
Kamalizm konusunda eser vermiş araştırmacı yazarımız Abdurrahman Dilipak’ın “Kamalizmin Sonu mu?” başlık yazısını okuduktan sonra Kamalizmin ve Mustafa Kemal’in yaşatılamayacağına iyice kanaat getirdim. Aslında Devletimizin Terörsüz Türkiye çalışmaları da bunun bir kanıtıdır.
5816’ya rağmen pek çok araştırmacımızın yaptığı tarih çalışmaları bir tarafa, “Şecâat arz ederken merd-i kıptî sirkatin söyler” (Yiğitliğini açıklarken Kıpti hırsızlığını dile getirir) kabilinden Kamalist yazarlar da överken farkına varmadan put devirmekteler.
Kamalistlerle Marksistlerin bir araya geldiği Odatv’de Hürrem Elmasçı da farkına varamadan put devirenlerden biri oldu.
Hürrem Elmasçı Odatv’deki 27 Eylül 2026 tarihli yazısında şöyle diyor:
“Atatürk’ün spor kıyafeti başka, akşam daveti başka, Meclis kıyafeti başka. Şapkası, bastonu, mendili, ayakkabısı; hepsinde bir bütünlük var.
Adnan Menderes’e bakınız… Takım elbisesinin kesiminden gömlek yakasına, pantolonundan saçına kadar kendine ait bir çizgi görüyorsunuz.
Çocuklar, kafama takılan soru bu oldu: Türkiye’de Atatürk ve Menderes’ten sonra neden kıyafetiyle hatırlanan, kendine özgü erkek şıklığı yaratan siyasi lider pek çıkmadı?”
Doğru, “Atatürk’ün spor kıyafeti başka, akşam daveti başka, Meclis kıyafeti başka. Şapkası, bastonu, mendili, ayakkabısı; hepsinde bir bütünlük var”dı.
Tam burada Ali Rıza Demircan Hocamızın düşünce ve demokrasi karşıtı gerici Atatürkçü Düşünce Derneği’nin ihbarına konu olmuş yazısından şu bölümü hatırladık:
Ben kurtuluş savaşımızın Mustafa Kemal’in de tam bir nifakla imanlısı göründüğü İslami ruhla kazanıldığına inananlardanım. Ne var ki Mustafa Kemal’in bu uğurda çalışıp mücadele ettiğini kabul etmemize bir mâni de yoktur. Ama vatanı tek başına kurtarıp bize hediye ettiği şeklindeki safsatalara ve benzerlerine de güler geçerim. Kaldı ki bir insanın vatanı için çalışmış olmasından daha doğal ne olabilir. Kişiyi bu yönüyle öne çıkarmak, büyütmek değil küçültmektir.
Üstelik pek çok kurtuluş savaşı kahramanı yokluk için de can verirken o ve arkadaşları yaptıklarının karşılığını, yönetimine el koydukları devletimizden binlerce defa aldılar. Örneğin Mustafa Kemal Atatürk, 1938 öncesi fakir ülkemiz açlık ve çıplaklıkla boğuşurken “…kıyafetlerini günümüzde de modanın önemli merkezlerinden biri olarak kabul edilen Paris’te ünlü bir terziye ve yine ünlü bir Alman terziye hazırlatmıştır.” [1]
Bir lise öğretmeni ortalama 30 lira maaş alırken Devletimizi çiftlik gibi kullanarak 14 000 / On dört bin maaş alan ve giysilerini “Paris’te ünlü bir terziye ve yine ünlü bir Alman terziye hazırlatan“ kişi elbette şık ve özgün giyinir.
Şimdi gel de Kamalizmi ve Mustafa Kemali yaşat bakalım.
Not: Mustafa Kemal Cumhurbaşkanlığı döneminde (yıllara göre değişmekle birlikte) ortalama 12.000 ila 14.000 lira arasında brüt maaş almaktaydı. Bu miktar, o dönemdeki bir lise ya da ortaöğretim öğretmeninin maaşının yaklaşık 500 katına denk geliyordu.