islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
47,7354
EURO
55,1566
ALTIN
6.759,47
BIST
13.811,60
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
29°C
İstanbul
29°C
Parçalı Bulutlu
Çarşamba Açık
30°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
30°C
Cuma Parçalı Bulutlu
28°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
28°C

MAARİF DEYİNCE

MAARİF DEYİNCE
07/06/2026 00:05
A+
A-

MAARİF DEYİNCE

Tek başına öğrenmek yetmez, anlamak da önemli. Anlamak da yetmez; üzerinde düşünmek, icabında imal-i fikir etmek gerekir. Gerçeklerin basamaklarından Hakikat’e yolculuk şarttır. Bizde cezai ehliyet ve içtimai haklar “akil baliğ” olmak ile ilişkilendirilir. “Baliğ” olmak, biyolojik olgunluğu, yani biyolojik yaşı ifade eder. “Akil olmak” ise zeka yaşını ifade eder. Ölçü olarak da kişinin iyi-kötü, doğru-yanlış, faydalı-zararlı, hak-batıl, güzel-çirkin olanı ayırt etmesi ve ahlaki bir kişilikle iyi, doğru, güzel, faydalı, Hak olanı seçebilmesi gerekir. Mesela Hak-Batıl ayrımını yapabilmesi için dini tedrisat önemlidir. Bunun için Maarifimizin “Tevhid-i Tedrisat” dayatmasından kurtarılması gerekmektedir.

Mesela Hakikat bilgisine ulaşmak için önce İmam-Hatip okullarının Diyanet’e bağlanması ve tabii Diyanet’in de anayasal statüde özerk olması gerekir. İmam-Hatip eğitimi büyük ölçüde uzaktan eğitim şeklinde olmalıdır. Bu haliyle resmi din öğretimi, misyoner yetiştiren meslek okulu gibi bir şeydir. Din “meslek” değildir. Siyasetin elindeki Diyanet kadrosunda imamları devlet memuru yaparsanız, sonunda parayı veren düdüğü çalar.

Bana kalırsa İmam Hatiplerin çok büyük bir bölümünü kapatmak gerekir. Sanat okulları kapatılırken her yere İmam-Hatip açıldı. Açık öğretimde İmam-Hatipler diğer liselerle eş zamanlı okunabilmeli. İmam-Hatip müfredatını mutlak zorunlu, seçmeli zorunlu ve muhayyer olarak üçe ayırmak gerekir. Muhayyer bölümde İslam ülkelerinin dilleri de konulabilir; diğer sanat dalları, daha zengin tarih ve coğrafya gibi dersler de eklenebilir. Sanat okulunda okuyan bir genç, örgün eğitimde okuduğu derslerden muaf olarak, İmam-Hatipten mutlak zorunlu ve seçmeli zorunlu dersleri alarak bir de İmam-Hatip Diploması alabilmeli. Seçmeli derslerden ise aldığı sertifikalar diplomasına şerh edilebilmeli. Seçmeli dersler arasında Aramice ve komşu ülkelerin dilleri de olabilmeli. İmam Hatip Diploması dışında seçmeli derslerden ayrıca mezuniyet sertifikası alabilmeli. Yani her diploması olan bir olmamalı.

Mesela gençler, British Council‘den veya Commonwealth Education‘dan birkaç dersten sertifika alıp, bunları birleştirerek diplomaya dönüştürdüğünde Türkiye’de Milli Eğitim bunların eşdeğerli olduğunu onaylıyor. Burada diploma alırken, sadece notunuza değil, kaç sertifikanız olduğuna, o sertifika notlarına da bakıyorlar.

Ha! Bu arada Hindistan’da Ebulkelam Azad‘ın bir medresesi vardı. Onu hayal ediyorum, Lale Devri sonrası Osmanlı’ya saray uleması yetiştiren medreseleri değil. (Bu medreseyi merak edenler https://www.youtube.com/watch?v=8cj8rzVVWII adresindeki videoya bir göz atsınlar.) O dönemden Cumhuriyet’e kadar gelen birkaç medresenin ibtidaiyesinden (ilk mektebinden) mezun olan Filozof Rıza‘nın ilkokul bitirme tezi Felsefe kitabı olarak yayınlandı. Bir diğer isim ise Muallim Naci. Mezarında “Arz-ı ihlas ettiğim dergah bir / Bir nefes ayrılmadım tevhid’den, Allah bir” yazan kişi. Onun “Ömer’in Çocukluğu” diye kendi çocukluğunu, medrese günlerini anlatan bir kitabı da var. Sonra Kur’an-ı Kerim’i tefsir etmeye karar verir, Fatiha’dan başlar ama ömrü Fatiha tefsirine yetmez. Hani şu İbn-i Haldun‘un, dünya ilimlerini toplayan bir eser yazmaya karar verip, mukaddimesi 4 cilt olan bir giriş yazdıktan sonra vefat etmesi gibi.

Biz Fullbright‘a itiraz ediyoruz da, British Council‘e niye kimse itiraz etmez? Bunlara itiraz edenler de gidiyor, Vatikan’ın “dinler arası diyalog hedefinde ortak anlayış ortamı oluşturmaya yönelikMontessori eğitim sistemini ideal bir okul olarak içselleştirebiliyor.

Milli Eğitim Bakanlığı, ev okul, vakıf okul, kooperatif okul projesini artık hayata geçirebilmeli. Sanat meslek okulları sanayi sitelerinde yarı zamanlı öğrenim, yarı zamanlı atölye çalışması yapılacak şekilde yeniden düzenlenmesi gerekir. Mesela Tarım ve Hayvancılık Meslek okulları TİGEM çiftliklerinde yapılabilmeli.

Öğrenim 4 gün olmalı. Cuma, Cumartesi ve Pazar ikincil eğitim günleri olmalı. Spor, Sanat, Din ve Dil örgün eğitimden çıkarılsın; bu dersler müfredata ve pedagojik kurallara uygun olarak Halk Eğitim, belediyelerin örgün eğitimi, bakanlık denetimine açık ve yeterlilik sertifikasına sahip özel ve tüzel kişiler tarafından verilebilmeli. Spor dersini spor kulüplerinden alabilmeli, dileyen at binmeli, dileyen ok atmalı, dileyen masa tenisi ya da judo yapabilmeli. Din dersleri mabetlerde verilebilmeli, dinsiz olanlar felsefe kulüplerinden etik ve moral değerler öğrenimi görebilmeli. Öğrenci haftanın son 3 günü başka kitaplar okuyabilmeli, faydalı etkinliklere katılabilmeli. Bu sinema, tiyatro, konferans olabilir. Hafta sonunu çok daha faydalı şeylerle meşgul olabilmeleri için bunlara zaman ayrılmalı. Gençler katıldıkları etkinlikleri değerlendiren notlar yazdıklarında, sınıf muallimlerinin değerlendirmelerine göre, o konuda ödedikleri para notuna oranla kendilerine geri iade edilebilmeli. Yani okuduğu kitabı özetlesin, kitabın parasını, yaptığı özet ve eleştirinin kalitesi oranında devlet ödesin. O kitapları devlet seçsin ve bu programa katılan talebeler, o kitaplara MEB’in anlaştığı fiyat üzerinden bedel ödesinler. Bunları Sağlık Bakanlığı’nın hasta ve ilaç takibindeki gibi bir takip merkezi üzerinden takip etmek mümkün. Bu konuda MEB teşvik ettiği kitapları aslında e-Kitap olarak yazara telif ödeyerek kendi sayfasından da yayınlayabilir.

Üniversite sayısı %80 azaltılmalı, 2 yıllık ön lisans yarı örgün, yarı uygulamalı hale getirilmeli ve desteklenmeli. 4 yılı tamamlamak isteyenler için ayrı sınav yapılmalı, gece öğrenimi, uzaktan öğretim yolları araştırılmalı. 2 yıllık mesleki ön lisans öğrenimi görenler 3-5 kişilik ortak kooperatif kurduklarında onlara teşvik ve muafiyet sağlanmalı, desteklenmeli ve mezunlara kredi desteği sağlanmalı.

Bütün talebeler, sadece bilgi düzeyine göre değil, zeka tipine göre öğrenim alanları açılmalı ve notlandırma ona göre yapılmalı. Alternatif öğrenim şekilleri üzerinde araştırmalar yapılmalı. Beyin manipülasyonu üzerinde koruyucu tedbirler artırılırken, anlama kolaylığı sağlayacak tedbirler ve teşvikler üzerinde çalışmalar yapılmalı.

Ömür boyu öğrenim gerekli. Bunun ille de mekteple olması gerekmiyor. İsteyen Esperantoca, isteyen satranç dersi de alabilmeli. Maarif bir temel ihtiyaçtır ve temel ihtiyaçlara konu mallar taliplileri için vergiden arındırılmalı, aksine teşvik edilmeli. Belki istatistik maksatlı izleme için %1 gibi bir KDV eklenebilir.

Maarif önce iş için değil, iyi insan, kendine, çevresine, ülkesine faydalı bir insan olmak için gereklidir. Bizim gencimiz aydın değil, Arif (İrfan sahibi) olmalı. Kişilik ve şahsiyet yanında ferdi olarak da benzerliklerimiz ne kadar çok olursa olsun, alamet-i farikaları da olabilmeli. Çünkü Allah (c.c.) bizleri parmak uçlarımızdaki gibi farklı yarattı. Hepimiz “biricik”iz aynı zamanda. Kalabalıklar içinde seçilebilmeli. Bilgi yanında tefekkürü, onun yanında ahlakı, vicdanı da ekleyip, imani anlamda Hikmet sahibi münevver bir şahsiyet olmalı. Asla bir birey olmamalı. Faal akıl sahibi olan, yaşadığı zamana ve mekâna, olaylara ve kişilere adil şahitler olarak bakıp, sorunlara çözüm üretecek bir fikir ve kanaat sahibi olmalı. O kardeşimizin boşa harcayacak 1 kuruş parası, boşa geçirecek 1 saniye zamanı, feda edecek tek bir insanı olmamalı. O, alemlere rahmet olarak gönderilen ahir zaman peygamberinin ümmeti olarak sabırlı olmalı, adaletten şaşmamalı, insanlığı Hakka, adalete çağırmalı. Kafasını kiraya vermemeli. Kibirden, israftan, faydasız işlerden ve insanlardan uzak durmalı, münkir, münafık, müstekbir ve mütrefinlere yakın durmamalı. Hayatın oyun ve eğlenceden ibaret olmadığını bilmeli.

Unutmayın, aklınız kadar iman eder, aklınız kadar bir şeyler yapabilirsiniz. Ve aklı olmayana iman da gerekmez. Aklı put da edinmeyeceğiz. Aklımızı Hak namına kullanacağız. Cahillerden olmayacağız. Çünkü Allah azze ve celle cahillere ve zalimlere yardım etmeyecek, onların işlerini sarp dağlara sardıracak.

O genç bilir ki, rızkı, eceli, kaderi Allah’ın elindedir. Ona düşen görev O’nun rızasının tecellisinin vesilesi olmaktır.

O gençlere selam olsun ve dualarımız onlar için.

Abdurrahman Dilipak

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar
  1. Nuh dedi ki:

    Parayı veren düdüğü çalar diyerek, gerçek durum resmediliyor. Sayın Dilipak ana kanun değişmeden ayaklar ne yapabilir? Sistemi kuran kendine hizmet eden fertler yetistirmek istiyor. Sizin idealleriniz ve görmek istediğiniz bir toplum fertleri ile egitim sistemi arzu etmediklerinin delili fiilleridir. Bunlar yeniden iman etmeden olmaz. Yamalı bohca su tutmaz.

  2. Hasan UNKUN dedi ki:

    Maârif sırf aklın işi değildir.Kalble irtibatı olmayan akıl,çoğunlukla ukalâdır.İnsana kendi putunu yaptırır ve taptırır.Dilipak burda aklı ön plana çıkarmıştır.Aklın üretkenliğini tahlil ve temyiz etme kalbin işidir.Kalbi devre dışı bırakan insan,akıl ve nefsiyle eş zamanlı aktif hale gelir.İnsanın insan olma özelliğinden çok hayvan olma özelliği baskın çıkar.Vicdansız ve imansız insanlar dünyevileşir.Bencilleşir.Tefeci gibi hareket eder.Vicdan ve İman kalbin aktivitesidir.İlim ve irfan sahibi olabilmek için akıl ile kalbin eş zamanlı,teakkul ve tedebbürle aktif olması gerekir.Akıl bilgi safhasını kontrol eder.Kalp bilinç safhasını kontrol eder.Temsil rahlesinden geçmeyen insan arif olamaz.Ârif olmayan insan irfan sahibi olamaz.İnsan olmanın muallimi peygemerdir.Peygamber olmanın muallimi ise Cenâbu Allâh’ın vahiyle öğretisidir.Vahyin öğrencisi olmayan insanlığın muallimi olamaz.Kur’an ve Sünnetin referans alınmadığı bir dünyada insan oğlu pusulasız ve dümensiz bir gemi gibidir.Rotasından çıkar.Rotasını kaybeder.Ne dersiniz…!

    1. Nuh dedi ki:

      Kur’an ve Sünnetin referans alınmadığı her durumda referans şeytan ve adamları olur. İnsan hiç farkına bile varmadan kayıp gider. Bu ilahi bir kuraldır. Şaşmaz.