
“Öleceğiz, müjdeler olsun, müjdeler olsun!
Ölümü de öldüren Rabbe secdeler olsun!”
Necip Fazıl
***
Ölüme bakışımızın temel esasları şunlardır diyebiliriz:
Ölüm, insanın idama mahkûm edilmesi veya hiçliğe gömülmesi değildir. Dünyadaki ağır hayat şartlarından, beden zindanından ve vazife yükünden bir terhis olunmaktır. Askerlik görevini bitiren birinin evine dönmesi gibi, insan da ölümle dünya hizmetinden azat edilir.
İnsan ölümle yok olmaz, sadece boyut ve mekân değiştirir. Ruh, eskimiş ve yıpranmış beden kafesinden çıkarak daha geniş ve serbest bir âleme (berzah âlemine) geçiş yapar. Bu yönüyle ölüm, anne karnından dünya hayatına doğmak gibi, dünyadan da ahiret hayatına bir doğuştur.
Ölümün en teselli verici yönlerinden biri, onun bir visal (kavuşma) köprüsü olarak görülmesidir. İnsan başta Hz. Muhammed (s.a.v.) olmak üzere, ebedî âleme göçmüş bütün sevdiklerine, dostlarına ve akrabalarına ancak ölüm kapısından geçerek kavuşabilir. Bu yüzden ölüm, mümin için bir sürgün değil, sılaya dönüş yolculuğudur.
Ölüm de hayat gibi bir nimet ve mahluktur (yaratılmış bir eser). Ölüm nimettir çünkü:
Ölümün asıl ürkütücü yönü inançsız bakış açısıyla ilgilidir. İman gözüyle bakmayan biri için ölüm, her şeyin mahvolduğu, sevdiklerinden ebediyen ayrılacağı dehşetli bir darağacıdır. Ancak iman nuruyla bakan bir mümin için ölüm, bir terhis tezkeresidir.
Hulasa, ölümü yaratan Allah’tır. Allah hayat vazifesinden terhis eder, fâni dünyadan yerini tebdil eder, külfet-i hizmetten azat eder. Yani, hayat-ı fâniyeden, seni hayat-ı bâkiyeye alır.
Sizlere müjde! Mevt (ölüm) idam değil, hiçlik değil, fena değil, inkıraz değil, sönmek değil, firak-ı ebedî değil, adem (yokluk) değil, tesadüf değil, fâilsiz bir in’idam/yok oluş değil. Belki bir Fâil-i Hakîm-i Rahîm tarafından bir terhistir, bir tebdîl-i mekândır. Saadet-i ebediye tarafına, vatan-ı aslîye bir sevkiyattır. Yüzde doksan dokuz ahbabın toplanma yeri olan âlem-i berzaha bir kavuşma kapısıdır.