
T.C.
İSTANBUL
CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI
Basın Suçları soruşturma Bürosu
Soruşturma No : 2023/1658
Karar No : 2023/37968
KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA DAİR KARAR
| DAVACI ŞİKAYETÇİ | :K.H. :ATATÜRKÇÜDÜŞÜNCE DERNEĞİ MERKEZİ, Merkez Mah. Merkez Cami Sk. Erdal İş Merkezi Bina No: 6 Kat No: 3 Daire No: 36 Avcılar/ İSTANBUL |
| VEKİLİ | :Av. DORUKCAN DAVUTOĞLU, Ankara 1 Nolu 16445-44784-04139 |
| ŞÜPHELİ | :ALİRIZA DEMİRCAN, FAİK Oğlu HAMDİYE’den olma, 01/03/1947 doğumlu, İSTANBUL ili, SARIYER ilçesi, REŞİTPAŞA köy/mahallesi, 7 cilt, 214 aile sıra no, 1 sıra no’da nüfusa kayıtlı Emirgan Mah. Emirgan Hamamı Çıkmazı Sk. No: 11 -1- İç KapıNo:4- Sarıyer/İSTANBUL |
| SUÇ SUÇ TARİHİ VE YERİ | :Atatürk’ün Hatırasına Alanen Hakaret : 14/11/2022 İSTANBUL |
SORUŞTURMA EVRAKI İNCELENDİ
Atatürkçü Düşünce Derneği vekilinin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına hitaben yazmış olduğu dilekçesinde özetle, İlahiyatçı Ali Rıza Demircan tarafından Mirat Haber isimli internet sitesinde kaleme alınan yazıda Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e Hakaret edildiğini, “ateist- deist bir ölüdür” demek suretiyle hadsiz şekilde inancı ve değerleri aşağıladığını, üstelik bu durum yansıtılırken araştırma yapıldığı bildirilmiş ancak kaynaklardan bahsedilmediğini, gerçekte hiçbir aslı olmayan bu sözlerin kasıtlı şekilde aşağılama ve hakaret etme amacıyla söylendiğini belirterek şüpheli hakkında davacı ve şikayetçi olması üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma işlemlerine başlanıldığı ve söz konusu internet sitesinin yönetim adresinin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı yargı çevresinde bulunması nedeniyle evrakın yetkisizlik kararı ile Cumhuriyet Başsavcılığımıza gönderildiği,
Şüphelinin Mir’at haber isimli internet sitesinde kaleme aldığı “Müslüman, Mustafa Kemal’i nasıl anlamalı ve anmalı?” şeklinde haberin incelendiği, haberin devamının:
“Benim için İslam’la ve tarihimizle çelişen ve çatışan Atatürk değil de kurtuluş savaşımıza katkı vermiş Mustafa Kemal kayda değerdir, artık o da bir ölüdür. Biz Müslümanlar, Müslüman olarak can verdiklerine inandığımız ölülerimizi, bağışlanmaları ve yüksek manevi makamlara eriştirilmeleri için genel ve özel nitelikli dualarımızla anarız. Dualarla anma Rabbimizin de emridir:
“ Onlardan sonra gelenler şöyle yakarırlar: “Rabbimiz! Bizi ve bizden önce imanla göçüp gitmiş olanları bağışla! İman edenlere ilişkin gönlümüzde en küçük bir kin bırakma! Rabbimiz! Şüphe yok ki Sen çok şefkatli, çok merhametlisin! “ ( Haşr 59/10)
Kâfirlere Dua Sapıklıktır b.) Rabbimizin emri olduğu için Kur’ân kaynaklı inancımıza göre dualarımız ölülerimize fayda sağlar. Ama ana babamız ve akrabamız olsalar da ateist ve deist olarak ölen insanların/ kâfirlerin cenaze namazını kılamayız.
Büyük sandukalarda, Anıt kabir ve Anıt mezarlarda yatır olsalar da yücelterek onların kabrini ziyaret edemeyiz. Rabbimiz şöyle buyurur: “ Onlardan ölen hiç kimsenin cenaze namazını kılma ve mezarının başında dua etmek için durma! Çünkü onlar Allah ‘ı ve Elçisini inkâr ettiler ve fırsat varken tövbe de etmeyip, kâfir olarak can verdiler. Ve sonunda, uğrunda kâfirliği bile göze aldıkları dünya nimetlerini bırakıp gittiler. “ (Tevbe 9/84)
c.) Nuh, Hz. Musa ve Hz Muhammet gibi zalim kâfirler için beddua edebilirsek de kâfirler için dua edemeyiz. Çünkü Allah’ın kitabı Kur ‘ân’a göre “Allah ‘a ve onun yasaları ve rahmetine inanmayan kâfirlere dua boşa gidecek bir aldanış tır.” (Ra’d 13/14. Ayrıca bak. Mümin 40/50)
Bu sebeple kâfirlere dua görevimiz olmadığı gibi bize yaraşır doğru bir davranış da değildir. Üstelik sapıkça bir davranıştır. Rabbimizin buyruğu şöyle: “Ne Peygambere, ne de diğer müminlere, kâfir olarak ölen ve cehennemlik oldukları artık kesinleşmiş olan Allah ’a ortak koşucu müşrik kâfirler için —onlar yakın akrabaları bile olsalar— bağışlanma dilemek yaraşmaz. Zira Allah, tövbe etmezlerse kendisine ortak koşanları ve inkâr edenleri bağışlamayacağını kesin hükme bağlamıştır.” (Tevbe 9 /113; Nisâ 4/ 48, 116)
Atatürk Ateist-Deist miydi? Derin olmasa da yapabildiğim araştırmalara ve güvendiğim araştırmacıların çalışmalarına göre kanunla Atatürk soyadı verilen Mustafa Kemal [1] benim için İslâmî iman ve yaşam kurallarını red edip örten ateist -deist bir ölüdür. (Bu tespit aşağılama değil bilimsel bir tespittir.) Onu, 10 Kasım gibi vesilelerle de olsa, Mustafa Kemal Atatürk olduğu için değil inancım gereği inkârcı/kâfir bir ölü olduğu için hayır dua ile onamam. Birleri ne düşünürse düşünsün umurumda değil ama iyice bilinmesini isterim ki bu tavrım inançlarım sebebiyledir. Ona karşı özel bir kastım olmadığı gibi sevenlerini üzme amacım da yoktur.
Ha bu arada ifade edeyim, ben kurtuluş savaşımızın Mustafa Kemal’in de tam bir nifakla imanlısı göründüğü İslami ruhla kazanıldığına inananlardanım. Ne var ki Mustafa Kemal ’in bu uğurda çalışıp mücadele ettiğini kabul etmemize bir mani de yoktur. Ama vatanı tek başına kurtarıp bize hediye ettiği şeklindeki safsatalara ve benzerlerine de güler geçerim. Kaldı ki bir insanın vatanı için çalışmış olmasından daha doğal ne olabilir. Kişiyi bu yönüyle öne çıkarmak büyütmek değil küçültmektir. Üstelik pek çok kurtuluş savaşı kahramanı yokluk için de can verirken o ve arkadaşları yaptıklarının karşılığını, yönetimine el koydukları devletimizden binlerce defa aldılar. Örneğin Mustafa Kemal Atatürk, 1938 öncesi fakir ülkemiz açlık ve çıplaklıkla boğuşurken “..kıyafetlerini günümüzde de modanın önemli merkezlerinden biri olarak kabul edilen Paris ’te ünlü bir terziye ve yine ünlü bir Alman terziye hazırlatmıştır.” https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/255317
Mustafa Kemal Atatürk’ün Tapılır Put Edinilmesi İslam’da en büyük ve affedilemez günah Allah’a inanırken Ona ait vasıfların bir kısmını insanlara/kurumlara /ilkelere yamamak ve Onun yasalarını dışlayıp seküler/laik düzenler edinmektir. Şu son dönemlerde yazılanları okuyup söylemleri dinleyince merkezinde Atatürk’ün yer aldığı Kemalizm ‘in tapılır yarı put haline getirildiğini görüyor, yalnızca İslam adına değil özgür medeni bir toplum olmasını dilediğim ülkem adına da üzülüyorum. Biliyorum bilgili ve bilinçli insanlarımız için manevî bir tehlike yok gibi. Ya nesillerimiz; gençlerimiz ve torunlarımız için. Yapılanların bir kısmı övgü değil kelimenin tam anlamıyla tapınma. Yanılmaz, ölmez! ebedî önder görüp tapınma da tam manasıyla bir vicdan pisliğidir. Şimdi benim cevabını vermeye çalıştığım “ Müslüman Mustafa Kemali Nasıl Anlamalı ve Anmah?” soru başlıklı bu yazımdan hareketle “Müslümanlar ve İmam Hatip nesli Atatürk karşıtıdırlar, “ diyecekler olacaktır. Ama bu tespitleri keşke doğru olabilseydi, ama ne mümkün! Atatürkçüler müsterih olsunlar, geleceği ve yüceliği yanlış yerde aramaya başlayan Müslümanlar ve İmam Hatip nesli, öteden beri iktidarda olan Kemalizm ‘e bilerek veya bilmeyerek güç katmaya ve katkılarını sürdürmeye başladılar. İstisnalar elbette vardır ve genel kuralı bozmaz
Hulâsa Müslümanız , Mustafa Kemal dahil ölü veya diri kişileri İslam’a göre anlamalı ve anmah; yüceliği de Rabbimizin katında görenlerden olmalıyız. Bunun için de Rabbimizin şu bildirisini dinlemeliyiz: “ Yüreklerine iman akmamış kişiler iman edenleri bırakır da Kâfirleri egemen tanırlar. Yoksa yüceliği onların yanında mı arıyorlar? Şüphesiz yücelik/izzet bütünüyle Allah’ındır/Elçisinindir ve müminlerindir.” (Nisa 4/139; Münafikûn 63/ 8) [1]
(Atatürk Soyadı; 24 Kasım 1934 tarihinde Mustafa Kemal’e 2587 Sayılı Kanun ile verilmiştir. Atatürk Soyadının verilmesine ilişkin 2587 Sayılı KEMAL ÖZ ADLİ CÜMHUR REÎSlMÎZE VERİLEN SOY ADI HAKKINDA KANUN 27 Kasım 1934 tarihinde resmi gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.” şeklinde olduğunun anlaşıldığı,)
Şüpheli alınan savunmasının “Müşteki Dernek, Mustafa Kemal’in de Atatürk’ün de reddettiği aşırı ve bağnaz fikirlerin sahibi bir yapıdır. Ben bu makalemi dosyada yer almayan devamında yazılış sebebini şöylece açıklamıştım;
Şu son dönemlerde yazılanları okuyup söylemleri dinleyince merkezinde Atatürk’ün yer aldığı Kemalizmin tapılır yarı put haline getirildiğini görüyor yalnızca İslam adına değil özgür medeni bir toplum olmasını dilediğim ülkem adına da üzülüyorum. Biliyorum, bilgili ve bilinçli insanlarımız için manevi bir tehlike yok gibi, ya nesillerimiz, gençlerimiz ve torunlarımız için yapılanların bir kısmı övgü değil, kelimenin tam anlamıyla tapınma. Bu durumu eleştiri sadedinde makalemi yazdım.
Makalenin girişinde apaçık görüldüğü üzere ben İslam dininin ölülerimizle alakalı yaklaşımlarını, onlara dua edilebileceğini, ancak ateist ve deist, yani tanrıya inanmayan ya da ölüm ötesi hayata inanmayan insanlar için dua edemeyeceğimiz hakikatini Kur’andan ayetlerle açıkladım.
Mustafa Kemal Atatürk kendi el yazıları ile kendisinin onayıyla yapılan yayınlarda ateist ve deist olduğunu kendisi ifade etmektedir. Ben bu gerçeği dile getirdim. Makalemde de 2 defa altını çizerek ifade ettim. Ben asla Atatürk’ü aşağılamak, onun manevi hayatını tahkir etmek amacını taşımadığım gibi onu sevenleri üzmeyi de amaçlamadığımın altını çizerek defalarca beyan ettim. Dolayısıyla Mustafa Kemal Atatürk’ü küçültme amacıyla bu makaleyi yazdığım iddiasını bütünüyle reddediyorum. Yazım tamamen bir hakikatin dile getirilmesi. Bu vesile ile İslam’ın ölen insanlarımızla alakalı yaklaşımı dile getirmek amacındaydım.
Bu suçlamayı reddediyor, Mustafa Kemal’in görüşleri ile de çatışan bağnaz bir derneğin ithamları ile mağdur olmak istemiyorum. Yazımı aşağılama kastı ile yazmadığımı yazının girişinde de belirttim. Şiddetle reddederim. 50 yıldır yazar ve çizerim. Mustafa Kemal ile alakalı onlarca makale yazdım, ilk defa olarak böyle bir suçlama ile karşılaşıyorum.
Bir ilave hususu da arz edeyim. Ben Kur’anı Kerimin Enam suresinin 108. ayetinde Müslümanlara verilen emirler gereği şahısları aşağılama gibi bir durum Müslümanlara haram kılındığı için böylesi bir aşağılama yazısına 50 yıllık yazarlık hayatımda hiç yer vermedim. Bu nedenlerle suçun unsurlarının oluştuğunu düşünmüyorum, takipsizlik kararı verilmesini talep ediyorum.” şeklinde olduğu,
Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 20/06/2017 tarih, 2015/35894 Esas ve 2017/8117 Karar numaralı ilamında, “Ateist, Allahsız, kitapsız” tarzında sözler söylediği, şeklinde kabul edilen olayda, sanığın kullanmış olduğu ifadelerin, katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, rahatsız edici, kaba ve nezaket dışı hitap tarzı niteliğinde olduğu, dolayısıyla hakaret suçunun unsurları itibari ile oluşmadığı” şeklinde karar verildiği,
Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 09/12/2015 tarih, 2015/9474 Esas, 2015/13016 Karar numaralı ilamında, “Yargılamaya konu somut olayda; sanığın katliam şikayet amacıyla yazdığı dilekçede ‘aşırı solcu ve ateist bir kişi…’ şeklindeki ifadeleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde, sanığın katılana yönelttiği sözlerin, katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, rahatsız edici, kaba ve nezaket dışı sözler olduğu ve hakaret suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden, yasal olmayan ve yerinde görülmeyen gerekçe ile mahkumiyet kararı verilmesi” şeklinde karar verildiği,
Somut olay kapsamında şüphelinin kaleme almış olduğu yazı ve yargıtay kararları birlikte değerlendirildiğinde 5186 sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun’un 1. maddesinde yer alan suçun maddi unsularının somut olayda oluşmadığı anlaşılmakla şüpheli hakkında kamu adına KOVUŞTURMA YAPILMASINA YER OLMADIĞINA,
Kararın şüpheliye ve şikayetçi vekiline TEBLİĞİNE,
Tebliğ tarihinden itibaren 15 günlük yasal süre içerisinde İstanbul Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliğine CMK 172 ve devamı maddeleri uyarınca itirazı kabil olmak üzere karar verildi. 08/03/2023
OSMAN COŞKUNPINAR 179572
Cumhuriyet Savcısı
e-imzahdır
MİRATHABER.COM -YOUTUBE-