
8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ MÜNASEBETİYLE BAZI HATIRLATMALAR!
Dünya kadınlar gününün ortaya çıkışı ve tarihi seyri açısından mütevellit, cümleler kuracak değilim. Ayrıca bu ve benzeri günlerin hangi maksatla, hangi saikle inşa edildiği/oluşturulduğu hemen hemen herkesçe malumdur. Nevi şahsıma münhasır, muhtasar bazı hatırlatmalar yapmak istiyorum, umarım fayda hasıl olur…
İslam’a muhatap olma, onu anlama ve gereklerini yerine getirme bakımından, kadın olsun, erkek olsun eşittir.
Kulluk yarışında cinsler arasında bir fark yoktur. Nitekim Kerim Kitabımız Kur’anda: “…Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim…” [1] buyurulmaktadır. Diğer bir ayette ise Yüce Allah: “Erkek veya kadın, kim mü’min olarak iyi iş işlerse, elbette ona hoş bir hayat yaşatacağız ve onların mükâfatlarını yapmakta olduklarının en güzeli ile vereceğiz” [2] buyurmaktadır.
Müslüman/mü’mine kadın, dişiliği/cinselliği ile değil; kişiliği, onuru, izzeti, şahsiyeti ile sosyal hayatın içerisinde yer almalıdır. Mücadelesini/mücahedesini bu minval üzere vermelidir.
İslam’a göre kadın-erkek, bir bütünün birbirlerini tamamlayan parçalarıdır. Nitekim Ayeti Kerimede: “Onlar, sizin için örtüdürler, siz de onlar için örtüsünüz…” [3] şeklinde zikredilmektedir. Ayette, güçlü ve tesirli bir anlatım üslubu bahse konudur. Karı-koca arasındaki ilişkinin tabiatı ortaya konulmakta ve elbise/örtü insanı nasıl soğuktan ve sıcaktan korur, kusurlarını örterse; eşler de birbirlerine karşı öyle koruyucu, kollayıcı ve bağlı olmaları gerektiği hususu ifade edilmektedir.
Hasılı, kadın olmadan erkeğin, erkek olmadan kadının eksik kalacağı, anatomik, fizyolojik ve psikolojik olarak erkek ile kadının (nikahla/evlilikle) bütünleşerek beşeriyetlerini tamamlayabileceği aşikardır. Aksi takdirde hem kadının hem de erkeğin bünyesinde bazı arızaların oluşması kaçınılmazdır. Bir hadis-i şerifte Efendimiz (sav): “…İnsanın kurdu şeytandır. Onu yalnız yakaladımı yer (ifsad eder/vesvese verir…” [4] buyurmaktadır. Sahabe-i Kiram Efendilerimizden İbn-i Mes’ud (r.a)’un şu meşhur sözünü de unutmamak gerekir: “Eğer ömrümden sadece on gün kalsa yine de evlenmek isterim ki Allah’ın huzuruna bekâr gitmiş olmayayım”. Her iki cins için de elzem olan, mutlu ve huzurlu bir yuva kurmak/inşa etmektir. [5] Bu bağlamda Aziz Peygamberimiz (sav): “Kişi evlendiği zaman dininin yarısını korumuş olur. Geriye kalan yarısı için de Allah’a karşı gelmekten sakınsın.’’ [6] buyurmuştur. Bir toplumda aile inşa edilmezse, bu menfî durum toplumun ve insanlığın çözülmesi demektir. Bu açıdan insan için ailenin kurulması, evlilik müessesesinin devamlılığını sağlamak, yaratılış gereği olarak en önemli vazifelerinden biridir.
Evlilik müessesesinin önemi, aile kurumunun yaşatılması elzem olan husustur. Biri olmadan, diğeri eksik ve yarımdır. Her bakımdan iki cins de birbirine muhtaçtır. Bu yüzden kadın-erkek iki cins (Hz. Âdem – Hz. Havva ) birlikte dünyaya gelmişler, hayatı birlikte paylaşmışlar, ilk yasağı birlikte çiğnemişler, birlikte tevbe etmişlerdir. Bu birliktelik bu dünyada devam ettiği gibi ahirette de devam edecek, sürecektir.
Kadınlar;
hem annemiz,
hem ninemiz,
hem kızımız,
hem halamız,
hem teyzemiz,
hem eşimiz,
hem herbiri annelik makamına namzet mürebbilerdir…
Her biri bulundukları yerlerde takdir edilmeli ve kıymetleri bilinmelidir. Aziz Peygamberimiz (sav) Veda Hutbesinde, kadınları, Allah’ın emanetleri olarak nitelemiş ve onları bu şekilde ümmetine emanet etmiştir. Veda haccı sırasında Enceşe isimli sahabi, bazı ezgiler okuyarak, develeri iyice hızlandırınca kervandaki kadınları rahatsız edecek derecede develerin hızlı gittiğini gören Peygamber Efendimiz (sav) Enceşe’ye şöyle seslenmişti: “Ey Enceşe dikkat et, ağır ol, Pırlantalara, Kristal parçalarına dikkat et, onları rahatsız etme.” [7]
Yazımı sonlandırırken bir hususun altını çizmek istiyorum, ‘siz bazı hususların altını kalınca çizdiğinizde, üstünüzü çizebiliyorlar’ maalesef, (bizimkisi biraz da latife olsun kabilinden) Kadınların isdihdamı, eğitim kariyerleri vb. hususlar, evliliklerinin ve çocuk sahibi olmalarının önünde maalesef engel olarak devam etmektedir. Bir taraftan gençlerin evlenmesi ve çocuk sahibi olmaları teşvik edilirken, öte yandan önlerinde birçok engellerin bariyer gibi durduğu aşikardır. Bu bağlamda bir cümle ileve edeyim, belki de bin cümle kurmak gerekir ancak, konumuz bu değil… Şöyle ki; çalışma hayatında kadının öncelikle statüsü belirlenmeli ve yaratılıştan gelen özelliklerinin dikkate alınması ve sömürülmemesi esas alınmalıdır. Kadınların iş yaşamında içinde bulundukları olumsuz durumların ardında büyük ölçüde ekonomik ve kültürel nedenlerin olduğu aşikardır. Bu bağlamda daha faydalı, kalıcı ve yuva kurmalarını, çocuk sahibi olmalarını teşvik edici hem ekonomik hem dünya ve ahiret saadetine yönelik yeniliklerin inşa ve ihyası için gayret gerekmektedir. Maalesef bu bağlamda sınıfta kaldık diyebilirim, Rabbim sınıf geçenlerden eylesin.
Yüce Allah huzurlu bir yuva oluşturmaktan kimseyi mahrum kılmasın.
Kaynakça
1. Al-i İmran, 3/195.
2. Nahl, 16/97.
3. Bakara, 2/187.
4. Ebu Davud, Salat 47.
5. TDV İslam Ansiklopedisi A’zeb md.
6. Heysemi, Mecme’u’z Zevaid, No: 7310; Aclûnî, Keşfu’l-Hafa, 2/239.
7. Buhari, Edep, 90, 95, 111.
MİRAT HABER YouTube