islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
47,7750
EURO
55,1850
ALTIN
6.711,76
BIST
14.176,98
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Hafif Yağmurlu
30°C
İstanbul
30°C
Hafif Yağmurlu
Cuma Parçalı Bulutlu
28°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
28°C
Pazar Çok Bulutlu
28°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
28°C

ÇOK GÖRÜLMÜŞ ÇOCUK

ÇOK GÖRÜLMÜŞ ÇOCUK
07/06/2026 11:24
A+
A-

ÇOK GÖRÜLMÜŞ ÇOCUK

Evlat sevgisi, insana verilmiş en büyük armağanlardan biridir. Evet, evlada duyulan sevgi ve şefkat hisleri, anne babaya verilmiş bir armağandır. Her şeyden habersiz bir “can”, bizim canpâremiz olur; ona kendi canımızdan can katarız. Onun varlığıyla derinlerde yatan gizil güçlerimizi keşfeder, onu büyütürken biz de büyür, olgunlaşırız. Sevgimiz bize ne büyük bir dayanma gücü veriyormuş, bilgi ve birikimimiz, sınırlarınızı bilmeyen minik varlığın karşısında ne kadar yetersizmiş, kendimizi kimi zaman nasıl da çaresiz hissedebiliyormuşuz… Bir dolu farkındalık, deneyim ve bilgi hep o küçük yavruyla beraber hayatımıza girer.

Bin bir umutla ve emekle bize emanet edilen evladımızı hayata hazırlamaya çalışırken isteriz ki bizim yetişme serüvenimizde karşımıza çıkan zorlukların hiçbiriyle karşılaşmasın, sorunsuz, ruhsal bakımdan hiçbir yara almadan evladımız yetişsin, bir birey olsun. Mutlu bir çocuk büyütme ideali her anne babanın hedefidir, ancak çocuğumuzu mutlu edelim derken ölçüyü kaçırıyor muyuz? Konuyla ilgili Prof. Dr. Acar Baltaş’ın “Çocuklarımızı Nasıl Mutsuz Ediyoruz?” başlıklı yazısında söylediklerinden yararlanıyorum:

“Çocuklar ailelerinin hayatına değil, refahına ortak ediliyor; onlara hayatlarını kolay yaşamaları için her türlü imkân sağlanıyor. Bu anne ve babaların büyük çoğunluğu kendi hayatlarında yaşadıkları zorlukları çocuklarının yaşamasını istemediklerini de dile getiriyorlar.”  Karneleri kötü gelse bile uzman görüşüne uyarak olumsuz bir şey söylemiyorlar, tatilde ödev verilmemesini destekliyorlar. “Sonsuz bir iyi niyetle onlara istedikleri her şeyi vermeye çalışıyorlar. Ancak iyi niyet her zaman iyi sonuç vermiyor. Çocukları desteklemek ve cesaretlendirmek tabii ki iyidir, ancak istedikleri her şeyi onlara vermek cezadır. Çünkü böyle bir yaklaşımın sonunda ‘nedeni belli olmadan her şeye hakkı olduğuna inanan ve hayattan hep alacaklı olduğunu hisseden’ insanlar yetiştiriyoruz. Bugün iş hayatında yöneticilerin en büyük sorunu işini ve kurumunu beğenmeyerek her şeyi eleştiren ancak çözüm önermeyen gençlerdir.”   

Acar Baltaş, mücadele insanı geliştirir, insanın potansiyeli baskı altında ortaya çıkar, der. Ona göre “potansiyelini hayata yansıtan çocuklar yetiştirmenin kritik iki özelliği vardır: sabır ve şefkat.”  Bu ifadede “sevgi” kelimesini dışarıda bırakmış, çünkü birçok ailenin sağlıksız sevgisiyle çocuklarına zarar verdiğini düşünmekteymiş. 

Yazar, çocuklara “anneciğim”, “babacığım”, “sevgilim”, “aşkım” diye hitap edilmesini de tenkit ediyor, bu tarz seslenmelerin çocuklarda duygusal açıdan ikilemlere ve sağlıksız bağlanmaya sebep olduğunu belirtiyor. 

Sağlıklı sevgi nasıl verilebilir? Gerçek, yalın bir sevgi dile dökülmese de hissedilir.  Çocuğa yaşının gereğine uygun sorumluluk vermek, hayatın sürprizleri karşısında sağlam durabilmelerini destekleyecek bir tutumla yakınlık göstermek, sevgidir; ona güven vermek ve güven duymak da bir sevgidir.    

Günümüzde sevginin göstergesi olarak çocuklara nasıl yaklaşıldığına pek çoğumuz şahit olmuşuzdur. Çocuk, hayatın merkezinde, anne baba ise onun gönlünü yapmakla görevli birer nefer gibi. Birçok kişide gözlemlediğim günümüzün terbiye metodunu örnekleyen bir anne- baba-çocuk ilişkisine son zamanlarda tanık oldum, ilişkinin dinamiklerini anlamaya çalıştım, tabii yargılamak değildi asla niyetim. Çünkü yeni nesil, yeni zamanların ihtiyaçlarına cevap verebilecek donanımla yetiştirilmeliydi. Olayı şöyle gördüm:

Dört buçuk yaşlarında sevimli mi sevimli, afacan mı afacan bir erkek çocuğu. Sadece anne babanın değil, herkesin ilgisini ve sevgisini üzerinde toplamayı becerebilen bir yapısı var: güzel ve seri konuşuyor, inatla direnebiliyor ve anne babayla pazarlık edebiliyor. Baba birçok pantolonu sıraya dizmiş, hangisini giyinmek istersin? diyor, çocuğu razı etmek için hadi bize modellik yap, diyor. Bunun gibi pek çok konuda çocuğun fikri soruluyor, önüne birçok seçenek sunuluyor ve seçim yapması bekleniyor. Bu kadar çok seçenek arasında çocuğun bir karar vermesini beklemenin doğru olmadığını düşünüyorum. Düşüncelerimi açıkça ifade etmemişken anne, benim rahatsızlığımı fark ediyor ve yetiştirme tarzlarını savunuyor:

“Bir tek çocuğum var” diyor, onu narsisizmin, uyuşturucu kullananların kol gezdiği, hiç de güvenli olmayan bir ortamda kimseye yem olmayacak şekilde yetiştirmek istiyorum, diyor.

Annenin korkularını anlıyorum, bu sefer ben narsisizm ve uyuşturucu tehlikesine karşı ne şekilde bir tedbir alınabilir diye bilgilerimi sorguluyorum. Narsist biri, benlik öz saygısı yüksek birine zarar verebilir mi? Uyuşturucu tacirlerinin tuzağına kısa vadeli hazlar peşinde koşmayan, hazlarını erteleyebilen biri hiç düşer mi? Hiçbir konuda yüzde yüz güvence verilemez, ama duygularını, dürtülerini yönetebilen akıllı biri kolay kolay kendini tehlikeye atmaz, diye kendimce bir sonuç çıkarıyorum.

Gözlemlediğim durumu ve annenin korkularını bir pedagog hanıma anlatıyorum, o da hemen ismini koyuyor: Çok görülmüş çocuk, diyor. Bu sefer çok görülmüş çocuğun özelliklerini araştırıyorum. Çok görülmüş çocuk sadece sevilmekle kalmıyor, sürekli merkeze alınıyor; her duygusu her isteği ve her tercihi ailenin gündemini belirliyor. Konuyla ilgili Dr. Mehmet Teber’in görüşlerine bakıyorum.

“Aşırı görülen çocuk dünyanın kendi etrafında dönmesi gerektiğine inanıyor. Okula başlayınca öğretmenin dikkati onda olmayınca bununla baş edemiyor. İstekleri olmadığında müthiş mutsuz oluyor. Oyunlarda ikinci planda kalınca ya küsüyor ya oyunu bozuyor. Hayatın bence en az yarısında çocuğu duymamak iyidir. ‘Şimdi işim var.’ demek güzeldir. İsteklerin ötelenmesi faydalıdır. ‘Önemli işim var beni rahatsız etme’ demek gereklidir. ‘Hep şikâyetle bana gelme, biraz da kendin baş et.’ demek faydalıdır.” diyor ve ilave ediyor:

“Evet çocuk buralarda kırılır, incinir, çatlar, hayal kırıklığı yaşar ama insan kırıldığı yerden büyüyüp güçlenir. Zorluklarla baş etmeyi böyle öğrenir. Yeni çözüm yolları böyle üretir. Herhangi bir durumda merkezde olmadığında da hayatını devam ettirmesini bilir.” diyor.

Dr. Teber’in verdiği bilgiler bana özgüvenin gelişmesi için başarı duygusuna ihtiyacımız olduğunu;  öz saygınınsa başarı ya da başarısızlığa bağlı olmaksızın kişinin kendini kabulüyle ilgili olduğunu hatırlattı. Doğal olarak böyle bir bilincin gelişmesinde ailenin desteği ve yardımı inkâr edilemezdi.  

Kafama takılan başka sorular da vardı. Günümüz gençleri Amerikalı pedagog ve psikologların görüşlerini çoğunlukla tercih ettikleri için ben de Amerikalı bir sosyolog ve aile terapisti olan John Gray’ın “Çocuklar Cennetten”  Kitabını yeni bir gözle yeniden okudum ve bulduğum önemli noktalar üzerinde düşündüm:

“Çocuklar başkalarına saygı duymayı en iyi şekilde korkutularak değil taklit yoluyla öğrenebilirler çocuklar ebeveynlerini taklit etmeye programlanmış varlıklardır zihinleri sürekli olarak söylediğimiz ya da yaptığınız her şeyi taklit etmek üzere görüntü alır ve kayıt yapar ve iş birliği yaparak her şeyi öğrenirler.”

“Temelinde korku olan terbiye yöntemleri çocuklarımızın doğal gelişmelerini engeller”. Çocukları cezayla ya da sindirmeyle iyi davranışlara yöneltmek yerine ödüllendirmeye ve ana babalarını hoşnut etmeye yönelik doğal ve sağlıklı istekleriyle kolayca harekete geçirmek mümkündür. Çocuklara sık sık iletilmesi gereken beş farklı mesaj vardır:

*Farklı olmanın bir sakıncası yoktur: Öze ve başkalarına duyulan saygıyı  destekler.

*Hata yapmanın bir sakıncası yoktur: Kendini ve başkalarını bağışlamayı öğretir.

*Olumsuz duyguları ifade etmenin bir sakıncası yoktur: Duyguların farkında olmayı, duyguları ifade etmeyi teşvik eder. 

*Daha fazlasını istemenin bir sakıncası yoktur: Bu mesajı da tüketim kültürüyle ilgili, almamak lazım, gelişmeye yönelik olabilir.

*Hayır demenin bir sakıncası yoktur, ama anneyle babanın patron olduğu unutulmamalıdır.

Bu 5 mesaj içinde anne babanın patron olduğunun unutulmaması bence çocuklara sınır koymak açısından çok önemli. Başarılı bir yaşam için gerekli olan becerilerin geliştirilmesi ailenin desteği ve yardımıyla gerçekleşir: paylaşma, özsaygı, sabır, sebat, iş birliği, sevecenlik, merhamet, yüreklilik, kendini yönetebilme ve kendini yönlendirme gibi gerekli yaşam becerileri ailede öğrenilir  

Çocuklar bağışlanacak biri olmadıkça bağışlamayı öğrenemezler. Çocuklar istedikleri her şeye çaba harcamaksızın sahip olurlarsa, sabırlı olamazlar ya da ertelenmiş mutluluğun ne demek olduğunu anlayamazlar. Çevrelerindeki herkes kusursuzsa çocuklar kendi kusurlarını kabul etmeyi öğrenemezler.  Çocuklar acıyı ve yitirmeyi hissetmedikçe saygı ve merhamet duymayı; zorluklarla karşı karşıya kalmadıkça yürekli ve iyimser olmayı öğrenemezler. Her şey çok kolay olduğunda çocuklar güçlü ve sebatkar olamazlar. Güçlükle, başarısızlıkla ya da hatalarla karşı karşıya kalmadıkça çocuklar kendilerini düzeltmeyi öğrenemezler. Reddedilmeyi ya da dışlanmayı yaşamadıkça kendi kendine yeterli olma özelliğini geliştiremezler.

Kısaca ifade etmek gerekirse: ebeveynlerin görevi çocukları yaşamın zorluklarından korumak değil, onlara bu zorlukları yenmelerinde yardımcı olmaktır. Sevgi çocuğun her isteğini yerine getirmek değil, bazen bekletmek bazen  “hayır” demek, bazen de kendi çözümünü bulmasına izin vermektir.

Ayşegül Ünal

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar
  1. Emine Banu Tenekecigil dedi ki:

    Hocam ne güzel bir rehber oldunuz. Kendimi de eleştirel bir gözle kontrol etmeye çalışarak heyecanla okudum. Çok teşekkür ederim.

  2. Nermin Yılmaz dedi ki:

    Elinize gönlünüze sağlık Ayşegül hanım yine günümüzün en önemli konularından birini incelediniz. Bu dönemde çocuk yetiştirecek ebeveynlere Allah yardım etsin.

  3. Nevin Kurtarıcı dedi ki:

    Öncelikle yüreğine kalemine sağlık,sevginin mutluluğun özümüzde olması dileğiyle.
    Çocuk yetiştirmek ailede başlar atalarımızın ağacı yaşken eğilir sözüde buna uyar. Tek çocukta olsa varı yogu tek başına ayakta durmasını bilen Çocuk yetiştirmek Öncelikle olmalıdır. Bunu örneklerle çok güzel açıklamışsıniz Teşekkürler.

  4. Fatih Mehmet Kara dedi ki:

    Çok derin bir mevzu, günümüzün çocukları ve genç nesli açısından, ebeveynlerin bir sınavı olsa gerek bu yüzyıl,
    Sınava iyi çalışmalı bundan sonraki nesil için iyi bir anne iyi bir Baba olma yolunda çaba sarfetmeliyiz. Yoksa gelecek nesiller Annesini, Babasını bir hiç uğruna katleden kişiler bir hiç uğruna Ailesini terk eden çocuklarla dolup taşacak

  5. Dr. Ahmet Ünal dedi ki:

    Değerli Ayşegül Hocam, Yine güzel bir konu seçmişsiniz. Kaleminize sağlık.
    Çocuk sevgisinin bazen farkında olmadan nasıl aşırı koruyuculuğa dönüşebildiğini çok güzel anlatmışsınız. Sevgi, şefkat ve sınır koyma dengesini hatırlatan bu anlamlı yazı, çocuk yetiştirme konusunda hepimize önemli bir farkındalık ve düşünme fırsatı sunuyor.
    Hatırlatmalarınız için sonsuz teşekkürler….
    Emeğine Sağlık, ömrüne bereket olsun.
    Siz yazın ki, biz okuyabilelim.
    Selam ve Dua ile….

  6. Sibel Yıldırım dedi ki:

    Ayşegül hanım çocuk yetiştirmekle ilgili çok güzel bir yazı elinize sağlık çocuk yetiştirmek bir ilimdir aslında Rabb’im evlatlarımızı İslam’ın ışığında peygamberimizin rehberliğinde güzelce yetiştirebilmeyi nasip etsin.Yazınız anne babalara tam bir rehberlik rehberlik niteliği taşımış sağolun var olun selamlar.

  7. Şule Çomu dedi ki:

    Geniş bir bilgi birikiminden damıtılmış güzel bir yazı okuduk.Emeğinize sağlık,kaleminize kuvvet.

  8. Arife Celik dedi ki:

    Anne baba olmak ne kadar güzel olsa da bir o kadar da zor günümüzde.Teknolojinin bu kadar çabuk ilerlemesi ebeveynlerin çocuklarıyla iletişimini daha zor hale getirdiğine inanıyorum .Çocukları kendi çocukluğumuzla kıyaslamamız mümkün değil artık Bilinçli bir ebeveyn sevginin,şefkatin öďülün ve cezanın çocuk üzerindeki önemini,yerini dozunu ayarlamaya ne kadar özen gösterirse o kadar güzel sonuç alır. Anne babanın en büyük görevi merhametli çocuklar yetiştirmek olmalı ki topluma zarar vermeyen güzel ahlaklı çocuklar olsun Yüreğine, kalemine sağlık Ayşegül Hanım çok güzel bir konuya değinmissınız sevgiyle kalın.

  9. şule yüksel kara dedi ki:

    Kaleminize sağlık. Günümüzde çocuk sevgisi ile çocuğu hayatın merkezine koymak arasındaki farkın giderek belirsizleştiğini görüyoruz. Sevginin sadece vermek değil, gerektiğinde sınır koymak ve çocuğun hayatın gerçekleriyle tanışmasına fırsat vermek olduğunu çok güzel anlatmışsınız. Özellikle “çocukları zorluklardan korumak değil, zorluklarla baş etmelerine yardımcı olmak” vurgusu çok kıymetliydi.🌹❤️