye, Yemen'e, Lübnan'a ortak operasyonlar yapan, Siyonist rejime karşı…

3 saat ago
  • Gündem

ÜÇ FATMA NUR’UN ÖLÜMÜ, TEK BİR GERÇEK: AİLE VE EĞİTİM SİSTEMİMİZİN ÇÖKÜŞÜ (2)

ÜÇ FATMA NUR’UN ÖLÜMÜ, TEK BİR GERÇEK: AİLE VE EĞİTİM SİSTEMİMİZİN ÇÖKÜŞÜ (2) 3. TOPLUM…

3 saat ago
  • Gündem

Gençler Arasında Sessiz Tehlike: Apateizm

Gençler Arasında Sessiz Tehlike: "Apateizm" Akımı Yayılıyor! Eğitimci ve yazar Dilek Temirhan, son dönemde gençler…

4 saat ago