
Toplum olarak, büyük bir değişim içindeyiz. Ama bu değişimin karakteri, şuurlu bir nitelik taşımıyor. Yani biz, istediğimiz için değil, istemediğimiz halde değişiyoruz. Bunun adı ise, “değiştirilme”!..
Bir insan veya toplum, iradeli olarak istemediği yöne yönlendirilemez. İstemediği iş, ona yaptırılamaz. Fakat, toplumu çeşitli teknikler kullanarak yanlış ve yalan bir yaşama idrakine alıştırırsanız, farkında olmadan ağır ağır yanlış bir istikamete yönelebilir.
Bu durum, sosyolojik ve psikolojik metotları kullanarak yapılmaktadır. Mesela, kültürünüzün değerler sistemine sahip değilseniz, herhangi bir tutum ve davranışın doğru veya yanlış olduğunu bilme imkanınız olmaz.
Ayrıca, bir konu hakkında doğru bilgiye ulaşamazsanız, o konu hakkında yine doğru bir değerlendirme yapamazsınız. Bir manada değerler ve bilgide yapılan oynama ve saptırma ile, başka bilgi ve anlayışların ortamında kalır ve sizi yönetmek isteyen merkezlerin etki alanına girebilirsiniz!..
Bir toplum sistemi ve yaşama tarzı, öncelikle normların en temelinde yer alan değerler ile kurulu ve yine onların yardımıyla yaşatılma durumu ile karşı karşıyadır. Aynı zamanda hukuki ve siyasi sistem de bu değerler üzerine kurulur. Bu şekilde kurulmayan sistem, bize ait olmadığı gibi, bizim iyiliğimiz ve sağlıklı gelişmemiz için de çalışmaz. Bugün böyle bir kargaşa ve amacı belli olmayan sistem içerisinde yaşıyor ve değerlerimizle alakası olmayan, bize yabancı bir dünyanın kurulması sessizce gerçekleştirilmektedir.
Değişme olayı, insan iradesi dışında gerçekleşmiyor. Fakat, insan iradesinin değerler sistemiyle beslenmesi halinde, değişmenin bilinçli bir istek olarak gerçekleşme durumu var. Çünkü insan, hayatta çok yönlü etkiler altında kalırken yolundan sapma noktasına girebilir. İşte bu noktada değerler sisteminin davranışları belirleyici kuralları ve gücü devreye girecektir.
Aslında değerler ile yaşamak, toplumu olumsuz değişimlere hazırlıklı hale getirir. Çünkü toplum hayatı, değerler ile bir düzene kavuşmakta ve kendini olur olmaz, sapma etkilerine karşı koruyabilmektedir.
Bu değişim sürecinde şöyle bir durum var. Toplum, değer ve kültür sistemini etkin bir şekilde kullanamadığı zaman, kültür dışı etkiler, toplumun normal gidişini engeller ve yanlış yönlendirmelere kapılabilir. Bu etkiler haber, film ve dijital medya yoluyla toplumun kültürel yapısı zarar görmeye başlar.
Şu anda, kendi dünyamızdan, geleneklerimizden ve en önemlisi, bizi biz yapan ahlaki ve kültürel kimliğimizden, kopma noktasına gelmiş ve bilinmeyen bir yola girmiş durumdayız.
Toplum, kendi değer ve kültür sistemini ailede, eğitimde ve sosyal hayatta güçlü bir şekilde muhafaza etmek durumunda. Bunu yapamayan ülkeler, her türlü yanlış, tehlikeli ve zararlı etkilere açık hale gelmektedir.
Olayı Türkiye açısından değerlendirdiğimizde, toplum kendi kültür ve değerler sistemine çoğunluk olarak sahipken, ülkenin sistemi, büyük ölçüde batılı siyasi, iktisadi ve hukuki sistem ile kendi değer sistemlerini kurumsal yapıyı yönlendiren özelliğe kavuşturamamanın problemlerini yaşanmaktadır.
Böylece değişimi müsbet ve faydalı bir seviyeye getirebilmek için, ülkemizin kendi bilgi sistemini yeniden gözden geçirmesi ve Batılı ülkelerde hazırlanmış ve onların anlayış ve beklentilerine uygun bilgiyi gözden geçirerek, yeniden kendi değer ve tarih şuuruna bağlı hale getirmesi son derece önemlidir.
Toplumun inanç, kültür ve değerler sistemi, uzun yıllardır Batı’nın sosyal yapımıza uygun olmayan bilgi ve kurumsal yapılar ile zayıflatılmıştır. Toplumsal yapılar ve eğitim sistemi, kendi varlığını koruyamama riski ile karşı karşıya gelmişti. Bu durum, ister istemez farklı kültürel ve siyasi anlayışların meydana gelmesine yol açmıştır.
Artık, bu yanlış ve özümüze ters bağlantıyı yeniden değerlendirmek ve kendi bilgi ve idealler çerçevesinde yeni bir uyanışa yönelinmesi aciliyet arz etmektedir.