
Batı Şeria’da Zorla Tahliye ve Yerleşimci Şiddeti Sürüyor
İşgal altındaki Batı Şeria’da Filistinlilere yönelik zorla yerinden etme politikaları 2025’in son ayları ve 2026’nın ilk haftaları itibarıyla yeni bir eşiği aşmış durumda. İsrailli yerleşimcilerin artan silahlı saldırıları, ev ve tarım alanlarına yönelik sistematik tahribat ve İsrail ordusunun doğrudan müdahaleleri, Filistinli toplulukları yaşadıkları toprakları terk etmeye zorlayan koordineli bir baskı mekanizmasına dönüşmüş bulunuyor.
Birleşmiş Milletler kuruluşları, uluslararası insan hakları örgütleri ve sahadaki yerel gözlemciler, yaşananların münferit güvenlik olaylarıyla açıklanamayacağını, bunun aksine planlı ve devlet destekli bir nüfus mühendisliği sürecinin parçası olduğunu vurguluyor.
Kitlesel Yerinden Etme ve Tırmanan Şiddet
BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi’nin (OCHA) 2026 başına ait ön değerlendirmelerine göre yalnızca ocak ayı içinde yerleşimci saldırıları ve askeri baskılar nedeniyle yüzlerce Filistinli evlerini terk etmek zorunda kaldı. Sekizi aşkın köy ve bedevi topluluğu fiilen yaşanamaz hale getirildi, bazı yerleşimler tamamen boşaltıldı. Özellikle Ürdün Vadisi ve Ramallah–Eriha hattı boyunca yaşayan Filistinli bedeviler hedef alındı.
2025 yılı boyunca Batı Şeria genelinde binlerce yerleşimci saldırısı kayıtlara geçti. Bu saldırılar yalnızca can kaybına yol açmadı; tarım arazileri ateşe verildi, hayvan sürüleri yok edildi, su kaynaklarına erişim engellendi ve Filistinli ailelerin temel yaşam koşulları sistematik biçimde ortadan kaldırıldı. Yerleşimciler çoğu vakada silahlı olarak hareket ederken, İsrail askerlerinin saldırılar sırasında müdahale etmediği, hatta bazı durumlarda saldırganlara koruma sağladığına dair çok sayıda tanıklık bulunuyor.
Askeri Baskı ve Zorunlu Tahliyeler
İsrail ordusu, geniş alanları “askeri bölge”, “tatbikat sahası” ya da “güvenlik alanı” ilan ederek Filistinli topluluklara tahliye emirleri veriyor. Bu emirler çoğu zaman kısa süreli itiraz hakkı tanıyor ve fiilen uygulanması zorunlu kılınıyor. Tahliyelere direnen Filistinliler gözaltı, para cezası ve fiziksel şiddetle karşı karşıya kalıyor.
Defalarca yerinden edilen aileler, gittikleri yeni bölgelerde de aynı baskı döngüsüyle yüz yüze geliyor. Uzmanlar, bu durumun Filistin toplumunda derin travmalar yarattığını, yoksulluğu artırdığını ve özellikle çocuklar üzerinde kalıcı psikolojik hasara yol açtığını belirtiyor.
Yerleşimci Şiddeti ve Devlet Politikası
Uluslararası hukuk çevreleri ve insan hakları uzmanları, Batı Şeria’daki yerleşimci şiddetinin İsrail devlet politikalarından bağımsız düşünülemeyeceği görüşünde birleşiyor. İsrail hükümetinin son yıllarda attığı adımlar, yerleşimcilerin toprak gaspını fiilen meşrulaştırırken, Filistinli yerel yönetimlerin planlama, inşaat ve altyapı yetkilerini sistematik biçimde buduyor.
Yeni düzenlemelerle birlikte yerleşimcilerin arazi edinimi kolaylaştırılıyor, Filistinlilerin en küçük yapısal faaliyeti dahi “ruhsatsız” gerekçesiyle yıkıma uğruyor. Uluslararası gözlemciler bu süreci açık biçimde “fiili ilhak” olarak tanımlıyor.
Demografik Mühendislik ve Etnik Temizlik Suçlamaları
Filistinli temsilciler ve çok sayıda uluslararası insan hakları kuruluşu, Batı Şeria’da yaşananları etnik temizlik olarak nitelendiriyor. Yerleşimci saldırıları, askeri baskılar ve idari kararlar birleşerek Filistinli nüfusu tarım alanlarından, stratejik bölgelerden ve su kaynaklarından uzaklaştırmayı hedefliyor.
BM’ye bağlı insan hakları mekanizmaları, zorla yerinden etmenin uluslararası insancıl hukuka göre savaş suçu teşkil ettiğini ve belirli koşullar altında insanlığa karşı suç kapsamına girebileceğini açıkça ifade ediyor. Buna rağmen İsrail, uluslararası uyarıları görmezden gelmeyi sürdürüyor.
Süreklilik Kazanan Bir Tasfiye Politikası
Gazze’de süren savaşla eş zamanlı olarak Batı Şeria’daki baskının yoğunlaşması, İsrail’in Filistin meselesine dair genel stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Yerleşimci şiddeti ve askeri operasyonlar, Filistinlilerin toprakla olan bağını koparmayı amaçlayan uzun vadeli bir tasfiye politikasına dönüşmüş durumda.
Bu tablo, yalnızca iki devletli çözüm ihtimalini değil, Filistinlilerin kendi topraklarında var olma hakkını da fiilen ortadan kaldırıyor. Yaşananlar, geçici bir güvenlik krizi değil; sistematik, bilinçli ve süreklilik arz eden bir sömürgeleştirme ve zorla yerinden etme süreci olarak kayda geçiyor.
Mirat Haber – YouTube