
Biz bu âleme ve zamana misafiriz. Geldik gidiyoruz. Varlık anlam ve amacımız; şahit olmak, şahitler bulmak, farkında olmak, sorumluluk almak ve kula kul olmamak üzere Allah’a kul olarak özgür yaşamak ve özgürce iyi, doğru, güzel işler ve salih ameller yapmaktır.
Kim olursak olalım bugünü/bu ömrü anlamlı kılmak, EBEDÎ ŞİMDİ yapmak üzere küçük veya büyük mutlaka bir hedefimiz ve amacımız olmalı.
İşte bu farkındalık ile her neye dokunursak; mutlaka bir şeye dokunmuş olacağız. Tıpkı “Elim eline değsin; ısıtsın üşüdüyse. Boşa gitmesin son sıcaklığım.”diyen Rıfat Ilgaz gibi. İşte bu dokunuş, farkındalığımızı anlama ve hayata dönüştürme girişimimiz olacaktır. Bu farkındalığı yaşadığımız ömrün ardından “geçmişten pişmanlık duymayı, ve gelecekten de korkmayı” gündemden düşürdüğümüz EBEDÎ
Farkındalık, FURKAN VE FARUK olma yolculuğudur.
FURKAN, iyiyi kötüden, hayrı şerden, doğruyu yanlıştan fark etmedir, seçip ayırmadır, bıçak gibi kesip atmadır.
FARÛK ise fark etmenin, farkındalığın zirvesine yükselmek ve hz.Ömer gibi FARÛK olmaktır.
Farkındalık kolaydır, basittir ve yaratılıştan herkesin fıtratında var olan hazır bir yetenektir. Azıcık farkedebilsek, az veya çok her bir şeyin farkında olacağız.
Gün doğumu ve gün batımından, tomurcuk gülden ve yeni açan çiçekten, yeni doğmuş bebekten ve sevinçten ağlayan anadan o kadar mı bîhaberiz? Hayır hayır, hepsinin farkındayız. Sadece biraz kanıksamışız o kadar.
Öyleyse doğana ve ölene, gökten inene ve yerden çıkana, küçüğe ve büyüğe, çiçeğe ve böceğe, tüm evrene ve varlığa yaratanın koyduğu yasaya, sünnetullah’a/kozmik sisteme, FARKINDALIK niyetiyle bir kafa yoralım, odaklanalım, dikkat kesilelim de farkı fark edelim, farkındalığımızın da ne büyük bir ibadet olduğunun farkına varalım inşallah.
“(Akıl ve basiret sahipleri ki) Onlar ayakta iken, otururken ve yanları üzere yatarken (devamlı) Allah’ı hatırlar (O’nu anar ve O’nu gündemlerinde tutarlar da), göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde (dikkat kesilerek derin derin )düşünürler (varlığın anlam ve amacı ile kozmik sistemi üzerinde ilmi ve fikri araştırma yaparlar) ve “Rabbimiz, Sen (bütün) bunları hâşâ (anlamsız, amaçsız) boş yere ve bâtıl sebeplerle yaratmadın (ve asla başıboş bırakmadın), Sen (böyle yersiz ve yararsız iş yapmaktan uzaksın ve)Yücesin. Bizi ateşin azabından koru Allah’ım!” (Âl-i İmrân, 3/191)
Batan güneş için karalar bağlamak değil; yeniden doğduğunda ne yapacağımıza karar vermektir farkındalık.
Neyi, nasıl, ne zaman ve niçin yapacağımızı veya yapmamamız gerektiğini anlamaktır; farkındalık bilinci.
Kısaca farkındalık, insanın kendi kendini yönetme kabiliyetidir.
Farkındalık ile kazandığımız iyi, doğru ve güzel haslet ve değerlerimiz bizim için erdemdir, ahlâktır, ibadettir. Yine farkındalık sayesinde dışladığımız her kötü, çirkin ve zararlı yapıp ettiklerimiz de terk edilmiş günahlarımızdır.
Farkındalık bilincine bugün, her zamankinden daha çok muhtacız. Zira farkındalık yokluğu bizleri, kardeşlerimizin acılarına karşı kör, sağır ve dilsiz davranmaya itiyor. Empati kuramıyoruz, derdinden anlamıyoruz, zorda, korda ve darda olan aç, bîilaç, susuz, çaresiz, her tür saldırı, tehdit, tedhiş, işkence, tecavüz ve ölümle burun buruna varlık savaşı veren Gazzeli kardeşlerimize bile el atamıyoruz.
Ey farkındalık! Nerdesin? Ne edersin? Çabuk gel de bizi, FURKAN eyle, FARÛK eyle, olmadı bari İNSAN eyle…
NURİ ÇALIŞKAN
İSLAMİ HABER “MİRAT” -YOUTUBE-