
İmparatorlukların dağılmasından sonra ortaya çıkan modern devletler, vatandaşına karşı kendisini her alanda ilah olarak dayattı. Batının iktidar tasavvuru, Thomas Hobbes’in Leviathan’ında, Machiavelli’nin Prens’inde yola çıkarak oluştu ve kendisini tanımladı. Bu tanımlamalar üzerine “Ölümlü bir ilah” olarak iktidar koltuğuna oturdu. Batı tasavvurunda kendisini bulan modern devlet, hüküm sürdüğü coğrafyada, doğası gereği kendisine koşulsuz itaati icbar eder. Batı Düşüncesinde Tanrının, Müslümanlık Düşüncesinde ise Allah’ın yerine geçen modern devlet, tebaasından – vatandaşından tam bir bağımlılık bekler. Bu bağımlılığı sağlamak için de birçok sebep üretir. Bunlardan biri de, tebaasını bilinçli olarak yoksullaştırmasıdır.
Ölümlü bir ilah olan modern devlet varlığını, “o olmazsa biz olamayız” aldatmacasıyla, tebaasının kendisine olan mutlak ihtiyacı üzerine kurgular. Vatandaşın ekonomik olarak tam bağımsız, kendi kendine yetebilen ve devletin çeşitli lütuf ağlarının dışına çıkabilen bir fert olması, devletin mutlak otoritesi için yapısal bir tehdittir.
Modern devlet bu yapısal tehdidi bertaraf etmek için, tebaasını bilinçli bir yoksullaştırmaya tabii tutar. Bu yöntem iki yönlü çalışır: Birincisi, cezalandırma olarak gösterilmez ama aslında bir cezalandırma yöntemidir. İkincisi tebaasına lütufta bulunmak ve minnet duygusu için diri tutmak içindir.
Ekonomik sıkıntılara uğratılan vatandaş, yaşamını idame ettirebilmek için devletin sunduğu sosyal yardımlara, vergi muafiyetlerine veya istihdam olanaklarına muhtaç hale gelir. Bu “muhtaçlık hali”, rıza üretiminin en maliyetsiz yoludur. Karnı devlet tarafından doyurulan ve çeşitli lütuflarla ödüllendirilen kitlelerin, siyasi otoriteyi sorgulama kapasitesi zihinsel bir kırılmaya uğrar.
Modern devletin tebaasını yoksullaştırma politikasının en önemli ve çarpıcı olan yanı, kendisini “Rızık veren” olarak göstermesidir. Devlet, kendisini Tanrı yerine koyduğu için, rızık verenin de kendisi olduğunu ilan eder. Bu iddiasını çeşitli yöntemlerle de göstermeye çalışır. Parayı belirler, vergilendirir, önce verir ve sonra çeşitli cezalarla veya hiçbir sebep yokken geri alır. Burada çift yönlü çalışır: “Rızkı veren ve kesen”dir. Bu vasfını da yine mülkün esas sahibi olan ilahi kudretten taklit etmektedir.
Modern devlet, tebaasını yoksullaştırma aracı olarak meşru gibi görünen başka bir yöntemini daha kullanır. O yöntem de “borçlandırmaktır.” Yoksullaştırma, sadece fakirlik üzerinde sürdürülemez. Yoksulluğun sürdürülebilir olması için devasa büyüklükte borçlu kitleler yaratmak gerekir. Onlarca yıl, hatta bir ömür sürecek diyebileceğimiz, dolayısıyla geleceği ipotek edilmiş borç sarmalı içindeki vatandaş, modern devlet için itaatkâr makbul vatandaştır.
Modern devletin iktisadi politikaları içinde yer alan, “vatandaşı mülk sahibi” yapma vaatleri, aslında tebaasını bir ömür kendisine muti bir kul kılma girişimidir. On beş – yirmi yıl gibi vadelerle konut sahibi olmak hayalini içinde olanlar, gönüllü köleliği en baştan kabul etmiş kitlelerdir.
Modern devlet, aslında bütün tebaanın olan yeraltı ve yerüstü zenginliklerini, bir grup burjuvanın tekeline bırakarak, bu zenginliklerin gerçek sahiplerini bilinçli olarak yoksullaştırır. Devlet bu davranışını meşrulaştırmak için, “Kamu yararı” kavramına sığınır. Oysa asıl vurgu yapmak istediği, memleket mülkünün esas sahibinin kendisi olduğudur. Ve aynı zamanda, karar merciine olan alternatifsizliğini ispat etmek ve kendi kutsallığını sağlamlaştırmak ister.
Modern devletin iktisadi politikası, bir refah üretme aracı değil, bilinçli bir yoksullaştırmaya dayanan itaat mühendisliğidir. Bilinçli yoksullaştırma ve refahın sürdürülemez kılınması, ferdi devlet karşısında savunmasız bıraktığından dolayı, iktidar vatandaşı üzerinde istisnasız egemen olur. İktidar tarafından icbar edilen asgari geçim standartlarına mecbur olan tebaa, geçim derdiyle zihinsel ve fiziksel olarak tükenmişlik ruh halini yaşar. Böyle bir toplum, sorgulayan, denetleyen ve hak talep eden bir toplum olmaktan çok uzak olduğu için, daha kolay yönetilir.
Modern devlet yoksulluğa dini meşruiyette sağlar. Teologlar, devlete bağlı dini cemaat liderlerinin vaazları ve akademik gelenek içinde üretilen dini temelli yorumlar, yoksullaştırma politikalarını dini açıdan meşru bir zemine oturturlar. “Her şey devlet için”dir. Yoksullaştırma politikalarını çoğu zamanda, “fedakârlık” ve “ulusal bilinç” formunda sunulur. Dini metinlerde çokça vurgu yapılan sabır ve tevekkül kavramları tebaaya telkin edilirken, yoksulluğun üstü “vatan savunması” olarak örtülmeye çalışılır.
Modern devlet sürekli olarak gelecek günlerin refahından bahsederken, yaşanan yoksulluğun geçiciliğine vurgu yapar. Ama ne yaşanan yoksulluk geçmektedir, ne de gelecek günlerin refah içinde olacağına dair bir belirti vardır. Yoksulluğa bilinçli olarak süreklilik sağlanır. Devlet vatandaşının cebindeki parasını geliştirdiği çeşitli yöntemlerle ve ürettiği yasal yollardan alır. Özellikle yoksulluk alanında yapılan dini telkinler etkili olur ve yoksulluk, bir yetersizlikten ziyade bir sadakat haline dönüştürülür.
Bilinçli olarak yoksullaştırılmış fertlerde ortaya çıkan sadakat, itaati de beraberinde getirir, fertler hareket ve düşünme kabiliyetini yitirir. Modern devletin en büyük korkusu, ekonomik olarak bağımsız, eğitimli ve mülk sahibi vatandaşlardır. Çünkü böyle bir vatandaş topluluğu, devletten bir şey istemekten ziyade devleti denetlemeye meyillidir. Bilinçli yoksullaştırma stratejisi ise ekonomik bağımsızlığını kazanmış vatandaşlar topluluğunun oluşmasının önüne geçmektir. Modern devlet siyaseten idare şeklini, çok zengin yönetici elit burjuva sınıfı ile devlet yardımına muhtaç devasa büyüklükteki bir vatandaş kitlesi üzerinden sürdürür.
Modern devlet neden buna ihtiyaç duyar? Bu sorunun cevabı çok girift ve uzun olsa da kısaca şöyle denebilir: Refah seviyesi yüksek fertlerden oluşan kitlelerin bilinci sorgulamaya ve hesap sormaya yöneliktir. Bu kitle ise iktidarın hoşlanmadığı kitledir. Yoksul fertlerden oluşan kitleler ise, egemene boyun eğen ve “o olmazsa ben var olamam” diyecek derecede özgüvenden uzaktır. Yoksul kitleler kendisine uzatılan yardım eline minnet duyar. Minnet duygusu ise, manevi yönden insan ruhunu derinden etkileyen bir duygudur. Devlet bu duyguyu yerli yerinde kullanır.
Modern devletin üretilmiş kutsal söylemlerinin en önemlilerinden biride, “Kişi başına düşen milli gelir” yalanıdır. Üretilen bu yalanla, kişi başına düşen gelirin yükselmesiyle, ülkenin zenginleştiği ileri sürülür. Ancak ülkenin zenginleşmesiyle kazanılan paranın ya da malın kimin kasasına girdiği açıklanmaz. Bu söylem fertlerde suçluluk duygusunu da uyandırır. Sonuçta akıl almaz hızla yürüyen sömürü düzeninin bütün hileleri görünmez kılınır.
Modern devlet, kendisini ilahlık makamında gördüğünden dolayı, istediğini istediği gibi yapmak iradesiyle, gelir dağılımının adaletiyle ilgilenmez. Devlet kademelerindeki yüksek bürokrasinin refah ve bolluk içinde yaşaması ile yoksulluğun sefaleti arasındaki uçurum, bizzat kendisinin varlık sebebidir. Bu işleyiş tarzı, tebaanın yoksulluk içinde ve borç kırbacı altında yaşamasını sağlamak amacını güden politikadır.
Modern devletin bilinçli yoksullaştırmasından kurtulmak ve gelir dağılımının adaletli olarak dağıtımının sağlanması için, sahte ve ölümlü ilahların iradesine değil, ezeli ebedi ve mülkünde ortak olmayan, ortak kabul etmeyen tek ilahın iradesine teslim olmak gerekir. Yoksa inanan inanmayan bütün insanlık için, yoksulluk ve sefalet hayat tarzı halini alacak ve öyle kalacak
Selamlar, sorgulama dikkat çekmekle beraber, modern devlet vurgusu, modern devlet olmadan önce de çağlar boyu var olagelmiş, kimi tanrı adına demiş, kimi tanrı soylu kimi, Tanrının emirleri demiş, toplum ve devlet karşılıklı menfaat birlikteliğini yaşamışlar, değişik gerekçeler üreterek, mülkün sahibi sultan olmuş, Kral olmuş, derebeyi olmuş vs, Belki tek doğru yaşanan örnek var mı? desek peygamberler hariç yok gibi, Belki yine iyi örnek kötü örnekle sistemler daha görece iyi yaşamı yakaladı derken aynı çark yine devam eder.” Padişahım gururlanma senden büyük Allah var…’ikazı gereği İnsan Allaha ne kadar gönülden bağlıysa o kadar Adaletli olabilir,HzÖmer örneği gibi.