islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
48,9304
EURO
55,7562
ALTIN
6.740,80
BIST
12.899,35
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
24°C
İstanbul
24°C
Az Bulutlu
Pazar Hafif Yağmurlu
21°C
Pazartesi Hafif Yağmurlu
20°C
Salı Hafif Yağmurlu
19°C
Çarşamba Yağmurlu
19°C

KAMALİZM’İN SONU MU?

KAMALİZM’İN SONU MU?
27/09/2026 00:05
A+
A-

KAMALİZM’İN SONU MU?

“Kamalizm” ile ilgili son zamanlarda yerli ve yabancı o kadar çok kitap yayımlandı, sosyal medyada o kadar çok bilgi ve belge paylaşıldı ki bu saatten sonra kimse, Moiz Kohen / Tekinalp’in kurgulayıp dayattığı bir fikri uzun süre savunamaz.

Dikkat ederseniz artık ADD ve ÇYDD’nin pek sesi çıkmıyor. CHP de artık eski CHP değil. Bir dönem böylece kapanmış oluyor. Bugün Rıza Nur’un, Kâzım Karabekir’in anlattıklarının çok daha fazlası yeni yayımlanan kitaplarda var. Ve artık geniş kitleler bu iddiaların gerçekliği üzerinde düşünmeye başladı.

Öte yandan globalizm, ulus devletin sonunu getiriyor. Kamalizm’in dayandığı kavram ve kurumlar çöküyor. Bugün artık Kamalizm, Türkiye’nin en muhafazakâr siyasi projesidir. Aslında bugüne kadar da ya tek parti rejimi ve İstiklal Mahkemelerinin gölgesinde ya da darbelerle ayakta tutulmaya çalışılan bir projeydi. Uluslararası örgütler, uluslararası hukuk ve ilişkiler ulus devletlerin içini boşalttı. 9-10 Eylül 2023 tarihlerinde gerçekleştirilen Yeni Delhi G20 Zirvesi’nin ana teması “Tek Dünya, Tek Aile, Tek Gelecek” idi. Bütün anlaşmalar “Tek Dünya Devleti”ne doğru gidiyor: Tek para, tek ordu, tek hukuk. O uluslararası örgütler işlevsiz hâle geldi. BM’nin, NATO’nun, Uluslararası Adalet Divanı’nın hâli meydanda. Daha birçok uluslararası örgütün durumu da aynı. Zaten bu yapılar başından beri sorunluydu; parayı verenin düdüğü çaldığı organizasyonlardı. BM’de genelde veto yetkisine sahip ülkelerin dediği oluyordu. Bir de nükleer güce sahip, askerî ve finans gücüyle diğer ülkelerden ayrışan ülkeler; savaş, darbe ve terör yoluyla toplumları ve yönetimleri yola getiriyordu. “Ulusal egemenlik” lafta kalıyordu. Soğuk Savaş bir geçiş dönemiydi ve Soğuk Savaş’ın bitmesiyle “Yeni Dünya Düzeni” tartışılmaya başladı. Ya bir “medeniyetler arası çatışma / dünya savaşı” yaşanacaktı ya da dünya derin devleti, ulus devletleri ve halkların zihinlerini, hayallerini bir şekilde ele geçirerek “Tarihin Sonu”na kadar sürdürecekleri yeni bir dünya inşa edecekti. Buna göre de bugünkü gibi bir nüfusa ihtiyaç yoktu. Özellikle yapay zekâ destekli avatarlar, humanoidler, otonom robotik sistemler, 5G, nesneler arası iletişim, Starlink’ler ve küresel ağ üzerinden yeni bir dünya inşa edilecekti. Epstein dosyaları, sisteme itiraz eden liderleri susturmak için oluşturulmuştu. Küresel sermayenin kolay transferi, uluslararası sistemin denetiminde hazırlanan kripto paralar bunun için vardı. Dün COVID-mRNA ile gelenler, bugün chemtrail’lerle yollarına devam ediyorlar. Bütün bunlar olurken son utancımız kapımızda. Gelen, çok daha büyük bir fitne. 9-20 Kasım arasında Antalya’da COP31 (31. BM İklim Değişikliği Konferansı) düzenlenecek. COP (Taraflar Konferansı) sadece iklim yalanıyla gelmiyor; yeni imzalanan sağlık anlaşmalarının ülkeler düzeyindeki uygulamasını periyodik raporlarla takip eden idari bir yapı oluşturmak için de toplanıyor. BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi, yeni süreç için Truva atı olarak kullanılacak.

Mayıs 2025’te 78. Dünya Sağlık Asamblesi’nde kabul edilen DSÖ Pandemi Anlaşması, ABD taraf olsun ya da olmasın, ülkelerin gelecekteki pandemileri önlemesi iddiasıyla geliyor. Bu anlaşma, devletlerin pandemiler öncesinde ve sırasındaki davranışlarını düzenleyen yeni bir uluslararası hukuk oluşturma iddiası da taşıyor. 78. Dünya Sağlık Asamblesi’nin 35. maddesi, “diğer alanların yanı sıra Tek Sağlık”ı, yani insan, hayvan ve çevre sağlığı arasındaki bağlantıyı tanıyan bir yaklaşımı esas alıyor ve daha birçok taahhüdü de kapsıyor.

Bakın, bu yıkım ekibi sadece Kamalizm’i değil; dini, ahlakı, hukuku, tüm ideolojik yapıları hedef alıyor. Ama görünen o ki ne Çevre Bakanlığı bunun farkında ne de Sağlık Bakanlığı. Herkes kendi elindeki puzzle parçasına bakıyor. O parçaları birleştirdiğinizde büyük ihanet planını göreceksiniz. Tek tek parçalar aslında kulağa hoş gelen vaatler içeriyor; ama bir araya geldiğinde ihanete, büyük yıkım ve fitneye dönüşüyor. Bize sadece “ekonomik istihbarat” değil, gıda ve sağlık alanında da istihbarat gerek. Ben burada Kemalizm örnekliği üzerinden gidiyorum ama Kemalistlerin başına gelecek olan, diğer dinî, mezhebî, ideolojik, politik ve etnik grupların da başına gelecek.

Düne dönmek, mevcudu korumak da çözüm değil; çünkü son yüzyıldaki bu yapıları da onlar inşa etti. Şimdi bize düşen, her şeyi yeniden konuşmak ve bunu yaparken de kavga etmemek. Başka bir çıkış yolu da gözükmüyor. Aksi hâlde hep birlikte kaybetmeyi göze almış oluruz ve gerçekten sistem dışı kalanlar için “Tarihin Sonu” gelmiş olabilir. Çünkü onlar, şeytanlarını tanrı edinenler; tanrılarını kıyamet savaşına zorluyorlar!

Bugün sadece sosyal medyada değil, kitap ve dergi olarak da Kamalizm’i doğrudan ve dolaylı olarak eleştiren, yerli ve yabancı birçok yayın var. Mesela Kamalizm’in dine bakışıyla ilgili olarak Doğu Perinçek’in Kaynak Yayınları’nda yayımlanan kitaplara bir göz atmak yeter. Devletin ve CHP’nin yayımladığı Cumhuriyet’in 10. ve 15. yıl yayınları da bu anlamda önemli. Kamalistler bir ara ciddi ciddi Mustafa Kemal’i ilah edinmişlerdi. Kamalizm onlar için adeta bir dindi. “Türk’ün dini Kemalizm” sıradan bir iddia değil. “Kâbe Arab’ın olsun, Çankaya bize yeter” diyen de vardı, Anıtkabir’i Kâbe ilan eden de…

Kadir Mısıroğlu, Rıza Nur’un hatıratıyla bu konularda önemli bir tartışma başlattı. Rıza Nur’un hatıratının ardından “Lozan: Zafer mi, Hezimet mi?” tartışması önemliydi. Tabii burada Mustafa Kemal’in Nutuk’una karşı Kâzım Karabekir’in hatıratı ve birtakım başka hatıratlar da tartışmayı daha da alevlendirdi. Benim “Kemalizm 1-2”, “Cumhuriyete Giden Yol”, “İnönü Dönemi”, “Yaşasın Şeriat”, “Çanakkale Geçildi”, “Cumhuriyetin Şeref Kitabı” gibi kitaplarım da bu konuda kilometre taşı oldu. Mustafa Müftüoğlu’nun 12 ciltten oluşan “Yalan Söyleyen Tarih Utansın” dizisini de buraya not etmek gerek. 1950’lerin başında Osman Nuri Çerman’ın “Dinde Reform”u aslında bu tartışmaları daha da alevlendirdi. Mehmet Doğan’ın “Batılılaşma İhaneti” de zamanında en çok tartışılan kitaplardan biriydi. Ve tabii “Sebilürreşad” ve “Serdengeçti” dergilerini de burada not etmek gerek. Bir dönem Necip Fazıl, Kadir Mısıroğlu, Mehmet Şevket Eygi, Sadık Albayrak, Yavuz Bahadıroğlu gibi isimler bu konuda en çok sözü edilen kişilerdi.

1980’lere geldiğimizde 12 Eylül darbesinin “militarist Kamalizm”i Kemalistleri bile isyan ettirdi. Kimi “Hangi Kemalizm?” diye yazdı, kimi “Ben Kemalist Değilim” diye kitap yazdı. Kemalizm aslında çoktan bitmişti ama askerî darbelerle, polis gücüyle ve MEB üzerinden bir misyonerlikle zor ayakta tutuluyordu. Bugün sosyal medyada bu konuda en çok Mustafa Armağan’ın, Bahattin Çağdaş’ın ve Ahmet Anapalı’nın, zaman zaman da Muharrem Coşkun’un isimlerine rastlıyoruz. Ve Adem Çevik! “Antikemalist” kimliğiyle öne çıkan, Kamalizm’e doğrudan ve dolaylı olarak eleştiri yönelten birçok sosyal medya yayını var. Bunlara örnek olarak @ADP_Genel (Antikemalist Düşünce Platformu), @AntikemalistAct (Anti-Kemalist Action), @KemalizmNo, @YorumUyar, @Fanatikkx, @antikemaliz, @AntiKemallisst ve @YGuztoklusu sayılabilir.

Liberal kesimde Atilla Yayla’yı, solda Yalçın Küçük ve Mete Tunçay’ı, Kemalistlerin ilk dönem yayınlarını yeniden basan Doğu Perinçek’i ve Kemal Tahir’i de not etmek gerek. Şemsi Efendi Mektebi ve Kemalistlerin Sabetaycılarla ilişkisi konusunda kilit isim ise Ilgaz Zorlu idi.

Tabii dönemi anlatan birçok yabancı yazar da vardı. H. C. Armstrong (Harold Courtenay Armstrong), tarihsel olarak Atatürk ve Kemalizm karşıtı literatürün en bilinen İngiliz yazarıdır. 1932’de yayımladığı “Grey Wolf” (Bozkurt) adlı biyografide Mustafa Kemal Atatürk’ü sert bir dille eleştirmiş, onu diktatör ve tiran olarak karalamaya çalışmıştır. Bu eser, Cumhuriyet’in ilk yıllarında dönemin hükümeti tarafından yasaklanmıştı. Ünlü Alman gazeteci ve yazar Peter Scholl-Latour da 1999’da “Allahs Schatten über Atatürk” (Atatürk’ün Üzerinde Allah’ın Gölgesi) kitabını yayımladı. Bu eserin alt başlığında “Die Türkei in der Zerreißprobe” (Araftaki / Yol Ayrımındaki Türkiye) ifadesini kullanmış; Türkiye’nin modern seküler yapısı (Kemalizm), İslami uyanış, Kürt sorunu ve jeopolitik geleceği üzerine derin analizler yapmıştı.

Bu arada birçok akademik eser de verildi. Mesela İlker Aytürk ve Berk Esen’in “Post-Post-Kemalizm” tartışması İletişim Yayınları’ndan çıktı. Ertuğrul Meşe’nin “Mukaddesatçı Anti-Kemalizm”, Amit Bein’in “Kemalist Türkiye ve Ortadoğu” (Alfa Yayınları), Ali Kaçar’ın “Mayınlı Tarlada Konuşmak: Kemalizm’e Eleştirel Bakış”, İhsan Ömer Atagenç’in “Tek Parti Döneminden Ulusalcılığa Kemalizm’in Düşünsel Tarihi”, Muharrem Coşkun’un “Kemalizm Din mi, İdeoloji mi? (Tarihin Gerçek Yüzü 20)” (Beyan Yayınları), Gökhan Atılgan’ın “Kemalizm ile Marksizm Arasında Geleneksel Aydınlar”, Melikşah Sezen’in “Kemalizm ve Maturidilik: ‘Türk’ün Resmî Mezhebi’ Projesi” ve “Türk’e Tapmak: Seküler Din ve İki Savaş Arası Kemalizm” bunlardan bazıları. Kemalizm ve Tek Parti dönemi üzerine Beyan, Timaş, Kesit, Ketebe, Kayıt ve İslambol yayınlarından da birçok kitap çıktı. Bir ara “Put Adam” diye bir kitap da çıkmıştı.

Uzun zamandır bu konuda dikkat çeken açıklamalar yapan Yaşar Gören; Cumhuriyet dönemi, Mustafa Kemal Atatürk, İttihatçılar ve Osmanlı’nın son dönemi üzerine resmî tarih tezlerine karşı ciddi eleştiriler getiren bir isim. Yaşar Gören’in “Enver ve Mustafa Kemal’in Kitabı 1908-1938”, Dr. Rıza Nur’un “Hayat ve Hatıratım”, Hasan Erol’un “Kemalist Mezalim”, Seyfi Say’ın “Kurtuluş Savaşı’nın Sansürsüz Tarihi” ve “Bilinmeyen Yönleriyle Mustafa Kemal ve Kurtuluş Savaşı Gerçekleri” serisi, İslambol Komisyonu’nun “Nutuk’a Cevaplar”, İskilipli Mehmet Atıf Efendi’nin “Frenk Mukallitliği ve Şapka”, Mustafa Sabri Efendi’nin “Mevkıfu’l-Akl”, Cevat Rıfat Atilhan’ın “Bütün Açıklığıyla İnönü Savaşları ve Hakiki Kahramanları” ve “Bütün Çıplaklığıyla 31 Mart Faciası”, Cemal Granda’nın “Atatürk’ün Uşağının Gizli Defteri” son zamanlarda en çok gündemde olan kitaplar. Tabii Mustafa Kemal’in soy ağacı, Latife Hanım’ın hatıra defteri ve Mustafa Kemal’in aşkları da toplum arasında en çok konuşulan konular. Aslında Tek Parti döneminin her şeyi tartışma konusu: İş Bankası’nın kuruluşu, hilafetin ilgası, Tek Parti dönemi icraatları, cinayetler, İstiklal Mahkemeleri vs.

Kamalizm’i 10 evreye ayırırsanız, cevapsız kalan itiraz ve eleştirilere bakılırsa  Kamalizm son evresinde. Boşandığı eşinin mektupları, hatıraları bile Kemalistler için sorun haline geldi bugün.

Altı ok şöyle: Cumhuriyetçilik (yani çoğunlukçu parti; ama CHP ve hiçbir Kemalist parti seçim  çok partili dönemde, CHP’nın tek başına hakim olduğu dönemde  kendi başına çoğunluk partisi olamadı), milliyetçilik (Kemalistler milliyetçiliği değil, Batılılaşmayı seçmiştir), halkçılık (Kemalistler hiçbir zaman halkçı olmamış; halkın dinine, kıyafetine, diline ve geleneğine karşı çıkmıştır), devletçilik (Kemalistler bir dönem devletçi, bir dönem karma ekonomiden yana olmuş, daha sonra liberal ekonomiyi ve piyasa ekonomisini savunmuştur), laiklik (laiklik, varlığını ve meşruiyetini İncil’den alan bir Katolik düşüncesinin ürünüdür; ayrılık değil, ruh ve beden gibi ayrılmaz bir bütünlüğü, bir paylaşım ve mütareke anlamını taşır. Kaldı ki “Türk’ün dini Kemalizm” ise, onların anlayışıyla Kemalizm’in de siyasete müdahale etmemesi gerekir) ve inkılapçılık. Kemalistler, 19. yüzyıl sonunda ve savaş yıllarında kapitalizm, komünizm ve faşizmin gölgesinde oluşan kavram ve kurumlar üzerinde hayat bulmuştur ve bu kavramların hiçbirinin 21. yüzyılda karşılığı yoktur. Kamalizm, Türkiye’nin en muhafazakâr siyasi düşünce hareketidir.

Neyse, bugünleri de gördük. “Mekke Anlaşması” ile siyasi rant kazanma peşindeki Selman, Kemalist bir Arap olarak tarihe geçti. Biz de artık Kamalistler’e “Yallah Arabistan’a” diyebileceğiz. Onu Aliyev izliyor. Hani şu “iki dövlet, bir millet” diyen, Gazze’ye karşı İsrail’in yanında duran kişiden söz ediyorum. Sırada daha çok isim var ama bu iki isim şimdilik yeter. Kamalizm Türkiye’de sönümlenirken diğer ABD, İsrail, Suud etkisindeki  İslam ülkelerinde sanki uyanıyor ya da uyandırılmaya çalışılıyor gibi. Batı artık Kamalizm’i desteklemiyor, “Dinlerarası diyalog”la İslam’ın içi boşaltılmaya çalışılıyor. Bu arada Türkiye’de İslam toplumu zafiyet gösterse de Batı’da bir yükseliş söz konusu. Hüküm Allah’ındır!

Kemalistler birçok şeyin içini boşaltıp dönüştürdüler. Şimdi onun için veda zamanı. Kemalistlerin akıbetine bakıp kendi akıbetimizi düşünelim. Çünkü tek başına antikamalist olmak birçok şeyi açıklamaya yetmiyor. Çöken cemaat yapıları, deizm, şamanizm, agnostisizm böyle bir arayışın sonucu olmasın? Ve zaten unuttuğumuz bir şey var: “Karanlık, aydınlığın yokluğudur.”

Selam ve dua ile.

NOT: CoVID ve mRNA üzerinden kitlesel ölümlere sebep olan lanet olası DSÖ, bu kez ülkemizde yapılacak olan COP maskesiyle yeniden küllerinden dirilme çabası içinde!.. Allah (c.c.), fıtrata savaş açanların ve onların iş birlikçilerinin şerlerinden insanlığı korusun. (Amin)

Abdurrahman Dilipak

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.