islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
45,4002
EURO
53,3613
ALTIN
6.853,66
BIST
14.973,19
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
24°C
İstanbul
24°C
Az Bulutlu
Çarşamba Parçalı Bulutlu
23°C
Perşembe Az Bulutlu
18°C
Cuma Az Bulutlu
20°C
Cumartesi Az Bulutlu
23°C

İŞLEVSEL AKL-I SELÎM VE BENZERLERİ

İŞLEVSEL AKL-I SELÎM VE BENZERLERİ
26/11/2025 08:55
A+
A-

Kur’an’da aklın açık bir tanımı yok. Ama ilgili âyetlere bakılırsa onun işlevsel olduğu anlaşılır. Zaten onun fiil olarak kullanılması da işlevsel olduğunu gösterir. Onun işlevi ile ilgili bir kaç örnek:

Akıl duyu organları aracılığı ile kendisine ulaşan bilgileri değerlendirir. Buna bağlı olarak hakla bâtılı birbirinden ayırabilir. (Nahl 16/78)

Fikirler ve kavramlar arasında mukayese yapabilir. (A’raf 191-195. 16/76. 27/59-64. 30/28. Naziât 79/27)

Varlıkları yaratılış, amaç, anlam ve imkan açısından inceleyip onlar hakkında bazı sonuçlara, bilgilere ulaşabilir. Pek çok âyete göre akıl varlığı bütünüyle kuşatamaz.

Duyu organlarımzla mahsusûtı (duyumsanan şeyleri) gözleyip algılarken, aklımızla da ma’kulâtı (akla uygun şeyleri) idrak ederiz.

Kur’an aklın işlevselliğini (fonksiyonunu); taakkul (akletme), tefekkür (düşünme), tezekkür (zikretme-hatırlama) ve tefakkuh (anlama), tedebbür (tedbirli olma) fiilleri ile de anlatıyor.

Tezekkür, yönü geçmişi gösteren düşüncedir, hafızaya tekabül eder.

tedebbür, yönü gelecek olana doğru olan ve tedbir üretmeyi hedefleyen düşüncedir.

taakkul, bu ikisi arasında bağ kurmaktır.

tefekkuh, derin anlama olarak bu üçünden elde edileni şimdi ve buraya taşımaktır.

tefekkür ise bu süreçlerin tümünü kapsar.

Bunların hepsi de olumlu düşünmeyi içerir ve Arapça’da zihinsel çabayı, gayret etmeyi, emek sarfetmeyi ifade eden tefe’ul  kalıbından gelir.

Aklın elbette bir çok görevi vardır. Bunlardan biri de doğru düşünme ve dış dünyayı tasavvur ederek algılama anlamına gelen ‘ta’akkul’dur.

Buna “temyiz edebilen akıl”, “akleden bir kalb”, ya da “akl-ı selîm”,  denilebilir.

Araştırmayan, düşünmeyen akıl, işlevini yerine getirmemiş, potansiyelini kullanmamış demektir.

Eğer akıl sadece maddi ihtiyaçları karşılamak üzere kullanılıyorsa; bunu diğer varlıklar da yapıyor.

İnsanın farklılığı âyetleri düşünmesi, onlardaki hikmeti sezebilmesi, onları kavrayıp yeniden yorumlaması, eşya (her türlü şeyler) arasında bağ kurabilmesi, bir şeyler üretebilmesi. Yaratılışı, varlığı ve görevini anlamasıdır.

Bir gerçeğe varabilmek için âyetler, işaretler, deneyler ve eserler (izler) aklın üzerinde yürüdüğü yoldur. Akıl bunlardan geçerek, bunların ifade ettiği gerçeğe ulaşır.

Çevredeki varlıklardan ve onlara ait özelliklerden hareketle bir Yaratıcının varlığına ulaşmak gibi…

İslâm akla bu kadar önem verirken, onu hiç bir zaman son karar yeri, bilginin, fayda-zararın son hakemi yapmamıştır. “Akıl çoğu İslâm düşünürüne göre tek başına hakkı bulamaz, hidâyete eremez. Eğer gerçek bilgiden ve rehberden yoksun olursa zanna veya hevâya tabi olur. (bkz: Yûnus 10/35, 36, 66) (Beşer, F. Bilgi Fıkıh İctihat, s: 34)

Bir şeyin iyi mi kötü mü olduğuna akıl bir noktaya kadar cevap verebilir. Ama mutlak doğruyu, mutlak faydayı ve eşyadaki nihâi amacı akıl bilemez.

İslâm, aklı son hakem sayan bütün rasyonalist, pozitivist düşünceleri ve felsefeleri reddeder.

Şunu da eklemek gerekir:

“Kur’an, aklı tüm faaliyetlerinde serbest bırakmış, hatta teşvik etmiştir. O kişinin bilgiyi nereden aldığı ile değil, onun hakikate uyup uymadığıyla ilgilenir. İşte bu da İslâmdaki fikir özgürlüğüdür.

Bilindiği gibi insanın değeri akıllı ve iradeli varlık oluşudur. Aklı olduğu için kullukla görevlidir, mükelleftir ve sorumludur.

Allah’ın teklifleri (dinin emir ve yasakları) akılla idrak edilir. Akıl, bu tekliflerin sebebini, hikmetini, yerine getirildiği zaman faydasını, yerine getirilmediği zaman zararını anlayabilir.

-Kur’an’da akl-ı selîme benzeyen kelimeler 

Kur’an akılla birlikte ona yakın anlamda bir kaç kavram daha kullanıyor. Hıcr, mütevessim, ulu’l-ebsâr, ulu’n-nühâ, ulul-elbâb gibi.

Kur’an’da akla yakın anlamda birden çok kelime kullanıldığına göre bu kadar farklı ‘akletmeler’ olmalı. Ya da aklın bu kadar farklı fonsiyonları var demektir. (Beşer, F. Bilgi Fıkıh İctihat, s: 33)

 1.Hicr

‘Hıcr’ katı, sert, cevher; bir çeşit taş demektir. Bunun fiil hâli bir şeyi engellemek, men etmek demektir. (Aklın da sözlükte engellemek anlamına geldiğini hatırlayalım)

Hıcr; men etmek, alıkoymak anlamından hareketle akıl, fikir sahibi  demektir. Zira o da ayırdetme gücüne sahiptir. (İbni Manzur, Lisânu’l-Arab, 4/40-42. En-Ne’âl, Mevsuatu’l-Elfazı’l-Kur’âniyye, s: 240)

Akla, sahibini kötülükten engellemesi yönüyle ‘nühâ’,

dengesizlikten alıkoyması sebebiyle de ‘hıcr’ ismi verilir.

Dolaysıyla Fecr 89/5. âyette geçen zi-hıcr’ tam akıl demek olur. (Beğavî, H. b. Mes’ûd, Tefsir, 4/482. Elmalılı, H. Y. Hak Dini Kur’an Dili (sad.), 9/190)

Bir kimse nefsine hâkim olabiliyor, onu zapturap altına alabiliyorsa ona “zî-hıcr’-akıl sahibi” denilir.

2.Vesm/mütesevvim

Kur’an’da bir âyette geçen ‘mütevessimin’in aslı olan ‘vesm’; etki, iz ve belirti, ya da iz bırakma demektir.

Bunun masdarı olan ‘tevessüm’ zeki olmak, ferâset, anlayışlı olmak, bir şeyi özellikleriyle tanımaktır.

Buna göre ‘mütevessim’; kıyas yapabilen, ârif, öğüt tutan; sanki en ufak izleri bile okuyabilen, anlayabilen marifetli kimsedir. (İbni Manzur, Lisânu’l-Arab, 15/214. El-Isfehânî, R. el-Müfredât, s: 821)

Mütevessim, bir şeyin dış görünüşünden, haricî özelliklerinden yola çıkarak, o şeyin hakikatini, özünü, iç yüzünü anlamak için gereken dikkat ve duyarlığı gösteren, ibret nazarıyla bakan kimsedir. (Zemahşerî ve Râzi’den, M. Esed, Kur’an Mesajı, 2/524)

Bir âyette geçiyor. Allah (st) azgın bir kavmin üstüne pişirilmiş taşlar yağdırdı. 

“Böylece (Lût kavminin) ülkelerinin üstünü altına getirdik. Üzerlerine de balçıktan pişirilmiş taşlar yağdırdık.  

Şüphesiz yok ki bunda, işaretleri okumasını bilen kimselerin (mütesevvim’in) alacağı nice mesajlar/ibretler vardır.” (Hıcr 15/74-75)

3.Ulu’n-nühâ,Ulu’; sahip olmayı ifade eder.

hâ’; Kur’an’da insanın akletme yeteneği, işlevsel akılla ile ilgili kullanılan kelimelerden biridir.

‘Nühâ’ ‘nühiye’nin çoğuludur. Bu da ‘iyiyi kötüden ayırdıktan sonra kötü olandan yasaklayan, engelleyen akıl demektir. Çünkü o sahibini çirkin işleri yapmaktan alıkoyar. (en-Ne’al, M. F. Mevsûatu’l-Elfâzi’l-Kur’aniyye, s: 793. el-Isfehânî, R. el-Müfredât, s: 773)

İki âyette yer alan ‘ulu’n-nühâ’ da; derin kavrayış, anlayış, iz’an sahibi demektir.

“Yeryüzünü sizin için bir beşik yapan, onda size yollar açan ve gökten su indiren O’dur. Onunla her çeşitten çift çift bitkiler çıkardık.

Kendiniz yiyin, hayvanlarınızı da otlatın. Kuşkusuz bunlarda akıl sahiplerinin (ulu’n-nühâ’nın) çıkaracağı dersler vardır. (Tâhâ 20/53-54)

Kur’an burada akleden kalbe sahip olanları “ulu’n-nühâ” olarak  nitelendiriyor.

Ulu’n-nühâ, Allah’ın yarattığı bu muazzam kâinat düzenindeki sayısız deliller, belgeler (âyetler) üzerinde düşünürler. Bunların işaretiyle Hakka giden yolu bulurlar. Kendilerini sapıklığa, günaha, hataya, kötülüklere sürükleyen inanç ve fikirlerden uzaklaşırlar.

Isfehânî’ye göre Kur’an “ulu’n-nühâ” ifadesiyle akleden kalp sahiplerine hitap ediyor. (el-İsfahânî, R. el-Müfredât, s: 773)

“Yurtlarında dolaşıp durdukları, kendilerinden önceki nice nesilleri helâk etmiş olmamız, onları doğru yola iletmedi mi?

Şüphesiz bunda akıl sahipleri (ulu’n-nühâ) için ibretler vardır.” (Tâhâ 20/128)

Zalimlik ve azgınlık yaptıkları için cezalandırılan toplumların hikâyesini duyduğu veya bildiği hâlde bundan ibret almayanlar akletmiyor demektir.

Fuâd, hikmet, rüşd, şuur, furkan, hilm, nazar, fehm, dirase/ders, ma’rifet/irfan gibi kelimeler doğrudan akıl veya akl-ı selîm anlamında olmasalar da aklın sahasına girdiğini söyleyebiliriz.

Hüseyin K. Ece

İSLAMİ HABER “MİRAT”  -YOUTUBE- 

YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ 

 

ETİKETLER: ÜSTMANŞET, yazarlar
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.