
SUÇLU ARARKEN KAÇIRDIĞIMIZ ŞEY
Ülkemizin tanınan bir ses sanatçısının ölümü haftalardır konuşuluyor.
Ben rahmetliyi hiç dinlemedim, hatta izlemedim. Ancak acıların içinden geldiği anlatıldığı için; bu ülkenin sahne arkası kültürünü ve acıtasyon dilini bilen biri olarak hayatını az çok tahmin edebiliyorum.
Bu yüzden ölümün nasıl gerçekleştiğinden çok, neden bu kadar çok konuşulduğuna takılıyorum.
Balkondan düşme kazası mıydı, yoksa öz kızı tarafından itilme mi… Sorunun cevabından ziyade, bu belirsizlik üzerinden kurulan dil dikkatimi çekiyor.
Yayımlanan haberlerde, haberin kendisinden çok yorumlarla ilgilenirim. Çünkü bir eğitimci olarak toplumsal bakış açımızı izlemek benim için önemlidir. Yorumlar bize sadece olaya değil, kendimize de bakma imkânı sunar.
Olayı değerlendirenlerin büyük bir kısmı, ses sanatçısının hayatını yakından takip eden bir kitle. Kimi, kızını baştan sona “kötü” ilan ediyor; kimi ise uzaktan duyduğu kırıntı bilgilerle kesin hükümler dağıtıyor. “Böyle evlatlar olmaz olsun” veryansını, en çok tekrar edilenlerden biri.
Oysa okuduklarım, izlediklerim ve mesleki tecrübem bana şunu söylüyor:
Bazen suçlu tek bir kişi değil, kurulan ilişkilerdir.
Yıllardır çocuklarla ve ailelerle çalışan biri olarak şunu görüyorum:
En ağır sorunlar çoğu zaman tek bir travmadan değil, uzun süre fark edilmeyen küçük ihmallerden doğuyor. Bu yüzden böyle olaylarda asıl mesele, suçlu bulmaktan önce ders çıkarabilme cesaretini gösterebilmektir.
Bir evladın kötü alışkanlıkları ve hayatı; yalnızca genlerinden gelen karakterle değil, model aldığı kişilerle ya da ihmal edilmiş ihtiyaçları karşısında yaptığı tercihlerle de şekillenir. Gördüğü örnekler, karşılanmayan ihtiyaçlar, verilen ya da verilmeyen sınırlar ve rehberlik biçimi bu yolculuğun belirleyici unsurlarıdır. Bu yüzden böylesi ağır sonuçlar konuşulurken, kimseyi aklamadan ama kimseyi de kolayca mahkûm etmeden düşünmek gerekir.
Bunları bir kızı savunmak ya da bir anneyi suçlamak için söylemiyorum.
Bakış açımızdaki aceleciliğe ve adaletsizliğe dikkat çekmek için söylüyorum. Çünkü ders çıkarılmayan her acı, benzer hikâyelerin tekrarına zemin hazırlar.
Bugün okullardaki şiddeti ve zorbalığı konuşurken aileleri işin merkezine koyabiliyorsak; yaşı tutmadığı için ceza almayan çocukların ailelerine sorumluluk yüklenmesini tartışabiliyorsak; bu olayda da yalnızca sonucu değil, süreci düşünme sorumluluğumuz var.
Bir eğitimci olarak şunu söyleyebilirim:
İyi insan olmak, her zaman iyi ebeveyn olmak anlamına gelmeyebilir.
Sevgi kadar sınır, merhamet kadar sorumluluk ve sağlam bir inanç verilmediğinde; bazı sonuçlar zamanla ağırlaşabilir.
Bu nedenle bugün konuşulan bu ölüm; yalnızca bir anın değil,
yıllar içinde biriken ihmallerin, yanlış rehberliklerin ve görülmeyen ihtiyaçların ihtimal dâhilinde olan acı bir yansımasıdır.
ŞEYMA DEMİRCAN NAMAZCI
YAZARIMIZIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN LÜTFEN BU LİNKİ ZİYARET EDİNİZ
İSLAMİ HABER