islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
45,3990
EURO
53,3011
ALTIN
6.812,59
BIST
14.783,75
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
25°C
İstanbul
25°C
Parçalı Bulutlu
Çarşamba Hafif Yağmurlu
22°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
18°C
Cuma Az Bulutlu
20°C
Cumartesi Az Bulutlu
23°C

Organların şahitliği (2)

Organların şahitliği (2)
17/03/2025 10:30
A+
A-

(Organların şahitliği (2), Mirat Haber, 13 Mart 2025)

Pozitivist bakış açısından organların (beş duyu), iradi fonksiyonlarını gördükleri kişinin aleyhinde şahitlikte bulunmaları mümkün değildir. Ama Kur’an-ı Kerim, bunun vukuu bulacağını haber verir. Bu sayede dünya hayatında bir yandan bir şekilde yargının denetiminden kaçmış suçlara karşılık adaletin tesisi gerçekleşirken, diğer yandan yine bir şekilde gizli kalmış hakikatin ayan beyan ortaya çıkması sağlanmaktadır. Nice suç ve cinayet var ki adaletin denetimi dışında kalmış, nice hakikat var ki yalan, tezvirat, propoganda ve sair marifetle üstü örtülmüştür.

Din Günü’nde bunların hepsi açığa çıkacak, suçlu günahkarlar (mücrimler) müstahak oldukları cezayı göreceklerdir:

Allah’ın düşmanlarının bir araya getirilip-toplanacakları gün işte onlar ateşe bölükler halinde dağıtılırlar. Sonunda oraya geldikleri zaman, işitme, görme (duyuları) ve derileri kendi aleyhlerine şahitlik edecektir. Kendi derilerine dediler ki: “Niye aleyhimizde şahitlik ettiniz?” Dediler ki: “Her şeye nutku verip-konuşturan Allah, bizi konuşturdu. Sizi ilk defa O yarattı ve O’na döndürülüyorsunuz.Siz, işitme, görme (duyularınız) ve derileriniz aleyhinize şahitlik eder diye sakınmıyordunuz. Aksine, yaptıklarınızın birçoğunu Allah’ın bilmeyeceğini sanıyordunuz.”  İşte bu sizin zannınız; Rabbiniz hakkında beslediğiniz-zannınız, sizi yıkıma uğrattı, böylelikle hüsrana uğrayan kimseler olarak sabahladınız.” (Fussilet 41/19-23)

Bu ayet kümesinde atıfları dünya hayatı ve dünyada cereyan eden olay ve olgular olmak üzere dehşet verici bir ahiret resmi çizilmektedir. Çizilen resimde “Allah’ın düşmanları (A’da-u Allah)” bir araya getirilip bölükler halinde azap yerlerine dağıtılır. Bunlar dünya hayatının mücrimleri, yani suçlu-günahkârlarıdır.

Bu bedbaht şahısların “Allah’ın düşmanları” olarak nitelendirilmelerinin sebebi, Allah’ın indirdiklerine ve elçisinin çağrısına şiddetle ve husumet göstererek karşı çıkmaları, Müslümanları inançlarından dolayı baskı altına almaları ve onları yurtlarından sürmek için çaba harcamalardır. Mümtehine sûresinde (60/1) bunlar için “Benim ve sizin düşmanlarınız” ifadesi kullanılır, buna göre hakiki mü’minlerin-müslümanların düşmanları aynı zamanda Allah’ın düşmanlarıdır. Şu halde Allah’a düşman olanlar mü’minlere ve haksızlıklara uğrayanlara da düşmandırlar, aksi de doğrudur!

Hakikat nazarından suçlu günahkâr olup Allah’a ve mü’minlere düşmanlık gösterenlerin durumları son derece trajiktir. Kendilerini savunmaya yeltendiklerinde sadece meleklerin yazıp önlerine koyduğu amel defteri (dava dosyaları) içinde yer alan suç fiilleri değil, bizzat suç ve günah işlerken kullandıkları organları da aleyhlerinde şahitlik edeceklerdir. İşte asıl trajedi de budur. Bundan daha büyük bir utanç, hüsran ve horlanma olamaz. Düşünün, bir insanın kulağı, gözü, ayakları veya elleri dile gelip kendi aleyhine şahitlik etmektedir. Artık böyle bir suçlunun kendini temize çıkarma, yalan beyanda bulunma, başkalarına iftira atma, hakikatin üstünü örtme, mazeret uydurma ve bu sayede cezadan kurtulma şansı kalabilir mi?

Organları aleyhlerinde şahitlik edince, suçlu günahkarlar, dönüp bunun sebebini soracaklardır. 21. ayette soran suçlular ile cevap veren organlar için dili geçmiş zamanı kullanmaktadırlar, sanki iş olup bitmiş da hikâye ediliyormuş gibi. Gerçekten de öyledir, zira Kur’an dilinde ahirette vuku bulacak olan her olay kesindir, mutlaka gerçekleşecektir, aynen olmuş bitmiş gibidir, bu yüzden dili geçmiş (mazi) fiil kullanılır.

Bu arada kendilerine birer emanet olarak ve belli fonksiyonları görmek üzere verilmiş olan organların sahiplerine verecekleri cevap dikkat çekicidir: “Her şeye nutku verip-konuşturan Allah, bizi konuşturdu.”

İletişimin, konuşmanın esası nutk’tur. İnsan kalbinden geçirdiklerini belli bir mantıki düzen içinde dilini kullanarak ifade eder. Dil sonuç itibariyle etten yapma bir organdır. Kulak, göz, el, ayaklar ve diğer organlar da etten, kandan, kemiktendirler; dilin konuşması gibi onlar da konuşurlar. Nihayetinde böyle bir günde onlara konuşma imkânını veren yaratıcı kudrete sahip olan şanı yüce Allah’tır. Dile konuşma yetisini verdiği gibi diğer organlara da konuşma yetisini verebilir, bu O’nun için kolaydır. (Bkz. 24/Nur, 24 ve 36/Yasin, 65.)

Burada ilginç olan husus şu: Normal durumlarda organların fonksiyon görmelerine beyin komut veriyor. Mesela el, beyinden gelen komutla masa üzerinde duran bardağı alır, ağza götürür, burada ise artık kötülüğü emreden nefsin isteklerini getirmek üzere komut veren beyin iptal edilmiş, her şeyin yaratıcısı Allah komut verir olmuştur ki, organlar artık beyinden değil de “her şeye hilkatini veren yüce Allah”tan komut/emir alır hale gelmişlerdir. Bu sayede vücudun organları bilinç ve bilgi sahibi varlıklar olarak dile gelmekte, mücrim şahsın aleyhinde şahitlik etmektedirler.

Kur’an-ı Azimuşşan bize gösteriyor ki, insanın meramını ifade etmek üzere dilini kullanması, yani lisan sahibi (sahibu’n nutk) olması Allah’ın takdiridir; yoksa antropolgların iddia ettiği gibi milyonlarca sene içinde hangi irade sonucunda bilemediğimiz plansız-programsız bir evrimleşme sonucu oluşmuş değildir. Antropolgların faraziyesine itimat etmemiz icap etseydi, ilk insan toplumlarının konuşmaktan aciz lâl varlıklar olduklarını farzetmemiz gerekecekti ki, bu tamamiyle temelsiz bir faraziye, geriye doğru tasarlanmış bir kurgudur.

Suçlu günahkârları yanılgıya düşüren husus, dünyada suç ve günah işlerken, zulmedip hak ve hukuk ihlal eder, kibirlenip insanlara ve diğer canlı varlıklara acılar çektirirken Allah’ın yaptıklarından haberdar olmayacağını veya en azından suç fiillerinin çoğunu O’ndan gizleyebileceklerini düşünmeleridir. Oysa O El Alimdir, El Basirdir ve El Habirdir. Her şeyi bilir, her şeyi görür ve her şeyden tastamam haberdar olur. Zerre miktarı şeyler dahi O’nun bilgisi dışında değildir (43/Zuhruf, 80). Kişi dünyada “hayır veya şer) her ne yapmışsa onun karşılığını bulacaktır (99/Zilzal, 7-8); “Kişiye kendi yaptıklarından (sa’y) başkası yoktur (53/Necm, 39).

Allah’a düşmanlık gösteren bu suçlu günahkârların Allah hakkındaki yanlış, batıl zanları onları Din Günü’nde yıkıma/helake uğrattı (48/Fetih, 6). Akıbetleri hüsran oldu.

Bu aşamadan sonra yapacak bir şey yok. İnkârcıların ve mücrimlerin artık dünyaya geri dönüşleri mümkün değildir, dayanabilirlerse –ki dayanıp dayanamamaları sonucu değiştirmez- ateşte konaklayacaklardır, buradan çıkış yoktur.

(Organların şahitliği (2), Mirat Haber, 17 Mart 2025)

MİRAT HABER  YouTube

 

ETİKETLER: ÜSTMANŞET
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.