
Çocukların isimlerinin güzellikleri ile şahsiyetlerinin oluşumları arasında doğru orantı vardır. Bunu en iyi bilen Peygamber Efendimiz, kendi çocuklarına çok anlamlı ve güzel isimler koyarak ümmetine örnek olmuştur. Ayrıca şu hadisiyle de anne-babanın çocuklarına güzel isim vermelerinin bir görev ve çocuk hakkı olduğunu hatırlatmıştır: “Çocuğun baba üzerindeki haklarından biri de babasının ona güzel bir isim vermesi ve en güzel şekilde çocuğunu terbiye etmesidir.”[1] Hz. Peygamber (s.a.v.), bu hakkı gözetmeyip çocuklarına problemli isimler veren aileleri hem uyarmış hem de çocukların isimlerini düzeltmiştir. Özellikle; “Abdüşşems/Güneşin kulu”, “Abduluzza/Uzzanın kulu” gibi inanç bağlamında sorun olan isimleri değiştirmiştir. Bu tip isimleri genellikle “Abdullah” olarak adlandırmıştır. Bu bağlamda şöyle buyurmuştur: “Sizin isimlerinizin Allah’a en sevimli olanları Abdullah ve Abdurrahman’dır.”[2] Hz. Peygamber, Ebu Talha el-Ensari’nin çocuğu olduğunda kucağına almış, Abdullah ismini verip çocuğun ağzına hurma sürmüştür.[3] Hadis kaynaklarına baktığımızda sorunlu olan isimlerin birçoğunu bulabiliriz. Psikolojik anlamda olumsuz çağrışımlar yaptığından dolayı, Yesar, Rabah, Necîh ve Eflah isimlerini kullanmayı men etmiştir.[4] Adamamın birine ismini soran Peygamber Efendimiz, adam, isminin dert, keder anlamına gelen “Hazen” olduğunu söyleyince, kolaylık anlamına gelen “Sehl” olmasını söylemiştir.[5] O günkü toplumda çok kullanılan “Berre” ismini de Resulullah, Zeynep ile değiştirmiştir.[6] Amacımız, Peygamber Efendimizin kötü isimleri değiştirmesinin sünnet olduğunu kavratmaktır. Özellikle put isimlerinin ve putperestliği çağrıştıran kelimelerin çocuklara ad olarak verilmesini Hz. Peygamber (s.a.v.) istememiş ve anında müdahale etmiştir. Yeri geldiği için vurgulamakta yarar görüyoruz, Müslümanlar çocuklarına Yüce Allah’a ait has isimleri de koymamalıdırlar. Özellikle “Rahman”, “Samed” gibi isimler kullara verilmez. Rahman ki has isimlerdendir. Asla çocuklara verilmemelidir. Verilecekse de Abdurrahman veya Abdussamed şeklinde tamlamalı verilmelidir.
Hz. Ali çocukları Hz. Hasan, Hz. Hüseyin ve Hz. Muhsin için “Harp/Savaş” adını vermek istemiş, her seferinde Resulullah bu ismi kabul etmeyerek yukarıdaki isimlerle değiştirmiştir.[7] Hasan, Hüseyin ve Muhsin; “Hüsün/güzellik” kökünden türeme isimlerdir. Güzellikle çağrılan bir şahıs, ismine layık olarak güzelleşmeye ve hayatı da güzelleştirmeye çalışır. Yukarıdaki tavsiyeler ve yaşayan sünnet çerçevesinde ana-babaların, çocuklarına peygamber isimleri, verilebilir dini kavramları, insani manen yüceltecek ve şahsiyetini geliştirecek önemli zatların adlarını, sahabenin isim ve künyelerini ve hepsinden önemlisi Hz. Peygamber’in yüzlerce isminden birisini ad olarak vermesi önemlidir. Bir evde Muhammed, Ahmed, Mahmud ve Mustafa isimleri olmalıdır. Peygamber Efendimiz, adının konulmasına onay vermiş ama “Ebu-l Kasım” olan künyesinin verilmesini hoş karşılamamıştır.[8] Hem ismine hem de künyesine onay veren rivayetler de vardır.[9] Kadınlar için ise en ideal isimler; Peygamberimizin eşlerinin, kızlarının, sahabenin hanımlarının ve tarihte yer tutan önemli Müslüman kadınların isimleridir. Elbette derin anlamlar ifade eden verilebilir Kur’anî kavramlar da ad olarak konabilir. Kanaatimize göre en ideal hanım isimleri; Hatice, Âmine, Aişe, Fâtıma, Meryem, Sârâ, Zeynep vd. temel isimlerdir. Elbette bunları çoğaltmak mümkündür.
İsimlerde de teşebbühten kaçınılmalıdır. İsimler insanların kimlikleriyle yakından ilgilidir. Kâfirler Müslüman olduktan sonra nasıl ki adlarını yeni dini kimliklerine göre değiştiriyorlarsa, Müslümanların da dini kimliklerini koruyup çocuklarına kâfir adlarını vermemeleri şarttır. Özellikle modernitenin ülkemize dikta yollu ihraç edilmesinden sonraki değişim, çocukların isimleri dâhil sosyal hayatın bütün alanlarına yansımıştır. Bu yansıma hem aline olmanın hem de asimilasyonun tezahürleridir. Buna bağlı olarak yabancı dizilerdeki bayan isimlerinin toplumumuzda yaygınlaştığını gözlemleyebiliyoruz.
Bizim akaid kitaplarımız, isimler bağlamında bile kâfirlere benzememeyi isteyip Müslümana kâfir ismiyle hitap etmeyi inanç suçu saymışken, televizyon kültürüyle beraber batılılaşmayı evlerine taşıyan Müslümanlar seyrettikleri Avrupa, Amerika ve Brezilya dizilerindeki isimleri çocuklarına ad koymakta bir sıkıntı duymamışlardır. Hatta son yıllarda çok yaygınlaşmıştır. Kötü söz ve fiillere karşı uyarıcı olması[10] beklenen ulema (!) bu konuda da her zaman olduğu gibi hiçbir ses çıkarmamıştır. İsimlerin arka plânı, coğrafyası, kültürü ve dinle bağlantısını ciddiyetle düşünürsek meselenin sanıldığı kadar basit olmadığını o zaman anlarız. Zira her isim, insanın taşıdığı dini kimlikle alakalıdır. Gâvur isimlerinin yaygınlık kazanması dini bakımdan gittiğimiz yer ve yüzümüzü çevirdiğimiz kıble ile alakalıdır. İsimler, dini yaşatacak ve gelecek nesillere İslâm kültürünü taşıyacak şekilde tercih edilmelidir. Fakat unutmayalım ki bizim bu düşüncelerimiz Müslümanlığını ciddiye alanlar için geçerlidir. İman ehli için bir anlam ifade eder. Müslümanlıklarını ar gibi gören veya çocuklarının isimlerindeki dini çağrışımlar ileride onlara iş ve bürokraside engel çıkarır endişesiyle “renksiz” isimler koymak çok yanlıştır. Gaybı sadece Allah bilir. Kimse şahsi kaprisleri üzerinden çocukların geleceklerini ve kimliklerini ateşe atmamalıdır. Unutulmasın ki o masum yavrular ahirette kendilerine isimler konusunda zulüm yapan ebeveynlerinden davacı olacaklardır.
Tarihte ilk defa “Yahya” isminin verildiği Hz. Yahya’nın isminden hareketle şöyle bir sonuca varabiliriz; “İsim koyarken orijinal koyacağız duygusuyla çocuğun ileride psikolojisini etkileyecek ve şahsiyetini zedeleyecek isimlerden uzak durulmalıdır.” Orijinal isim koyma konusunda ifrat bir durum yaşanmaktadır. Hatta Müslümanlar bile Kur’an’dan kavram üretme veya kelime bulmak derdine düşüp sonra da beceremediklerinden veya Kur’an’da geçiyor diye konulmaması gereken bazı kelimeleri çocuklara sadece kulağa hoş geliyor diye ad olarak koymaktadırlar. Burada sıralamak bu isimleri taşıyan yavruları rencide etmesin diye ad olarak konulan garip isimleri saymayacağız. Fakat bilinmeli ki “Çocuklar ahirette kendi isimleri ve babalarının isimleriyle çağrılacaklardır.”[11] Bu anlayışı özümseyerek isimler hususunda daha titiz davranalım. Koyduğumuz isimler aynı zamanda onların şahsiyetlerinin bir parçasıdır. Ebeveyne düşen onların şahsiyetlerini geliştirmektir.
[1] İbni Hamza, Esbab’ı Vürud’i-l Hadis, c. II, s. 279.
[2] Beyhaki, Dahâyâ, 54, had. no: 19306, c. IX. S. 514.
[3] Beyhaki, Dahâyâ, 53, had. no: 19304, c. IX. S. 514.
[4] Beyhaki, Dahâyâ, 54, had. no: 19315, c. IX. S. 517.
[5] Beyhaki, Dahâyâ, 56, had. no: 19306, c. IX. S. 514.
[6] Beyhaki, Dahâyâ, 56, had. no: 19317, c. IX. S. 517.
[7] Hakim, Müstedrek, c. III, s. 180.
[8] Beyhaki, Dahâyâ, 57, had. no: 19324, c. IX. S. 519.
[9] Beyhaki, Dahâyâ, 59, had. no: 19330, c. IX. S. 520-1.
[10] Bk. Maide 5 / 63.
[11] Beyhaki, Dahâyâ, 54, had. no: 19308, c. IX. S. 515.