
Ey Ademoğulları! Size açığa vuramayacağınız Sevât’ınız olan ön ve arka organlarınızı örtmeniz ve güzellik nesnesi edinmeniz için katımızdan nimet olarak giysi maddeleri ve onları kullanma bilgisi verdik.[1] Ama (örtünme emrini uygulamayı da içine alan) kulluk bilinci ve yaşamı olan Takvâ örtüsü daha hayırlıdır. İşte bu da, insan oğlunun öğüt alabileceği âyetlerden biridir.” (A’râf, 26)
Giysi koruyucu kimliktir
Giysi, insanın, fiziki etkilerden ve bakışlardan koruyucu ilk evidir. Onun inancını yansıtıcı ve kültürel özelliklerini tanıcı varlığıdır. Bunun içindir ki İslâm Dîni, kendisine inananlar için bağımsız ve özgün kimlik inşası amacıyla giyimle ilgili ölçüler koymuştur.
Giysinin amacı Allah’a ibâdettir
Allah, yarattığı insanların rûhları, malları ve toplumsal hayatları yanı sıra bedenleri üzerinde de egemen olan biricik Rab’dir.
‐ En doğrusunu Allah bilir‐ Giysi ile ilgili Kur’ânî ve Nebevî buyrukların amacı, insana, bedeni üzerindeki ilâhi egemenliği tanıtıp kabul ettirmek ve onu ibâdetli bir kul yapmaktır.
Bu ana amaca bağlı olarak içgüdüleri aklın ve ilâhi kuralların denetimine almaktır/aldırmaktır. İlişkileri cinsellik üzerinden değil kişilik üzerinden kurmaktır/kurdurmaktır. İslâmî düzenin ana kurumu ve toplumsal hayatın çekirdeği kılınan aile hayatına yönlendirmektir. Sağlığı ve estetiği korumaktır. İlâhi irade gereği yasakanan zinâdan ve zinâya götürücü işlerden sakındırmaktır. Öneminden ötürü yukarıda değinilen giysi‐ibâdet ilişkisine açıklık getirelim.
Yaratılış gayemiz olan ibâdet, Allah’ın ve Peygamberi Hz. Muhammed’in emirleri ve yasaklarına itâat emektir. Giysi ile ilgili emirler ve yasaklar, Kur’ân’la bildirilen ve Hz. Muhammed tarafından açıklanan ilâhi yasalar olduğu için, bu yasaların gereğini yapmak da ibâdettir. Bu sebeple giyimle alakalı olarak bilinmesi gerekecek ve uygulamayı vicdan zevki haline getirecek temel konu, onun gelenek değil, ibâdet olduğu gerçeğidir.
Giyimi ibâdetleştirme amacıyladır ki Peygamberimiz giyinirken ve yeni bir giysi edindiğinde daima Allah’a hamd ederdi.[2]
İslâmî giyimin maddî ve mânevî şartları
Giyimin maddî şartlarını, giysinin Kur’ân ve Sünnet buyruklarına göre örtücü, sık dokulu ve geniş, giyinenin cinsiyetine uygun, helâl kılınan maddelerden yapılı, sadeliği içinde güzel, İslâm’a göre bâtıl olan din ve ideoloji mensuplarının giysilerine aykırı olması şeklinde özetleyebiliriz. Mânevî şartlarını ise elbiyeyi helâl kazançla almak ve kibirden korunarak giyinmek olarak açıklayabiliriz. Bu bölümde, Kurân ve Sünnet çizgisinde ve değişik başlıklar altında maddî ve mânevî şartları beyan etmeye çalışacağız.
Erkek Giyimi ve Giysisi ile İlgili Kur’ânî Buyruk
“Mü’min erkeklere söyle! Gözlerini cinsel amaçlı bakışlardan çevirsinler. Fercleri (olan cinsel organlarını ve yakın çevresini gösterir ve görülür olmaktan; zinâya aracı kılmaktan) korusunlar. Böyle yapmaları, onları onların duygularını daha arındırıcıdır. Gerçekten Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.”
Yukarıda anlamı sunulan Nûr sûresinin 30. âyetiyle erkekler Ferc’lerini; ön ve arka organlarıyla yakın çevresini, kabul gören daha açık yaygın bir anlatımla göbekle dizler arasını korumakla yükümlü oldukları için onların elbiselerinin, anılan bölgeyi örter nitelikte olması gerekir. Farz olan budur.
Müslüman erkeklerin kadınların duygu sapmalarına sebebiyet vermeyecek şekilde giyinmeleri ise, Kur’ân’ın koyduğu haramlara yönlendirici ve yardımlaşıcı olmama(En’âm 108; Maide 2) kuralının gereğidir. Değinilen bu iki Kur’ânî kural çizgisinde şeklî bakımdan erkek giysisine yön verecek kaynaklardan birisi de İslâm’la örtüşen örfdür.
Kadın Giyimi ve Giysisi ile İlgili Kur’ânî Buyruklar
A‐ Kadın Giyimi ve Giysisi ile İlgili Birinci Âyet Ahzap Sûresi’nin 59. Âyetidir
Kur’ân‐ı Kerîm’de kadın giyimini konu edinen ikisi temel olmak üzere üç âyet vardır. Bunlardan Sevgili Peygamberimize (sav) ilk indirileni, Ahzab Sûresi’nin 59. âyetidir. Biz de bu âyetten başlayacağız.
Yüce Rabbimiz şöyle buyurur:
“Ey Peygamberim! Eşlerine, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına söyle/emret… Cilbab’larını baştan aşağı sarkıtarak örtünsünler. Böylesi örtünmeleri (ahlâki çizgide yaşayan erdemli kadınlar olarak) tanınmalarına, (bakışla, sözle ve elle) incitilmemelerine daha uygundur. Allah çokça bağışlayan ve pek çok merhamet edendir.” Kadının örtünmesi ile ilgili bu ilk emir, Peygamberimiz aracılığıyla verilmektedir. Bu emrin Peygamber devlet başkanı olan Peygamberimiz aracığıyla verilmesi, Kıyamet Günü’ne kadar İslâm’ı teblîğ ve uygulama konumunda olacak bütün ilim adamları, yöneticileri ve velîleri görevlendirmek içindir. Çünkü örtünme yalnız kadınları değil, Toplum Ahlâkı’nı oluşturup yaşatmak ve korumak konumunda olan kadın erkek tüm ergenlerin yükümlülüğüdür.
Âyette geçen Celâbîb kelimesi Cilbab’ın çoğuludur. Cilbab, sözlükte başörtüsü, büyükçe başörtüsü, boğaz çukurundan aşağıya doğru salınan giysi, vücudu bütünüyle örten örtü manalarına gelir.
Cilbab emri, baş örtüsü takan, ama gerdanlarını, göğüs çatallarını açıkta bırakan, ayaklarına halhal takınan ve bu şekilde Mescid‐i Nebî’de cemaat namazlarına katılan mümin kadınlara verilmiştir. Ama cilbab emriyle nerelerin açıkta bırakılabileceği, kimlere karşı örtünme ile yükümlü olunmayacağı ve şeklî bir örtünme ile yetinilip yetinilmeyeceği, bir diğer anlatımla süs vasfını taşıyan giysi ve aksesuarların kullanılıp kullanılmayacağı açıklanmamıştır. Değinilen ayrıntılar açıklanmamakla birlikte açıkta bırakılan organların kapatılması gereği öğretilmiştir. Bu ayrıntılar daha sonra indirilen Nûr sûresinin 31. âyetiyle açıklığa kavuşturulmuştur
B‐ Kadın Giyimi ve Giysisi ile İlgili İkinci Âyet Nûr Sûresi’nin 31. Âyetidir
Bu âyette Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:
“Mü’min kadınlara söyle! Onlar da gözlerini cinsel amaçlı bakışlardan çevirsinler. Cinsel organlarını (gösterir ve görülür olmaktan; zinâya aracı kılmaktan) korusunlar. (Zînetleri olan) vücutlarının yalnızca doğal olarak kendiliğinden görüneni açığa vursunlar. Başörtülerini (boyunları ve göğüslerini kapatacak şekilde) yakaları üzerine örtsünler.
Zînetlerini kocalarından veya babalarından, kayınpederlerinden, oğullarından, üvey oğullarından erkek kardeşlerinden, erkek kardeşlerinin veya kız kardeşlerinin oğullarından, kendi (inançlarının) kadınlarından, yönetimleri altında bulunan (hizmetçileştirilmiş esir…) kimselerden, kendilerine bağlı olup cinsel isteklerden yoksun bulunan erkeklerden, ya da kadınların cinselliklerinin henüz farkında olmayan çocuklardan başka kimsenin önünde açığa vurmasınlar. Onlar, gizledikleri vücut zînetinin bilinmesi için, ayaklarını sertce basarak yürümesinler. Siz ey mü’minler! Hepiniz topluca günahlarınızdan dönüp Allah’a yönelin ki, kurtuluşa/esenliğe erişesiniz.”
Âyeti içeriğine göre dokuz başlık altında açıklamaya çalışacağız.
1‐ Örtünme Emri Îmanlı Kadınlaradır
Bu âyet, Ahzab sûresinin 59. âyetinde olduğu gibi “Ey Peygamber!” hitabı ile değil, “Söyle” emri ile başlamaktadır. Böyle olmakla birlikte ilk muhatap Peygamberimizdir ve muhatap olma konumundaki bilgilendirici, uyarıcı ve yönlendirici bütün yükümlülerdir. Âyette, “Mü’min kadınlara söyle” buyrulduğu için bu ilâhi emrin kendilerine iletileceği kadınlar, îman eden kadınlardır. Örtünme gibi emirlerin gereğini üstlenebilecekler; bilinçli olarak böylesi bir erdemle yükselebilecekler ancak onlardır. Mü’min olmayan kadınlara bu gibi emirler verilmez.
Anahtar kavram Zînet sözcüğüdür.
Âyetin ana buyruğu, belirlenen şartlar içinde kadınların Zînet’lerini açığa vurmamasıdır. Zînet sözcüğünün taşıdığı “güzel nesne” anlamı, bu anlamın Kurânda kullanılmış olması, âyetin bütünü, Hz. Peygamber dönemi uygulaması ve de İslâm alimleri arası genel kabul, zînetin vücut anlamına geldiğini doğrulamaktadır. O halde âyetin zinetle ile ilgili bölümünün mânası şöyle olur:
“…Vücutlarının yalnızca doğal olarak kendiliğinden görünenini açığa vursunlar…”
Bu şekliyle âyet, bütün kadınların güzel konumunda olduklarına işaret etmektedir.
2‐ Örtünmesi Gereken Yerler Nerelerdir?
Kadın vücûdunun doğal olarak kendiliğinden görünen vücut organları “yüz, dirseklerin yarısına kadar eller ve topuktan bir karış yukarısına kadar ayaklar” dır. Bu sebeple kadın giysisi yüz, eller ve ayaklar dışındaki bütün vücût organlarını örtücü nitelikte olmalıdır. Kur’ân’ın işaretleri ve ‐Allah şanını artırsın‐ Peygamberimizin onayları bu doğrultudadır:
Kur’ân’da mü’min erkeklere cinsel arzulu bakışlardan korunmaları için emir verilmesi, Rabbimizin kadınlarla yüzyüze biatlaşması için Peygamberimizi görevlendirmesi, Hz. Mûsa’nın daha sonra eşi ve baldızı olacak kadınlarla konuşması, yüzün kendiliğinden görünür kabul edilebileceğinin Kur’ânî işaretleridir.[3]
Sevgili Peygamberimizin, şeffaf bir elbise giyinik olduğu halde yanına gelen baldızı Esma’ya arkasını dönüp başlığından bir parça kesip vererek ergin kadınların yüz ve eller dışındaki vücut organlarını örtmeleri gereğini vurgulaması; yüz bini aşkın mü’minler topluluğu ile yaptığı Veda Haccı’nda, kendisine soru yönelten genç kadınla bakışan amcası oğlu Fazl’ın yüzünü elleriyle bizzat çevirirken, kadına, yüzünü örtmesine ilişkin bir emir vermemesi de yüzün görülebileceğine ilişkin delilimizdir. Üstelik onun ihramlı kadınların yüzlerini örtmesini yasaklaması da yüzün açılabileceğine ilişkin hükmü pekiştirici argümanlarımızdandır.[4]
Peygamberimizin (sav) “Allah’a ve Ahiret günü’ne inanan kadın, ellerini ancak dirseklerin yarısına kadar açabilir.” diyerek bizzat göstermesi, kızı Fatıma’ya yönelik beyanlarında topuklardan dize doğru bir karış yukarısına kadar açılabileceğine onay vermesi ve bu onayını, eşi Ümmü Seleme annemizin sorusuna verdiği cevapta dile getirmesi, yukarıda özetleyerek sunduğumuz genel kabulü doğrulamaktadır.[5]
3‐ Saçlar da Örtülmelidir
Âyet örtülmesi gereğini açıklamaktadır. Açıklayalım:
Hz. İbrahim’in teblîğ izlerinin görülebildiği Mekke ve Medine toplumları geleneğinde saçların örtülmesi, asalet nişanı olarak varlığını sürdürüyordu. Ancak büyük çoğunluk örttükleri başörtülerini arkalarına salarak boyun ve gerdanı açıkta bırakıyor, bir diğer anlatımla yaka yırtmaçlarını geniş tutarak göğüslerini sakınmıyordu. Dönemimizde de modalaştırılan bu cahiliye geleneğini yıkmak ve yapılması gerekeni belirlemek için Rabbimiz âyetin devamında şöyle buyurdu:
“…Humurlarını/Başörtülerini (boyunları ve göğüslerini kapatacak şekilde) yakaları üzerine örtsünler…”
Burada anahtar kelime “Hımar”ın çoğulu olan “Humur”dur. Hımar soyut örtü değil, başörtüsüdür. Alkollü içki anlamında ki Hamr da aynı köktendir. Hamr aklı, hımar başı örter. Ancak hımar kendisiyle boyun ve yaka yırtmaçlarının örtülerek göğüs bölgesinin kapatılabileceği büyükce baş örtüsüdür.[6] Cilbab bunun daha büyüğüdür. Allah’ın kullanılmasını istediği hımar’dır. Yani baş örtüsüdür. Pek tabîi olarak hımar önce görevini yaparak saçlarla birlikte başı örtecektir.
Peygamberimizin denetimindeki uygulama da böyle olmuştur. Nitekim Sevgili Peygamberimiz (sav) ergenliğe erdiğini öğrendiği kız çocuğuna başlığından bir parça vererek onunla başını örtmesini emretmiştir.[7] O, bizzat emredip uygulama yaptırdğı gibi görevlendirme de yapıyordu. Örneğin O, Beytül‐Mâl’e getirilen ipekli kumaşlardan Hz. Ömer ve Usâme’ye gönderdiği gibi Hz. Ali’ye de bir parça göndermiş ve ona şöyle emir buyurmuştur:
“Bu parçayı başörtüsü olarak kullanmaları için bölümlere ayırarak kadınlara dağıt.”[8]
Peygamberimiz, başörtüsü eğitimini evlenebilir çağda olan bütün kadınlara veriyor ve verdiriyordu. Bu amaçladır ki, annesinin ölümünden sonra bakımını üstlenen ve yaşlıca olan azatlısı Ümm‐ü Eymen’e de “Saçlarını ört.” buyurmuştur.[9] Hz. Âişe annemiz Hımarın/baş örtüsünün kullanımı ile ilgili ilâhi emrin verildiği gece
Medine’de bir devrim yaşandığını şöyle anlatıyor:
Allah’a yemin ederim ki Allah’ın Kitabı’na îman ve onu doğrulama yönünden Ensar’ın kadınlarından daha bilinçlilerini görmedim. Erkekler, Allah’ın kadınlarla ilgili olarak indirdiği örtünme ile ilgili âyeti, evlerine gelerek eşleri, kızları, kız kardeşleri ve diğer kadın akrabalarına okuduklarında, onların her biri, elbiseleri ve bulabildikleri kumaş parçalarından Allah’ın indirdiği hükme îmanlarını pekiştirmek için birer baş örtüsü hazırladılar.
Ertesi gün sabah namazına baş örtülerine bürünmüş olarak katıldılar. Sanki başlarında kumaştan kargalar varmış gibiydiler.[10]
(Devam Edecek)
ALİ RIZA DEMİRCAN
DİP NOTLAR
[1] Bu âyet geniş anlamıyla bu bölümde açıklanacak konu ile diğer âyetlerin ışığında anlaşılabilir. Ancak bu âyeti Nûr 30 ve 31 deki üreme organı ve çevresinin korunması anlamına Ferc’in muhafazası emri ile irtibatlandırarak da anlayabiliriz. Bir diğer ve daha açık anlatımla bu âyet kişilerin nikâhlı eşleri dışında fakat ana babaları ve çocukları dahil hiçbir kişi yanında asla açamayacakları ön ve arkanın örtülmesi gereğine işaret etmektedir.
[2] Ebu Davud Libas 1, et‐Tac 3/166
[3] Nûr 30, Mümtehine 12, Kasas 23
[4] Ebu Davud Libas 34, Müslim Hac 409, Tirmizi Hac 18
[5] Taberi Nûr 31, Ebu Davud Hn. 1119, Avnül‐Mabud 11/177, Tirmizi Libas 8
[6] Rağıb, el‐Müfredat. Hamere maddesi.
Baş anlamına gelen Re’s sözcüğü ile kullanılmadığı için Hımar’a başörtüsü denilemeyeceğini ileri sürenlere, anlayabilecekleri Türkçe’mizden hatırlatma yapalım. Kavuk, kalpak, sarık, takke, tülbent, yazma, yemeni ve benzerlerinde de baş sözcüğü geçmemektedir. Şapka, bere ve kasket ve gibi yabancı kökenlileri de baş sözcüğü ile kullanmıyoruz. Baş örtüsü türlerini içine alan Arapça Nasîf, …gibi sözcüklerde de Re’s takısı yoktur.
[7] Müslim Libas 125, et‐Tac 3/179
[8] Müslim Libas Hn. 2068, Muvatta Libas 4, Hn. 6
[9] el‐Metâlibül‐Âliye hn. 1533, Ebu Davud Eyman 23)
[10] Taberi Nûr 31, Ebu Davud Libas 33.