
Hac, İslâm’ın özetidir. O’nun belirli günlerde İhramlanma, Arafat’ta Vakfe, Şeytan Sembollerini Taşlama ve Tavaf gibi özgün amellerle özgürce yaşanmasıdır.
Bu sebeple Hac, Yüce Rabbimizin emrine mutlak itâattir. Hz. İbrahim’den Hz. Muhammed’e kadar bütün Peygamberleri ve çağrılarını tanımaktır. Tüm renkleri ve dilleri içinde insanlığı bir bütün halinde hür ve eşit görmektir.
Hac, eş, çocuk, ana, baba ve sosyal statü gibi tüm sevgililerimizi bırakarak, bedenî, rûhî ve maddî varlığımızla Allah’a koşmaktır. O’nunla yeniden sözleşmektir.
Hac, benlikten ve beşerî yargılardan soyutlanmak, değer ölçüsü olarak yalnızca ilâhî kanunları benimsemektir.
Hac, canlılara saygıdır. Bitkiler dahil bütün yaratıklarla barıştır. Şeytanlar ve şeytanî güçlerle mücadele eğitimidir.
Hac silahsız cihâddır. Ferdîlik içinde içtimaîliktir. Ümmet şuurunu pekiştirip kültürel, iktisadî ve siyasî birliği kurmaya çalışmaktır.
Hac; dış görünüşü ile birliğin, iç hakikati ile Kıyâmet Günü’nün provasıdır. Bütün bu özellikleri içinde bedenî, rûhî, malî, sosyal ve siyasî vasıflı ve görünümlü Hac, bütün peygamberleri ve kutsal kitapların tebliği olan İslâm’ın ana ibadetlerinden biridir.
Hac, günahlardan aklayan ana ibâdettir. Cennet’e açılan fiilî duâdır.
Hac yaklaşık dört bin yıl önce Rabbimizin “İnsanlara Hacc’ı ilan et…” buyruğu ile Hz. İbrahim ile başlamıştır. Son ve cihanşumûl (evrensel) Peygamber Hz. Muhammed’in Veda Haccı ile de aslî hüviyetine bürünmüştür.
Hac, Kıyâmet Günü’ne kadar devam edecek İslâmî bir mucizedir. Allah’ın Resûlü Hz. Muhammed’in (s.a.) açıklamasına göre küçük Hac olan Umre de bir ölçüde haccın hususiyetlerini taşır.
Bu özetin özeti açıklamamızı Allah’ın Resûlü Hz. Muhammed’in bir hadîsiyle bitirelim:
“Rabbinize ibâdet edin. Beş vakit namazı kılın. Ramazan orucunu tutun. Rabbinizin evi Kâbe’yi hac edin. Gönül hoşluğu ile mallarınızın zekatını da verin ki Rabbinizin Cennet’ine giresiniz.”