
Allah, insanı en güzel kıvamda erkek ve kadın olarak yaratmış, aralarında sevgi ve cinsel cazibe halk etmiştir. (Rûm 21)
Erkeğin kadına, kadının da erkeğe cinsel mesajlar verebilir konumda olması, yaratılışın ve Rabbimiz tarafından kulluk denemesine uğratılışın gereğidir.
Her iki cins arasındaki etkileşimin makul ve meşru sınırlarda kalması için Allah Kur’ân’ında giysiye ihtiyaçlı yarattığı erkeklere ve kadınlara örtünme emrini vermiş, gözlerin cinsel arzulu bakışlardan korunması görevini yüklemiştir. Cinsel birlikteliği de evlilik şartına bağlamıştır. (A’raf 26; Nûr 30-32; Nisa 3)
Bu konuda daha geniş bilgi için verdiğimiz linklere bakılabilir.
https://www.mirathaber.com/teshircilik-ruhsal-sefalettir/
https://www.mirathaber.com/ortunmek-islam-kadinin-gorevi-ve-cihadidir/
Yaşadığımız kutsal tanımayan seküler düzende, İslam’a inanmayan veya inancı zayıf olup modayı ve arzularını ilahlaştıran kadınlar-kızlar, İslam’ın ve yaratılışın gereği olan örtünme emrini gereğince uygulamamaktadırlar.
Başka kadınlarda yokmuş gibi “Bakın, benim dudaklarım, göğüslerim, göbeğim, baldırlarım, kalçalarım ve cinsel organlarım var.” dercesine yarı çıplak bir şekilde dar ve şeffaf elbiseler giyinmektedirler. Giydiklerinde de erotik organlarının kusurlarını gizlemek ve cinsel cazibelerini artırmak amacını gütmektedirler. Yüz makyajlarını da dikkatleri çekip ilgi odağı olmak için yapmaktadırlar.
Özetlediğimiz ve kişinin kendisini dişi olarak pazarlaması diye niteleyebileceğimiz bu ilkel durum, bazılarımızca itiraf edilmese de gerçeğin ta kendisidir ve tam bir utanmazlıktır.
Değinilen bu tür iğrenç teşhircilik, cinsel duyguları hareketlendirip evlilik dışı cinsel birlikteliklere, eşcinselliğe, ensest ilişkilere ve çocuklara tecavüze yönlendirerek ahlâkımızı ve sosyal düzenimizi çökertmektedir. Ancak burada değinilmesi gereken ama dikkatlerden kaçırılan çok önemli bir gerçek daha vardır. O da evde, yolda, çarşıda, iş yerinde ve okulda yarı çıplak bir şekilde bir arada bulunuşun sonraları karşıt cinsellerin birbirlerine yönelik doğal cinsel eğilimlerini köreltmesidir.
Bu çift yönlü zararlı durum, ekonomik sebeplerle birlikte evliliğe yönelişi azaltmakta, evlilik içindeki meşru cinsel aktiviteleri de, coşkusunu söndürerek, köreltmektedir. Arzuların körelmesi de boşanmaları tetiklemekte ve nüfus artış hızını da yavaşlatabilmektedir.
Allah insanların dünya ve ahiret hayatlarının mutluluğu için emirler vermekte ve yasaklar koymaktadır. Bunları çiğnediğimizde uğradığımız zararlar bedenî, ruhî ve toplumsal olmaktadır.
İnsanlar cinsel hayatla ilgili, mesela yarı çıplaklık türü İslamî haramları çiğnedikçe önce zina, eşcinsellik, porno, çocuklara ve hayvanlara cinsel eğilim gibi azgınlıklar artmakta, sonra da cinsel hayat körelmektedir. Cehennem yolları da açılmaktadır.
Burada konumuzla irtibatlı bir hatıramızı da aktarmakta fayda görüyoruz.
1985 yılının ikinci yarısıydı. İslâm’a Göre Cinsel Hayat, Avrupa başta olmak üzere dış dünyada da duyulmuştu. Fransız Actuel dergisi, İstanbul DGM’deki duruşmamı izlemek ve benimle röportaj yapmak için Günaydın gazetesi aracılığıyla benden randevu istedi. Kabul edince de Paris’ten bir muhabirini gönderdi.
Gelen muhabir kadındı. Emirgan’daki evime dâvet ettim. Tercümanıyla geldi. Kendisine nasıl bir bilgi verildiyse, karşılaştığımızda tokalaşmak için elini uzatmadı. Sorularına da “Kadınlarla niçin tokalaşmadığımı” sorusuyla başladı. Bu sorusuna şöylece cevap verdim:
– İslam’dan ilham alan, gelenekselleşmiş kabullerimize göre kadınları güleç yüzle karşılar ama onlarla tokalaşmayız. Çünkü biz Müslüman erkekler için kadın, nikâh bağı olmaksızın dokunulamayacak derecede değerli ve yücedir. Ancak cinsel haz alma amacı güdülmedikçe, tokalaşmada dinimizce bir sakınca da yoktur.
Röportaj sırasında bir sorusunu cevaplandırabilmek için de şöyle dedim:
“Siz Batılılar büyük ölçüde cinsel mutsuzluğa mahkûmsunuz, çünkü sizler üreme organı dışında bütün vücut organlarınızı açığa vuruyor ve ölçü tanımaz bir şekilde birliktelik içinde yaşıyorsunuz. Sonuç olarak da erkek kadına, kadın da erkeğe gereğince cinsel mesaj veremiyor. Böyle olunca mutluluğu evlilik dışı ilişkilerin yanı sıra eşcinsellikte, lezbiyenlikte, hayvanlarla ilişkide ve porno filmler gibi keşfettiğiniz yeni yöntemlerde arıyorsunuz.”
Muhabirin, bu açıklamalarım karşısında yeni bir dünya keşfedercesine heyecanlanarak kalemini işlettiğine tanık oldum. Yaptıkları pek çok soru-cevap içeren röportajı da 4-5 sayfa hâlinde yayınladılar.
Açıklanan yarı çıplaklığın toplumumuzda açtığı çift yönlü yaralar, sosyal medya ve dizi filmlerle giderek büyürken karşıt uyarıcı çalışmalar da yapılmamaktadır.
Açık uyarılarımıza rağmen Diyanet neredeyse yüzyıldır tesettürle ilgili bağımsız bir cuma hutbesi okutmamıştır. Konuya eğitim müfredatında yer verilmemekte, yarı çıplaklığın sebepleri ve sonuçları üzerine ilahiyat fakültelerinde dahi ilmî çalışmalar yapılmamaktadır. Üstelik yazılı ve görsel medyada özendirici haberler ve filmler artarak devam etmektedir.
Oysaki İslamî ölçülere uygun örtünme olan tesettür imandır, ibadettir, ahlâktır, sağlıktır ve estetiktir. Özetlersek, İslamî şiardır.
Kur’ân ve Sünnet dilinde tesettürsüzlük ise kaçınılması gereken bir Fahişe ve Habise’dir; yani çirkinliktir-pisliktir, mücadele edilmesi gereken Münker, yani kötülüktür.
Sözü Kur’ân’a bırakalım:
“Yarı çıplak giyinerek, söylentileri “haber” yapıp çirkinlikleri özendirerek veya erotik filmler, fotoğraflar, romanlar vs. yayınlayarak yahut barlar, pavyonlar, fuhuş yuvaları açarak ve açanları destekleyerek inananlar arasında FAHİŞE’nin, ahlâksızlığın, çirkin davranışların yayılmasını isteyenlere hem bu dünyada hem de âhirette can yakıcı bir azap vardır. Bu sayılan çirkinliklerin topluma ne büyük zararlar verdiğini ve buna karşı neler yapılması gerektiğini tam olarak sadece Allah bilir, siz bilemezsiniz. Öyleyse, her şeyi bilen Rabb’inize güvenmeli ve O’nun hükümlerini hayata egemen kılmalısınız.” (Nûr 19)