
Dilimize ne kadar da yer etti “nerede o eski bayramlar, ramazanlar ” nakaratı. Her sene özlemle tekrar eder olduk . Olduk olmasına da değişimin kabahatini hep yeni nesilde aramamız bana biraz garip geliyor. Çünkü yeni nesil bilmez eskilerin anlattığı o ramazanları, bayramları. Nereden bilsinler biz yaşatmadıktan sonra. Ebeveyn ya da arkadaş sohbetlerinde çok konu oluyor.Mesala “Ben oruca 7 yaşımda başlamıştım. Hiç bozmazdım. Günler daha da uzundu.” Diyor güya evlatlarından şikayet eden bir anne. “Bayramda yeni bir elbise giyeceğim diye ne heyecanlanırdım diyor diğeri. Yine yeni nesli kınayarak.
E bu çocukları biz böyle yetiştirmiyor muyuz? Az önce 7 yaşında tuttuğu orucu anlatan anne, bu sefer liseye giden çocuğuna hafta içi oruç tutturmadığından, derslerin onu çok yorduğundan bahsediyor. Bayram heyecanını anlatan diğeri “Çocuklar bayram ziyaretlerine bizimle gelmiyor, e haklılar sıkılıyorlar” diyor. Nesiller değişiyor evet. İmkanlar, hatta adetler de değişiyor. Değişebilir de. Ama din değişmez. Ramazan’ı kutsal yapan ,bayramı sevinç yapan değer değişmez. Bunlara karşı sorumluluklarımız da değişmez. Ama biz yüklemiyoruz bu sorumlulukları çocuklarımıza. Hep muaf tutuyoruz. Sonrada soruyoruz “Nerede o eski bayramlar?” diye.
Hadi bu bayram o eski bayramlar için bir adım atalım. Çoluk çocuk tüm aile erkenden kalkıp bayram namazına gidelim. Bayram tekbirdir. Çocuklarımızın namazdaki o tekbir şölenine katılmasını sağlayalım. Bayram dua’ dır. Dua edelim birlikte. Tüm aile aynı sofrada toplanalım, bayram kahvaltısı yapalım. Ailem uzakta biz gurbetteyiz diyenleri duyuyorum. Bayramın gurbeti olur mu? Bayram tüm müslümanların. Ailen yoksa komşun var yanında. Komşun yoksa saf tuttuğun din kardeşin var sağında solunda.
Bir de eski bayramları gerçekten yaşayan bir grup insan var, onların hayranım. Çoluk çocuk, tüm büyükleri ziyaret ederler. Büyükleri boş bırakmaz, küçükleri sevindirirler. İşte bu ebeveynlere ve aile büyüklerine de birkaç tavsiyem var:
Çocukları onlardan izin almadan öpmeyin, “Hadi öp beni” demeyin. Bu tür davranışlar, onların mahremiyet eğitimine uygun değildir. Çocuk kendini öptürmek istemeyebilir ya da sizi öpmezse, onlara şeker, çikolata ya da harçlık teklif etmek, “Sana istediğim gibi dokunabilirim” mesajı verir. Bu, çocukların kötü niyetli insanlardan korunmalarını engelleyebilir.
Sevgi sözcüklerini kullanırken, “Ne tatlısın, bal mısın?” gibi lakaplar yerine, onlara “Ayşe’ciğim, Ali’ciğim” diyerek isimleriyle hitap edin. Çocuklar, isimleriyle anılmayı tercih ederler. Bu, onları değerli hissettirir.
Çocuklara “Gel, benim çocuğum ol, annen benim olsun” gibi şakalar yapmayın. Bu tür şakalar, çocukları korkutabilir ve onları anlamadıkları bir duruma sokabilir. Çocuklarla sohbet ederken, onları soru yağmuruna tutmayın. Cevap vermezlerse, onları kınamayın. Onlarla rahatça sohbet etmek için daha doğal bir dil kullanın.
Bayram, sadece şeker, çikolata ve harçlık almak demek değildir. Bayram, birlikte olmanın, sevdiklerimize değer vermenin, kültürel mirası yaşamanın zamanıdır. Çocuklarınızı bayram namazına, akraba ziyaretlerine götürerek, bu alışkanlıkları kazanmalarını sağlayın.
Akraba ziyaretlerinde, “Abla seni öpsün, amca seni öpsün” gibi sözler kullanmayın. Bu, “Her isteyen sana dokunabilir” mesajı verir. Bu da, çocukların sınırlarını korumalarını engeller.
Bayramda, çocukların eline tableti ya da telefonu sınırsız şekilde vermek yerine, birlikte vakit geçirebileceğiniz etkinlikler organize edin. Aile akraba sohbetlerinde çocuklarınızın yerine ve onların tercihleri hakkında cevaplar vermeyin,bu durum bireyselliklerini engelleyebilir.
Onlara sınırları, başkalarının evlerinde nasıl davranmaları gerektiğini, huzuru nasıl korumaları gerektiğini mutlaka anlatın.
ŞEYMA DEMİRCAN NAMAZCI
MİRATHABER.COM -YOUTUBE-
YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ