
DUA ÂDÂBI ve DUA HAKKINDA BİR KAÇ ÂYET ve HADİS
-Dua Âdâbı
Dua iki boyutludur: Fiilî dua ve kavlî dua.
Birincisi tevekkülle beraber daha makbuldur. Yine birincisi olmadan ikincisi caizdir ama eksiktir…
Mü’min, dua etmeden önce duaya hazırlanır. Yani o önce fiilî duada bulunur. İbadetini noksansız yapmaya çalışır. Varacağı hedef için gerekli çalışmaları yapar. Tehlikelere karşı yeteri kadar tedbir alır. Emredileni yapar, yasaklanandan kaçar.
Bundan sonra da amelin kabulü için dua eder, gücünü aşan konularda Allah’tan yardım diler, eksikliğinin tamamlanması, hatasının affı için Allah’a sığınır, tevbe eder. Allah’a bağlılığını ve sevgisini dua ile ortaya koyar.
Duaya hazır olma noktasında Peygamberimizin tavrı örnektir. O, her konuda yılmadan, usanmadan, kınayanların kınamasından korkmadan israrlı bir şekilde çalıştı, mücadele için lazım olan şartları yerine getirdi. İbadete (kulluk yapmaya) gece gündüz devam etti. Rabbinin rızası dışında hiç bir iş yapmamaya özen gösterdi.
Peygamberlik görevini hakkıyla yerine getirdi ve sonra da ellerini açıp her an Rabbine dua etti.
Mü’min, her konuda üzerine düşen görevi yaptıktan sonra duaya da başvuracaktır.
Kısaca “dua etmeye yüzü olacaktır.”
Hiç bir şey yapmadan, çalışmadan, tehliklere karşı tedbir almadan, toplumun ve nefsin ıslahı için bir şey yapmadan, günahlardan korunmadan; ‘Rabbim, şunu yap, bunu hallediver, istersen affet, düşmanı kahret, ortalığı düzelt, ihtiyaçlarımızı gider’ demek sanırım dua için yeterli değildir.
Dua eden kulun kalbi Allah’tan başka bir şeyle meşgul olursa, duası amacına ulaşmaz. Nefsin istekleri, Allah’ın dışındaki sevgiler ve amaçlar, duayı hedefinden uzaklaştırır.
Kişi, kendi arzularına esir olduğu müddetçe Allah’a bu anlamda yaklaşamaz, arzular sürekli engel olurlar.
Büyük veya küçük bütün isteklerimizi Allah-u Teâlâ’dan istememiz gerekir;
İnsanların çoğu bundan gafildir! Onları sadece büyük işlerde ve şiddetli belalarda Allah’a sığınıp, O’ndan istediklerini görürsün. Bunun dışındaki şeylerde ise Allah’tan bir şey istemezler! Bu hatadır, Müslümana yakışan büyük veya küçük bütün isteklerini Allah’a arz etmesidir.
2-Duanın Amacı
Müslümanın duasında kısaca üç önemli amaç olabilir:
1-Günahlarının affını isteme. Mü’min, elinden geldiği kadar günahlardan kaçınır. Ancak yine de hatalı olduğunu düşünerek sürekli affını ister.
2-Ümit ve arzu. Mü’min, hakkıyla ibadet edebilme, hidâyette olabilme ve Allah’ın yardımına ulaşabilme arzusunda olur.
3-Allah’tan yardım, izzet, lütuf, rahmet, başarı isteklerinde bulunma.
Du yapıldığı zaman şu beş şey yapılmış olur. Bunlar da duanın amaçlarındandır:
1-Dua etmek imanı güçlendirir.
2.Dua eden Allah’ı zikretmiş olur. Duaya başlamadan Allah’ın tesbîh ederse bu daha güzel olur.
3.Dua aynı zamanda hamd (Allah’ı övme) ve şükürdür.
4.Du zaten istiânedir ve istiğâsedir, yani sadece Allah’tan yardım istemedir..
5.Şüphesiz duanın en önemli konusu istiğfardır, yani günah ve hataların bağışlanmasını, affedilmesini taep etmektir.
6.Duaya istiâze ile, yani “eûzu billahimine’ş-şeytânı’r-racîm” diyerek başlama tavsiye edilir.
Bazı kesimlerin şu gün, şu dua veya sözler, şu kadar sayıda söylenirse mutlaka kabul edilir, şu karşılık verilir”, ”şöyle şöyle şeyler olur”, “şu şu şeylere kavuşulur” iddialarının –sahih hadislerde kaynağı yoksa- bir temeli yoktur.
Bunları iddia edenler iyi niyetli iseler dua ibadetini yanlış ya anlamışlar, ya câhilce söz söylüyorlar, ya da duayı sihir, hokus-pokus zannediyorlar demektir. Sanki Allah bunların memuru, bunlar emredecekler Allah da hemen emri yerine getirecekler. Hâşâ…
Bu gibi iddialar Allah’a duayı değil, dua sözlerinde tılsım, olağanüstü güç olduğu kanaatini ön plana çıkaran sözlerdir.
Halbuki dua sözleri ister kitapta ve dilde olsun, ister muskada, ister levhada olsun; kul onu yürekten söyleyip Rabbinden istemezse, kağıdın ve sözün bir gücü yoktur.
3-Dua Hakkında Bir Kaç Ayet
Bismillah. Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor:
“Kullarım, sana benden sorarlarsa (onlara söyle): Ben (onlara) yakınım. Dua eden, bana dua ettiği zaman onun duasına karşılık veririm. O hâlde onlar da bana karşılık versin (benim çağrıma uysun)lar, bana inansınlar ki, doğru yolu bulmuş olalar.” (Bekara 2/186)
“Onların oradaki duaları, “Seni eksikliklerden uzak tutarız Allah’ım!”, aralarındaki esenlik dilekleri, “selâm”; dualarının sonu ise, “Hamd alemlerin Rabbi Allah’a mahsustur” sözleridir.” (Yûnus 10/10)
“Rabbim! Beni ve soyumdan gelecek olanları namazı devamlı kılanlardan eyle; rabbimiz, duamı kabul et.
Rabbimiz! Hesap görülecek günde, beni, ana-babamı ve inananları bağışla.” (İbrahim 14/40-41)
“İnsana bir zarar dokunduğunda bize yalvarır. Sonra ona tarafımızdan bir nimet verdiğimizde, “Bu, bana ancak bilgim sayesinde verilmiştir” der. Hayır, o bir imtihandır. Fakat onların çoğu bilmezler.” (Zümer 39/49. Bir benzeri: Yûnus 10/12)
“Dua edilmeye lâyık olan O’dur. O’nun dışında el açıp dua ettikleri şeyler, onların hiçbir isteğini karşılayamazlar. Onlar ancak, ağzına gelsin diye iki avucunu suya doğru açıp yalvaran kimse gibidir. Halbuki bu yoldan su asla onun ağzına gelecek değildir. Kâfirlerin duası hep boşa gider.” (Ra’d 13/14)
4-Dua Hakkında Birkaç Hadis
Selman (ra) Rasûlüllah’ın (sav) şöyle buyurduğunu rivâyet etti:
“Allah, haya sahibidir, çok kerîmdir. Bir insan iki elini kaldırıp kendisine dua ettiği zaman, o kalkan iki eli boş çevirmekten haya eder.” (Tirmizî, De’avât/118 no: 3556)
Ebu Hureyre’nin (ra) anlattığına göre Rasûlüllah (sav) şöyle dedi:
“Kabul olunacağından emin olduğunuz hâlde Allah’a dua ediniz! Biliniz ki Allah, gafil ve boş kalpten çıkan duaya icabet etmez!” (Tirmizî, Deavat/65 no: 3479. Hâkim, Müstedrek, no:1817)
Fudale ibni Ubeyd’in (ra) naklettiğine göre Rasûlüllah (sav) şöyle buyurdu:
“Sizden biri dua edeceği vakit, Rabbine hamd ve sena ile başlasın! Sonra Nebi’ye salât etsin! Sonra dilediği şeyi istesin!” (Tirmizî, no: 3708. Ebû Dâvûd, Vitir/23 no: 1481. Ahmed bin Hanbel, no: 23937. Nesâî, Sehv/48 no: 1285)
Ebu Hureyre’nin (ra) naklettiğine göre Rasûlüllah (sav) şöyle buyurdu:
“Kim, Allah Sübhânehu’ya dua etmezse, Allah, o kimseye gazap eder!” (İbni Mâce, Dua/1 no: 3827)
Şehr b. Havşeb anlatıyor: “Ümmü Seleme’ye; “Ey müminlerin annesi! Allah Rasûlü (sav) senin yanındayken en çok hangi duayı ederdi?” dedim. Ümmü Seleme, “Onun çoğunlukla ettiği dua şuydu: “Ey kalpleri çeviren (Allah”ım)! Benim kalbimi dinin üzere sabit kıl.”
Ben kendisine, “Ey Allah”ın Resûlü! “Ey kalpleri çeviren (Allah”ım)! Benim kalbimi dinin üzere sabit kıl” diye neden çok dua ediyorsun?” dedim. Allah Resûlü şöyle buyurdu:
“Ey Ümmü Seleme! Hiçbir insan yoktur ki kalbi Allah”ın iki parmağı arasında olmasın. O, (kulun tercihine göre) dilediği (onun kalbini) istikamet üzere kılar, dilediğini ise saptırır.” (Tirmizî, Deavât/89 no: 3522)
Ebu Hureyre’nin anlattığına göre Rasûlüllah sav) şöyle buyurdu:
“Sizden biri acele edip de, dua ettim bana icabet olunmadı demediği müddetçe o kimseye icabet olunur.” (Tirmizî, Deavat/132 no:3609. İbni Mâce, Dua/4 no:3853)
Yine Ebu Hureyre’nin naklettiğine göre Rasûlüllah (sav) şöyle buyurdu:
“Kulun Rabbine en yakın olduğu yer secde yeridir. Bu sebeple siz (secdede) duayı çoğaltınız!” (Müslim, Salat/215 no: 482. Ebû Dâvûd, Salât/148 no: 875)
Hüseyin K. Ece
YAZARIN DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ
MİRAT HABER – YOUTUBE-