islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
44,8573
EURO
52,8184
ALTIN
6.966,26
BIST
14.587,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
16°C
İstanbul
16°C
Çok Bulutlu
Pazar Parçalı Bulutlu
16°C
Pazartesi Az Bulutlu
18°C
Salı Çok Bulutlu
19°C
Çarşamba Yağmurlu
13°C

ÇEKİLEN/KURUYAN PINARLAR

ÇEKİLEN/KURUYAN PINARLAR
20/06/2025 09:26
A+
A-

Bir çöl ortasında yer alan Mekke şehri için suyun ne denli hayâtî bir unsur olduğunu ve zaten az/sınırlı olan bu kaynakların/kuyuların suyunun çekilmesiyle hayatın nasıl duracağını bilmiyor değiliz. Ama bunun yanında “hakîkate olan susuzluğun” da en az bu su kadar önemli olduğunu düşünüyoruz. İnsânlar dudaklarının kuruluğunu hissettikleri kadar gönüllerinin de kuruluğunu hissetselerdi şüphesiz yaşadığımız çöl bir vahaya dönerdi. Öyleyse âyette geçen “” yani “su” ifâdesinin bilinen anlamının ötesinde irfânî/bâtınî yönden daha başka hangi anlamlara gelebileceği noktasında bazı çıkarımlarda bulunabiliriz.

İrfânî düşüncede “derya, deniz, umman, okyanus, göl, ırmak” gibi büyük ve küçük su kitleleri genel olarak “ilmi” sembolize eden kelimelerdir. Daha özelde ise su, “ilâhî feyze, hakîkat ve mârifet ilmine” işâret eder. Bu yönüyle su, sûfî edebiyatta sıkça kullanılan bir metafordur. Örneğin Yûnus Emre bir şiirinde şöyle söylemiştir: “Suyıla geldi bile dört dürlü hâl/ Ol safadur hem saha lutf u visal”. Niyâzî-i Mısrî’den ise şu beyitleri okuyoruz: “Sîreti terk eyle, mânâ bulagör/Ko sıfatı, bahr-i zâta dalagör.” Bu arada Fuzûlî’nin “Su Kasidesi”ni de hatırlayabiliriz. “Su” konusuna bu anlam üzerinden yaklaştığımızda ise âyeti şöyle yorumlayabiliriz: “Âniden bütün suyunuz toprağın altında yok olup gitseydi yani size verdiğimiz ilmi beden toprağınızdan alsaydık, sizi bilgisizliğin karanlığına terk etseydik ne yapacaktınız? Size kim ilim verip hakîkat ve mârifet yoluna ulaştırabilirdi?

Su, hayat verici özelliği ile aynı zamanda Allāh’ın “Hayy” isminin remzidir. Bu noktadan baktığımızda insâna dirilik veren Rahmânî Nefes’e yani Rûh’a karşılık geldiğini de söyleyebiliriz. O hâlde “suyunuz toprağın altında yok olup gitseydi” ifâdesinden, “size verdiğim Rûh’u beden toprağınızdan çekseydim, size kim başka hayat/dirilik verebilirdi” anlamını da çıkarabiliriz.

Su aynı zamanda insânın hakîkat arayışını/yolculuğunu da anlatır. Yüksek dağlardan, tepelerden, ovalardan aşkla, cezbeyle, coşkuyla, hasretle akarak asl’a/denize ulaşmayı/kavuşmayı arzulayan bir mânevî seferi remzeder. Bu nedenle bu arayışın insândan çekilip alınması, insânı amaçsız yapar ve kurutur/donuklaştırır. İşte o zaman bu arayış aşkını Allāh’tan başka insâna kim verebilir?

Su, irfânî dilde “Akl-ı Evvel”in karşılığı olarak da kullanılır. Akl-ı Evvel Mutlak Varlık’tan ilk zuhûr eden şeydir. Cenâb-ı Hakk önce O’nu, sonra O’nun aracılığı ile tüm diğer şeyleri yaratmıştır. Buna, “ilâhî ilmin ilk zuhuru” da denilir. Akl-ı Evvel; “Hakîkat-i Muhammediyye, Nûr-i Muhammed, Rûh-i A’zam, Dürre-i Beyzâ, İmâm-ı Mübîn”  isimleriyle de anılır. İnsânda görünen bütün bu farklı renkler/sıfatlar, özde/beden toprağında sırlanmış olan bu hakîkatin yansımasıdır. Bu gerçeğin ifâdesi için olacak ki; “Su, kabının rengindedir” denmiştir. Bu durumda âyette yer alan “bütün suyunuz toprağın altında yok olup gitse” ibâresi, “Sizin sıfatlarınızın ve fiillerinizin varoluş kaynağı/dayanağı olan bu zâtî bilgiyi/aklı sizden alsak ne yapardınız, size başka kim varlık verirdi” anlamını taşımaktadır.

Âyette geçen “Su” kavramının erkeğin cinsellik gücünü veya erlik suyunu temsil ettiğini düşünen müfessirler de vardır. Bu düşüncelerini Târık/5-7. âyetlerinde geçen “insânın nereden yaratıldığını incelemesi ve bunda yaratıcı gücü/kudreti görmesini” anlatan ifâdelere dayandırırlar. Bu çerçeveden bakınca âyetteki “suyunuz toprağınızdan yok olursa/çekilirse” şeklindeki ifâde, “Bu erlik suyunuz kaybolursa veya bunu üreten sisteminiz bozulursa onu kim geri getirebilir? Bundan sonra yeryüzünde nasıl kalıcı olursunuz, neslinizi nasıl sürdürürsünüz?” anlamına işâret etmektedir.

Âyette yer alan “ğavran” kelimesi “suyun yere çekilip içinde kaybolması, pınarın kaybolması” anlamına gelmektedir. “Maîn” kelimesi de “gözlerin gördüğü apaçık şey” demektir. Başta peygamberler olmak üzere o peygamberlerin gönül mirasından nasiplenmiş benlikler de arzın/yeryüzünün “ilim, mutluluk, bereket, düşünce” akıtan sonsuzluk pınarları/kaynakları ve gözeleridir. Ama bu kadar ortada/apaçık gözlerin önünde olmalarına rağmen bu kaynakların değerleri bilinmediğinde, ışıklarından yararlanılmadığında, görmezlikten gelindiklerinde, kenara itildiklerinde, yalanlandıklarında, işlev/devre dışında tutulduklarında, Allāh bu pınarları yeryüzü toprağı altında saklar/kaybeder/setreder/sırlar. Kur’ân bu gerçeğe Hacc/45. âyette “bi’rün muattalatün/muattal pınarlar” tamlamasıyla dikkat çekmektedir. İşte bu kaynaklar çekildiklerinde insânlara hayatın her alanında yol gösterecek, boyut atlatacak kim kalır? Hâlbuki o pınarlar, insânlığın kaderini belirleyecek ve suyundan/ilminden/bilgisinden içilecek değerlerdir.

Son söz: “Muattal pınarların hayat verecek sesini, derin ve hüzünlü sesini her şeye rağmen duyan ve sularından her şeye rağmen içebilenlere selâm olsun!

NECMETTİN ŞAHİNLER 

İSLAMİ HABER “MİRAT”  -YOUTUBE- 

YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ 

 

ETİKETLER: ÜSTMANŞET, yazarlar
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.