islami haberortadoğu haberlerimirat analizmirat tv
DOLAR
17,9600
EURO
18,3023
ALTIN
1.028,26
BIST
2.857,18
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
30°C
İstanbul
30°C
Açık
Salı Açık
31°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
30°C
Perşembe Az Bulutlu
30°C
Cuma Parçalı Bulutlu
31°C

38. Enlem

38. Enlem
24.04.2017
A+
A-

Kore’yi ayıran 38. Enlem üzerindeki savaş tehlikesi nükleer silahların devreye girmesiyle iyice karmaşık bir denklem haline geldi. Batının yalnızca güçten anladığını kestiren Kuzey Kore, nükleer füze kapasitesini geliştirerek avantajlı bir konum elde etme arzusunda.

Nükleer silah yarışı İkinci Dünya Savaşı sırasında başladı. Hitler, Roosevelt ve Stalin bütün güçleriyle ilk atom bombasını atarak savaşı kazanmak için kaynaklarını kullandılar. Başta Alman projesi önde giderken Amerikalılar onları yakaladı, geçti ve Japonya’ya bombaları atarak nükleer ölüm çağını başlattılar.

Genel bir ilke olarak nükleer silahlara sadece dünyanın efendisi olması öngörülen beş Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ülkesi sahip olacaktı: Amerika, Sovyetler, İngiltere, Fransa ve Çin. Ve oldular da. Ama bir süre sonra başka ülkeler de bu teknolojiyi elde etmek istediler.

Önce İsrail, Fransa’nın ve diğerlerinin desteğiyle bunları elde etti ama beş ülkeden olmadığı için ilan etmedi. Güney AfrikaJaponyaArjantinve kuzey Avrupaülkeleri de bu teknolojiye yaklaşmalarına rağmen Birleşmiş Milletler nizamını bozmadılar.

PakistanHindistan’ın bu konuda ilerlediğini bildiğinden, özellikle 1980’lerde Ziya-Ül-Hak iktidarında fizikçi Abdülkadir Han’ın liderliğinde bu teknolojiyi ABD’den gizli geliştirdi. Ziya-Ül-Hak’ın bu manevrası uçak kazasıyla cevaplandı, ama Pakistan artık nükleer kapasiteye erişmişti. Hindistan’ın ilk demesinin ardından birkaç gün içinde Pakistan ilk yeraltı patlamasını yaparak nükleer ilk İslam ülkesi oldu.

Irak’ın bunu 80’lerde elde etme çabası ve Suriye’nin de 2000’lerdeki girişimine karşı İsrail tek taraflı saldırılarla bu tesisleri ortadan kaldırdı. Ancak ne İsrail ne de ABD İran’ın uzaktaki dağların altındaki tesislerine karşı bir girişim yapamadılar.

İran’ın Pakistan’dan gelen bazı teknolojilerle bu teknolojik kapasiteye erişme çabası karşısında batının verdiği önem, Kuzey Kore’yi uyandırdı. 1990’lı yıllarda Kuzey Kore, Çin ve Pakistan’dan da gelen teknolojilerin yardımıyla bu yönde ilerlerken nükleer kapasiteyi ekonomik olarak kullandı. Batıdan maddi ve yiyecek yardımı için iki nükleer adım attı, istediğini aldı, birkaç yıl sonra iki adım daha atarak yavaş ve emin olarak ilerledi.

Batı’nın yalnızca güce saygı duyduğunu anlayan Kuzey Kore rejimi, nükleer teknolojiyi elde etmekle kalmadı, yeraltı denemesini yaparak kendini BMGKBeşleri, İsrail ve Hind altkıtasınailaveten dokuzuncu atom silahlı ülkeilan etti. Üstelik bir yandan balistik füze teknolojisini de geliştirdi. Ancak son günlerde füze teknolojisi kıtalararası ICBMseviyesine gelip Amerika’yı vuracak düzeye yaklaşınca ABD ciddi olarak endişelenmeye başladı.

Nükleer kapasite kullanılmaktan ziyade caydırıcı amaçlara hizmet etmektedir. İsrail 1973savaşınınilk günlerinde Mısır-Suriye güçleri karşısında yenilgiye uğrayınca nükleer silahlar gündeme geldi. Hindistan ve Pakistanbirbirlerini dengelemek için atom bombalarını zorunlu gördü. Japonya ve AlmanyaABD şemsiyesi altında olduğundan Arjantin ve Güney Afrika’nın da bir hasmı olmadığından bunu gerçekleştirme zorunluluğu hissetmediler.

Ancak Kore yarımadasında durum farklı. Kuzey Kore büyük bir ordusu ve kaybedecek hiçbir şeyi olmayan bir ülke. Güney Kore ise ABD ordusu ve savunma kuvvetlerine dayanan, ancak sınıra Taksim-Tuzla mesafesi kadar yakın bir mega-başkentiolan bir ülke. Bu nedenle Kuzey Kore’ye müdahale istiyor. Japonya, Çin ve Rusya, Kore’nin birleşip büyük bir güç olmasını istemediğiiçinKuzey Kore’nin yıkılmasını istemiyor. ABD ise Trump dönemindene halleri varsa politikasın dönmek istediğini ilan etse de ABD derin devletinin ya da eski başkan Eisenhower’ın tabiriyle “askeri-endüstriyel kompleksin” istemiyle Kuzey Kore’yle cedelleşmeye zorlanıyor.

Bu nedenle geçen hafta Kuzey Kore’nin füze denemelerine karşı Trump büyük bir donanmayolladığını ilan etti. Birkaç gün sonra o donanmayı Batı Pasifik değil de Hind Okyanusu’nayolladığını belirtti. Aradan birkaç gün sonra yeniden Batı Pasifik’egittiği açıklanarak Washington’da bir kafa karışıklığı olduğu ortaya çıktı.

ABD’nin Kuzey Kore’den çekinmesinin nedeni nükleer gücü değil. Nükleer silahlar atom bombasıve onun bin kat üstünde güçlü hidrojen bombasıolarak ayrılmakta. Kuzey Korenin elindeki on-yirmi atom bombası ve bunları nakledecek orta mesafeli bazı füzelerle tartışmalı denizaltı gücüne karşın ABD’de 7000’e yakın hidrojen ve atom bombası ve bunları atacak uzun vadeli füzeleri, denizaltıları, bombardıman uçakları, savaş gemisinden atılan seyir füzeleri var. Dolayısıyla Kuzey Kore ABD’ye simetrik bir tehdit sunmuyor. Ancak bir nükleer gücü de caydırıcı olmaktan çıkarıyor.

Dahası rejimin bir çılgınlık yapması durumunda Çin’in ve Rusya’nında devreye girip Kuzey Kore’ye arka çıkma ihtimali bulunmakta. Bu nedenle ABD hala ne yapacağını kestirememekte.

Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.