islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
47,5420
EURO
54,8612
ALTIN
6.216,54
BIST
13.458,10
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
31°C
İstanbul
31°C
Az Bulutlu
Salı Parçalı Bulutlu
32°C
Çarşamba Açık
32°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
30°C
Cuma Parçalı Bulutlu
31°C

İNANÇ VE DAVRANIŞ BÜTÜNLÜĞÜNDE BOZULMA

İNANÇ VE DAVRANIŞ BÜTÜNLÜĞÜNDE BOZULMA
25/05/2026 09:00
A+
A-

İNANÇ VE DAVRANIŞ BÜTÜNLÜĞÜNDE BOZULMA

İnanç, belli bir anlayış, kültür veya sisteme inanma ve güvenme anlamındadır.  Bu inanç, okuma, uygulama ve denemeler ile elde edilen bilgidir. Ama iman, hayatı ve davranışları belirleyen bir inançtır. Dolayısıyla, dinimiz; böyle bir imanı bizlerden istemekte ve bu imana dayalı bir sistem içerisinde hedeflerimize ulaşmamızı beklemektedir.

İnanç ve Davranış Bütünlüğü

İnanç ve davranış arasında, büyük bir ilgi ve bütünlük bulunmaktadır. İnanç, bir şeyin, yolunu veya metodunu kabul etmek olduğundan, davranışın da bu inanca dayalı bir şekilde gerçekleşmesi, en makul ve doğru bir yol olmaktadır. İman ise, insan hayatının temel kurallarını, davranış ölçülerini ve yaşama felsefesini belirleyen temel bir inanç olarak karşımıza çıkmaktadır.

İnançlar, çeşitli sebepler ile azalır, çoğalır veya sapabilir. Bu durum, o işle ilgili inanç-davranış bağını koparır ve hedefin gerçekleşmemesine sebep olabilir. İmanın azalması ve çoğalması, insanın kendini tanıması, anlaması ve çevresindeki insanlara karşı tutum ve davranışlarında önemli kazanç veya kayıplar yaşamasına ve hatta bazan da hedeflerinden sapmasına yol açabilir.

İnanç krizi, kişinin imanı ile yaşayışını sürdürememesi veya bu konuda duygu ve değer dünyası ile bağlantısının kopması ve başka inanç ve düşüncelerin emrine girmesi manasını taşımaktadır. Bu yüzden de gerçek imana ait kuralların; bir yaşayış sistemine yol açması ve hayatı genel çerçevesi içinde yürütmesi manasına gelmektedir. Bu durum, aslında akıl ve idrak dışı bir tutum değildir. İnsan, hayatını yönlendirecek bir inanca (imana) öyle kolay kolay ulaşamaz. Birçok soru ve endişeler ile bu inanç sistemini irdeler ve hata yapmaması konusunda azami gayret gösterir. Nihayet sonunda, bu imana yani, teslimiyete ulaşır. İslam, zaten “teslim olmak” demektir.  Bu teslimiyet, körü körüne bir bağlılık değil, aksine “şuurlu bir bağlılık”tır.

Şuurlu bir bağlılığın, sıradan ve düşünülmeden yapıldığını kim iddia edebilir ki? Dolayısıyla, iman konusundaki kararlılık, bir hayat anlayışının temel kuralları ile hayata yeniden bir bakış ve yöneliştir. Bu iman hali, yaratıcı ile bağlantılı bir düşünce ve inanma ekseni çerçevesinde gerçekleşir ve diğer otorite, zevk veya hedefleri kendi merkezinde yeniden oluşturur!  İşte iman, böylece hayatı “yeniden idrak” etmenin, bir başka adıdır.

Demek ki, basit iş ve tutumlardaki inanç; toplumsal ve üniversal manada bir iman inancına dönüşmekte ve hayatın ekseninde yer alarak, birçok olayı, kendi gerçekliği ile yeniden değerlendirmektedir! Bu yüzden inanç ve iman başlangıç ve hedef ilişkisi içerisinde gerçekleşmektedir…

İnanç veya İman Kaybı

Çok üzülerek söylemek durumundayım ki, günümüzde inanç ve iman krizi, büyük ölçüde kendini dindar kabul edenlerin çarpık durumları sebebiyle gerçekleşmektedir! Maalesef, birçok insan; sanki bir manevi bir kimlik elde etmişçesine, kendi geleceğini ve kaderini “garantiye almış” gibi hareket etmektedir!  Halbuki İslam dininde böyle bir “garantili bir dindarlık” yoktur. Çünkü insan, ister inançlı, ister inançsız olsun, ahlaki ve sosyal kaideler ile hareket etmekle yükümlüdür. Yani, kendini Müslüman kabul etmiş ve bu yolda, belli bir süre yürümüş kişilerin, kişiliklerini “olgunlaşmış”, başkalarını da, yetersiz gibi görmeleri doğru değildir!  Aslında bu durum, şöyle bir psikolojik yanılgıya imkan vermektedir: “Ben, inanların grubuna dahil oldum ve artık, benin yaptığım iş ve hareketlerin hepsi doğrudur!”  Böylece kişi, Hristiyan ve Yahudilik’teki gibi, bazı kişiler “kendini kutsal” kabul etme yanılgısına düşmekte ve kendileri gibi olamayanlara da, üstten bakıp, onları yetersiz görme tutumuna girebilmektedir!

Halbuki, iman ve İslam dairesine giren kişinin, ebedi olarak korunmuş ve kurtulmuş olabilme imkanı, ancak iş ve davranışlarında iman ve ahlak kuralları ile hareket edebildiği ölçüde mümkün olabilmektedir. Yani, bir derneğe, partiye veya gruba üye olmuş gibi, üyelik kartını takıp, kişinin her türlü ölçüsüz ve yanlış tutum ve davranışları sürdürmesi, ona sorumsuzca hareket imkanı vermemektedir.

Bugün inancı veya imanı, bir alışkanlık veya bir sosyal statü gibi görüp, onun manası ve mesuliyetini bilmeden hareket ederek, aslında diğer insanlara karşı, inananları kötü ve yanlış gösteren kişiler var! Böyle insanlar, sözlerinde durmayan, sahte bir inancı taşıyan ve içlerinde başka amaçlar taşımaktadırlar. Bu kişilerin inanç ve ahlaka verdikleri zarar, yabancı insanların vereceğinden çok daha fazla oluyor. Çünkü onlar, yanlış tutum ve düşünceleri ile, sahte bir Müslümanlık imajını toplumda yerleştirmek gibi, korkunç bir yanlışı yaymış oluyor ve aynı zamanda toplumun inanç sistemini lekeliyorlar! Çevremizde son zamanlarda gördüğümüz bu tür örnekleri, bilmek ve inançları kötü gösterenlere fırsat vermemek gerekiyor.  

Prof. Dr. Sami Şener

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.