islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
48,4354
EURO
56,2404
ALTIN
6.898,85
BIST
14.012,42
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
30°C
İstanbul
30°C
Açık
Pazar Parçalı Bulutlu
30°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
27°C
Salı Parçalı Bulutlu
25°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
26°C

Kısa Yazmak Zaruri mi? Okunmayan Uzun Yazı mı, İhtiyaç Duyulmayan Yazı mı?

Kısa Yazmak Zaruri mi? Okunmayan Uzun Yazı mı, İhtiyaç Duyulmayan Yazı mı?

Kısa Yazmak Zaruri mi? Okunmayan Uzun Yazı mı, İhtiyaç Duyulmayan Yazı mı?

Son yıllarda yazı yazanlara sıkça şu tavsiye veriliyor:

Uzun yazmayın; insanlar okumuyor. Kısa yazın ki sonuna kadar okunsun.

Kısa ve öz yazmak elbette bir meziyettir. Gereksiz sözleri ayıklamak, meramı berraklaştırmak ve düşünceyi mümkün olduğu kadar açık ifade etmek, iyi yazının temel vasıflarındandır. Fakat sırf daha çok okunsun diye her yazıyı kısaltmayı mutlak bir yazma kaidesi hâline getirmek doğru değildir.

Çünkü asıl mesele, “Yazı kısa mı, uzun mu?” sorusundan önce “Niçin yazıyoruz ve kime yazıyoruz?” sorusudur.

İhtiyacı Olan Uzun da Olsa Okur

İnsan gerçekten ihtiyaç duyduğu bir bilgiyi, aradığı bir cevabı veya zihnini meşgul eden bir meselenin izahını bulacağına inanıyorsa, yazının uzunluğundan kolay kolay şikâyet etmez.

İhtiyacı olan okur, uzun bir yazının karşısında “Bu çok uzun.” demekten ziyade, “Acaba burada aradığım cevabı bulabilecek miyim?” diye düşünür.

Buna karşılık ilgisini çekmeyen bir yazı birkaç cümleden ibaret olsa bile okunmayabilir. Başlığa bakılır, birkaç satır gözden geçirilir ve geçilir.

Nitekim uzun yazıların sırf uzun oldukları için okunmadığı kanaatini doğrulayan kesin bir hüküm de yoktur. Pew Research Center’ın 30 haber sitesinden 74.840 makaleye ilişkin 117 milyon anonim cep telefonu etkileşimini incelediği araştırmada, 1.000 kelime ve üzerindeki uzun haberlerde ortalama etkileşim süresi 123 saniye iken, 101–999 kelime arasındaki haberlerde bu süre 57 saniye olarak ölçülmüştür. Daha da dikkat çekici olanı, kelime sayısı arttıkça ortalama etkileşim süresinin de yükselmesidir; 5.000 kelime ve üzerindeki yazılarda bu süre 270 saniyeye kadar çıkmıştır.¹

Bu araştırma elbette “Ne kadar uzun yazarsanız o kadar iyi olur.” demiyor. Fakat önemli bir ezberi bozuyor:

Uzunluk, tek başına okunmamanın sebebi değildir.

Demek ki mesele yalnızca yazının hacmi değil; yazının okuyucuda ihtiyaç, merak ve düşünme arzusu uyandırıp uyandırmadığıdır.

Okumayanları Merkeze Koyup Yazmak Tıklanmayı Çoğaltır, Fakat Fikir Sahibi Yapmaz

Bugün yazının kıymeti çoğu zaman kaç kişinin gördüğü, kaç kişinin tıkladığı ve kaç kişinin paylaştığı üzerinden değerlendiriliyor.

Oysa tıklanmak ile okunmak, okunmak ile anlamak, anlamak ile düşünmek ve düşünmek ile fikir sahibi olmak aynı şey değildir.

Okumayanları merkeze koyup yazmak tıklanmayı çoğaltabilir; fakat fikir sahibi yapmaz.

Çünkü fikir birkaç saniyelik bir bakıştan doğmaz. Bilgi ister, dikkat ister, mukayese ister, muhakeme ister, sabır ister.

Bir yazının binlerce kişiye ulaşması elbette küçümsenecek bir şey değildir. Fakat binlerce insanın yalnızca başlığa bakıp geçmesi ile birkaç yüz insanın yazıyı dikkatle okuyup üzerinde düşünmesi aynı neticeyi doğurmaz.

Bir yazının görünürlüğü başka, tesiri başkadır.

Yazının gerçek kıymeti yalnızca kaç kişinin önüne çıktığıyla değil, kaç kişinin zihninde yer ettiğiyle de ölçülmelidir.

Tıklanmak mı, Okunmak mı?

Tıklanmak görünürlüğü artırır.

Okunmak bilgi kazandırır.

Fakat yazının asıl gayesi bunların da ötesindedir:

Okumak düşündürmeli, düşünmek fikir sahibi yapmalıdır.

Yazar yalnızca tıklanma sayısını artırmayı hedeflerse, zamanla “Ne yazmalıyım?” sorusunun yerini “Nasıl daha çok tıklanırım?” sorusu alabilir.

İşte tehlike burada başlar.

Çarpıcı başlıklar, kısa ve keskin cümleler, kolay tüketilen hükümler ve dikkat çekici ifadeler bir yazının görünürlüğünü artırabilir. Fakat görünürlük ile fikir aynı şey değildir.

Şovmenlik de fikir üretmek değildir.

Dikkat çekmek kolaydır; düşünce ortaya koymak zordur.

Bir hüküm vermek kolaydır; o hükmün dayanağını göstermek zordur.

Kesin konuşmak kolaydır; söylediğinin doğruluğunu araştırmak zordur.

Atmasyon ifadelerle fikir inşa edilmez.

Bir iddiası olan kimse, sözünü mümkün olduğu ölçüde bilgiye, araştırmaya ve sağlam kaynaklara dayandırmalıdır. Daha önemlisi, yalnızca kendi kanaatini destekleyen kaynakları aramakla yetinmemeli; kanaatine itiraz eden ciddi görüşleri de dikkate almalıdır.

Çünkü ilmî ciddiyet yalnızca “Beni kim destekliyor?” sorusunu sormak değil, gerektiğinde “Acaba ben yanılıyor olabilir miyim?” diye sorabilmektir.

İhtiyaç Duyanların Okuması İçin Yazmak

Her yazının herkese hitap etmesi gerektiğini düşünmek de doğru değildir.

Bazı yazıların muhatabı kalabalıklar değil; belirli bir meseleye ihtiyaç duyan, araştıran, düşünen ve hakikati anlamaya çalışan insanlardır.

Böyle bir okuyucu, yazının uzunluğundan ziyade ihtiyacını karşılayıp karşılamadığına bakar.

Dolayısıyla yazarın vazifesi, okumak istemeyen insanın dikkatini birkaç saniyeliğine çekmekten ibaret değildir.

Bazen birkaç yüz kişinin dikkatle okuduğu bir yazı, binlerce kişinin göz gezdirip geçtiği bir yazıdan daha büyük bir tesir meydana getirebilir.

Çünkü yazının değeri yalnızca ulaştığı insan sayısıyla değil, ulaştığı insan üzerindeki tesiriyle de ölçülür.

Düşünenlerin Ufkunu Genişletmek İçin Yazmak

Yazının vazifesi sadece bilinenleri tekrar etmek değildir.

Bazen iyi bir yazı, okuyucunun zaten bildiği bir meseleye başka bir pencereden bakmasını sağlar. Bazen fark etmediği bir bağlantıyı gösterir. Bazen de kesin sandığı bir hükmü yeniden düşünmesine vesile olur.

Düşünen insan, kendisine yeni bir ufuk açan yazıyı arar.

Böyle bir yazı okuyucudan zaman isteyebilir. Çünkü düşüncenin olgunlaşması zaman ister.

Üstelik dijital ortamda mesele yalnızca metnin uzunluğu da değildir. 2025 yılında yayımlanan kapsamlı bir meta-analiz, 32 araştırmadaki 124 deneyi incelemiş ve dijital okuma sırasında meydana gelen dikkat dağınıklığının okuduğunu anlama üzerinde anlamlı ve olumsuz bir tesir meydana getirdiğini ortaya koymuştur.²

Demek ki derin okuma meselesini yalnızca “Kaç kelime?” sorusuna indirgemek mümkün değildir.

Dikkat, yoğunlaşma ve okuma şartları da en az metnin uzunluğu kadar önemlidir.

Okuma Aşkı Olanları Doyurmak İçin Yazmak

Bir de okumayı seven, araştırmayı seven ve bir meselenin derinliğine inmeyi arzu eden insanlar vardır.

Onlar yalnızca neticeyi değil, neticeye nasıl ulaşıldığını da merak ederler. Bir hükmün dayanağını, bir düşüncenin arka planını ve bir hadisenin sebeplerini bilmek isterler.

Böyle okuyuculara sürekli birkaç cümlelik metinler sunmak, onların zihnî ihtiyacını karşılamayabilir.

Elbette uzunluk tek başına bir meziyet değildir.

Uzun yazmak için uzun yazmak ne kadar yanlışsa, düşünceyi tamamlamak için gereken uzunluktan sırf okunma endişesiyle kaçınmak da o kadar yanlıştır.

Mesele kısa veya uzun yazmak değil; gerektiği kadar, gerektiği gibi yazmaktır.

Fikir Sahibi Olmadan Yorum Sahibi Olunamaz

Bugün herkesin yorum yapabildiği bir çağda yaşıyoruz.

Fakat yorum yapmak ile fikir sahibi olmak aynı şey değildir.

Bir başlığı okumak, birkaç cümle görmek veya bir paylaşımın altındaki yorumları takip etmek, bir mesele hakkında sağlıklı hüküm vermek için yeterli değildir.

Fikir sahibi olmadan yorum sahibi olunamaz.

Fikir ise bilgi ister.

Bilgi dikkatli okumayı, dikkatli okuma zaman ayırmayı, zaman ayırmak da sabır göstermeyi gerektirir.

Bu sebeple insanları düşünmeye davet eden yazıları sırf uzun oldukları için kısaltmaya zorlamak, düşüncenin tabiatını göz ardı etmektir.

İnsanların daha az okumasından şikâyet etmek yerine, daha iyi okumalarını, daha derin düşünmelerini ve daha sağlam hükümlere ulaşmalarını hedeflemeliyiz.

Vasıflı İnsan Yetiştirmek Sayı ile Ölçülmez, Kalite ile Ölçülür

Mesele yalnızca yazıdan ibaret değildir.

Toplum için insan yetiştirmek de aynı ölçüye tâbidir.

Bir toplumun yetiştirdiği insan sayısının çokluğu, tek başına o toplumun güçlü ve nitelikli olduğunu göstermez.

Vasıflı insan yetiştirmek sayı ile ölçülmez; kalite ile ölçülür.

Eğitim alanındaki uluslararası çalışmalar da nicelik ile niteliğin birbirinden ayrılması gerektiğine işaret etmektedir. OECD, eğitim bakımından öğrenme çıktılarının niteliğinin belirleyici önem taşıdığını vurgularken; UNESCO da eğitimde niteliğin yalnızca erişim ve sayı üzerinden değerlendirilemeyeceğini, öğrenmenin niteliği ve kazanımların esas alınması gerektiğini belirtmektedir.³

Çok sayıda insan yetiştirmek elbette önemlidir. Fakat asıl mesele, yetişen insanların ne kadarının ilim, fikir, ahlâk, şahsiyet ve sorumluluk bakımından topluma değer katabildiğidir.

Yazı da insan yetiştirmenin vasıtalarından biridir.

Bugün bir insan bir yazıyı okur; yazı onda bir soru doğurur. O soru onu başka bir araştırmaya sevk eder. Araştırma yeni bir bilgiye, bilgi yeni bir düşünceye, düşünce yeni bir bakış açısına dönüşebilir.

Belki yazının tesiri hemen görünmez.

Fakat bazı yazılar okunup geçilmez.

İnsanın zihninde yaşamaya devam eder.

SONUÇ

Öyleyse “Kısa yaz, çünkü uzun yazılar okunmuyor.” sözünü mutlak bir yazma kaidesi hâline getirmemeliyiz.

Kısa anlatılabilecek bir düşünceyi uzatmayalım.

Gereksiz sözleri atalım.

Meramımızı berrak ve anlaşılır biçimde ifade edelim.

Fakat düşünceyi eksiltmek pahasına da kısaltmayalım.

Okuyucunun vaktine saygı gösterelim; fakat onun zihnine de saygı gösterelim.

Onu yalnızca birkaç saniyeliğine yazıya bakacak bir insan olarak değil; okuyacak, anlayacak, düşünecek, muhakeme edecek ve fikir sahibi olacak bir insan olarak görelim.

Çünkü bizim gayemiz yalnızca daha çok kişiye ulaşmak değildir.

Daha çok insanın tıklaması değil, daha çok insanın düşünmesi; daha çok insanın yorum yapması değil, daha çok insanın fikir sahibi olmasıdır.

Biz okumayanların seviyesine göre değil, okumak isteyenlerin ihtiyacına göre yazmalıyız.

Çünkü tıklanma bir sayıdır.

Fikir ise şahsiyet inşa eder.

Ve toplumların geleceğini, kaç kişinin bir yazıya tıkladığından çok; kaç insanın okuyarak düşündüğü, düşünerek fikir sahibi olduğu ve fikir sahibi olarak topluma değer katacak vasıflı bir şahsiyete dönüştüğü belirler.

Hazırlayan: Ahmet Ziya İbrahimoğlu

İSLAMİ HABER “MİRAT”

YOUTUBE

Dipnotlar

  1. Amy Mitchell, Galen Stocking ve Katerina Eva Matsa, “Long-Form Reading Shows Signs of Life in Our Mobile News World”, Pew Research Center, 5 Mayıs 2016. Araştırmada 30 haber sitesinden 74.840 makaleye ilişkin 117 milyon anonim cep telefonu etkileşimi incelenmiştir. 1.000 kelime ve üzerindeki haberlerde ortalama etkileşim süresi 123 saniye, 101–999 kelime arasındaki haberlerde ise 57 saniye olarak ölçülmüştür. Kelime sayısı 5.000 ve üzerine çıktığında ortalama etkileşim süresi 270 saniyeye ulaşmıştır.
  2. Yamin Shen, “Distractions in Digital Reading: A Meta-Analysis of Attentional Interference Effects”, Frontiers in Psychology, Cilt 16, 2025, Makale 1671214, DOI: 10.3389/fpsyg.2025.1671214. Çalışma, 32 araştırmadaki 124 deneyi bir araya getirmiş ve dijital ortamlardaki dikkat dağıtıcı unsurların okuduğunu anlama üzerinde anlamlı olumsuz tesiri bulunduğunu ortaya koymuştur.
  3. OECD, The High Cost of Low Educational Performance: The Long-run Economic Impact of Improving PISA Outcomes, OECD Publishing, Paris, 2010; UNESCO, Quality Learning. OECD, eğitimde öğrenme çıktılarının niteliğinin önemini vurgulamakta; UNESCO ise eğitim kalitesinin yalnızca erişim ve nicelikle değil, öğrenmenin niteliği ve kazanımlarla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtmektedir.
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.