islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
49,2151
EURO
55,1970
ALTIN
6.518,55
BIST
12.065,41
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
21°C
İstanbul
21°C
Az Bulutlu
Cuma Açık
23°C
Cumartesi Açık
24°C
Pazar Az Bulutlu
23°C
Pazartesi Az Bulutlu
23°C

MÜSLÜMAN HÜRDÜR, SEKÜLER İNSAN ÖZGÜRDÜR

MÜSLÜMAN HÜRDÜR, SEKÜLER İNSAN ÖZGÜRDÜR
08/10/2026 12:50
A+
A-

MÜSLÜMAN HÜRDÜR, SEKÜLER İNSAN ÖZGÜRDÜR

İki Kavram, İki İnsan Tasavvuru

Müslüman hürdür; modern seküler insan ise özgürdür. Bu cümlede “hür” ve “özgür” kelimelerini günlük Türkçedeki sözlük anlamlarıyla birbirinden ayırmıyoruz; çünkü iki kelime dilimizde çoğu zaman birbirinin karşılığı olarak kullanılmaktadır. Buradaki ayrım kavramsaldır ve iki farklı insan, hayat ve otorite anlayışını ifade etmektedir. “Özgürlük” ile insanın kendisini hayatının nihai belirleyicisi kabul ettiği, vahyin bağlayıcılığından bağımsız olarak kendi hayat tarzını belirleme hakkını merkeze alan seküler özgürlük anlayışını; “Hür” ile Allah’a kulluğu kabul ederek Allah’tan başka hiçbir varlığı mutlaklaştırmayan insanı, yani Müslüman’ı kastediyoruz. Bu anlamıyla Müslüman “özgürlükçü” değildir ve olamaz. Çünkü Müslüman kendisini Allah’tan bağımsız bir varlık olarak görmez. “Hayat benim, beden benim, tercih benim; nihai karar yalnız bana aittir” diyemez. Müslümanın temel cümlesi başka bir yerden başlar: Ben Allah’ın kuluyum. İslam ile modern seküler özgürlük anlayışı arasındaki temel ayrım tam da bu cümlede ortaya çıkar.

Modern seküler özgürlük anlayışı, tarihsel olarak zorbalığın sınırlandırılması, düşünce ve vicdan alanının korunması, keyfî yönetimin engellenmesi gibi önemli kazanımlarla birlikte gelişmiştir. Bunları yok saymak gerekmez. Fakat zamanla özellikle bireyci biçimlerinde özgürlük, yalnızca zalim bir yöneticiden kurtulmanın ötesine geçmiş; bireyin kendi hayatının anlamını, değerlerini ve yaşam tarzını mümkün olduğunca kendisinin belirlemesi düşüncesine dayanmıştır. İnsan artık yalnız “Beni kimse zorlamasın” dememekte, aynı zamanda “Hayatım hakkında nihai kararı ben veririm” demektedir. İslam’ın itirazı insanın tercih yapmasına değildir. Zaten insanın imtihan edilebilmesi için iradesinin bulunması gerekir. İslam’ın itirazı, tercih hakkının hüküm koyma hakkına dönüştürülmesinedir. İnsan seçebilir ama seçtiği şey hakikati değiştirmez. Haramı seçebilir ama seçmesi haramı helal yapmaz. Yanlışı tercih edebilir ama tercih etmesi yanlışı doğruya dönüştürmez. Toplumun tamamı bir haramı normal kabul etse bile Müslüman açısından Allah’ın hükmü değişmez. Çünkü hakikatin kaynağı insanın arzusu, çoğunluğun tercihi veya çağın kabulü değildir.

Bu sebeple Müslüman, modern seküler anlamıyla “özgür” değildir. Çünkü Müslüman Allah karşısında bağımsız değildir ve zaten bağımsız olmak istemez. Namaz konusunda “İstersem Allah’ın hükmünü kabul ederim, istemezsem namazın gerekli olmadığına karar veririm” diyemez. Oruç, faiz, zina, içki, miras, ticaret, aile veya ahlak konusunda Allah’ın açık hükmü karşısında kendisini yeni bir hüküm koyucu olarak göremez. Günah işleyebilir; çünkü insan hata eder. Fakat günah işlemek ile günahı meşru saymak aynı şey değildir. Müslüman nefsine yenilip haram işlediğinde “Yanlış yaptım” der; modern seküler özgürlükçü yaklaşım ise bazı alanlarda “Bu benim hayatım ve benim tercihim; kimse bunun üzerinde aşkın bir hüküm koyamaz” diyebilir. Ayrım burada son derece nettir: Müslüman günah işleyebilir ama Allah’ın hükmünü kendi tercihine göre değiştirme yetkisini kendisinde göremez.

Mesela faizden büyük kazanç elde etme imkânı bulunan bir Müslüman düşünelim. Önünde ekonomik bir tercih vardır. “Para benim, sermaye benim, istediğim şekilde değerlendiririm” diyebilir mi? İslami bakımdan diyemez. Çünkü mülkiyet hakkı vardır ama mülkiyeti mutlak değildir. Başka bir örnek üzerinden düşünelim: Bir Müslüman öfkelendiğinde karşısındaki insana hakaret edebilecek fiziksel ve hukuki imkâna sahip olabilir. Fakat “Konuşma özgürlüğüm var, istediğimi söylerim” diyemez. Dil de ahlakın hükmü altındadır. Yahut bir insan “Bedenim benim, onunla ilgili tek ölçü benim tercihimdir” diyebilir. Müslümanın beden anlayışı farklıdır: beden emanettir; dolayısıyla insan bedeni üzerinde tasarruf eder fakat kendisini mutlak malik kabul etmez. Modern özgürlükçü insan “Benim olması yeterlidir” diyebilir; hür Müslüman “Allah’ın razı olması gerekir” der.

Bunun günlük hayattaki karşılığı çok açıktır. Bir tüccara çok para kazandıracak fakat haram olan bir teklif geldiğinde “hayır” diyebiliyorsa hürdür. Bir siyasetçi makamını kaybetme pahasına yanlış gördüğü bir karara karşı çıkabiliyorsa hürdür. Bir cemaat mensubu kendi cemaatindeki yanlışı başka cemaatlerdeki yanlış kadar açık biçimde görebiliyorsa hürdür. Bir genç arkadaşları kendisini dışlayacak olsa bile inancına aykırı davranmıyorsa hürdür. Bir çalışan patronunun haksız talebi karşısında rızkını yalnız patrondan bilmediği için doğruyu savunabiliyorsa hürdür. Bir insan herkes lüks tüketim yarışına girmişken ihtiyacı olmayan şeyi sırf başkaları satın alıyor diye almak zorunda hissetmiyorsa hürdür. Hürriyet, insanın “İstediğimi yapabiliyorum” demesi değil; gerektiğinde “İstiyorum ama yapmayacağım; çünkü doğru değil” diyebilmesidir.

Modern özgürlük anlayışının en büyük açmazlarından biri de burada görünür. İnsan dışarıdaki otoritelerden kurtulurken içeride kendi nefsinin otoritesine girebilir. Kimsenin kendisine emir vermediğini düşünür ama reklam ona neyi arzulaması gerektiğini söyler; moda nasıl görünmesi gerektiğini belirler; sosyal medya neye öfkelenmesi gerektiğini öğretir; algoritmalar neyi izleyeceğini seçer; çevresi hangi arabaya binmesi, nerede tatil yapması ve nasıl görünmesi gerektiğine ilişkin görünmez ölçüler üretir. İnsan yüzlerce marka arasından seçim yaptığı için kendisini özgür zannederken, tüketmek zorunda olduğuna dair düşüncenin kendisini kimin ürettiğini sorgulamaz. Sosyal medyada istediğini paylaşır fakat beğeni sayısı düştüğünde huzuru bozulur. “Kimseye kul değilim” der ama insanların takdirine muhtaç yaşar. İslam tam burada insana çok daha ağır bir soru yöneltir: Sen gerçekten hür müsün, yoksa yalnızca efendilerin mi değişti?

Hür Müslümanın en önemli mücadele alanlarından biri bu sebeple kendi nefsidir. Her istediğini yapabilmek hürriyet değildir. Öfkelendiğinde bağırabilmek kolaydır; öfkesine hâkim olmak zordur. Parası olduğunda her şeyi satın alabilmek kolaydır; ihtiyacı olmadığı hâlde tüketim arzusuna “hayır” diyebilmek zordur. Haram bir ilişkiye girebilecek imkâna sahipken uzak durmak irade ister. Kimsenin görmediği yerde emanete ihanet edebilecek durumdayken Allah’ın gördüğünü bilerek geri durmak hürriyettir. İslami hürriyet insanın arzularını ortadan kaldırmaz; arzularının insanın efendisi olmasını reddeder.

Bu nedenle Müslüman “özgürlükçülük” düşüncesini kendi iman anlayışıyla özdeşleştiremez. Burada yine kavramsal sınırı açık tutmak gerekir: Müslümanın zulme karşı çıkması, insanların zorla Müslümanlaştırılmasını reddetmesi, düşüncesini açıklama hakkını savunması veya keyfî devlet müdahalelerine itiraz etmesi onu seküler anlamda özgürlükçü yapmaz. Bunların İslam içinde kendi temelleri vardır: adalet, insan onuru, eman, hukuk, sorumluluk ve zulmün reddi. Müslümanın bunları savunabilmek için “İnsan kendi hayatının mutlak sahibidir” önermesini kabul etmesi gerekmez. Tam tersine Müslüman insanın değerini Allah’ın yarattığı bir varlık olmasından hareketle savunur.

Müslüman açısından mesele bu nedenle “özgürlüğe karşı yasak” değildir. Mesele kimin hükmedeceğidir. Modern seküler özgürlükçü anlayışın nihai referansı insan iradesine, bireysel özerkliğe ve beşerî hukuk düzenine dayanabilir. Müslümanın nihai referansı ise Allah’ın vahyidir. İnsan akleder, düşünür, içtihat eder, şartları değerlendirir, yeni meseleler karşısında çözümler üretir; fakat kendisini Allah’ın yerine hüküm koyan mutlak bir otorite olarak göremez. İslam’ın “teslimiyet” dediği şey tam olarak budur. Müslüman kelimesinin kendisi dahi bu teslimiyet fikrinden ayrı düşünülemez. Allah’ın hükmünü kabul ettiği sürece Müslüman olup, hüküm nefsine ağır geldiğinde “Burada özgürüm, kendi ölçümü kendim koyarım” demek İslami insan tasavvuruyla bağdaşmaz.

Öyleyse ayrımı açıkça koyalım: Modern seküler insanın ideali özgür bireydir; İslam’ın ideali hür kuldur. Özgür birey kendi hayatı üzerindeki özerkliğini genişletmeye çalışır. Hür kul ise Allah’a kulluğunu derinleştirdikçe yaratılmışların tahakkümünden kurtulur. Özgür bireyin temel sorusu “Ben ne istiyorum?” olabilir. Hür Müslümanın temel sorusu “Allah benden ne istiyor?”dur. Özgürlükçü anlayış tercihi merkeze alır; İslam tercihin hangi ölçüye göre yapıldığını da hesaba katar. Modern seküler insan “Hayat benim” diyebilir; Müslüman “Hayat Allah’ın bana verdiği emanettir” der. Biri kendisini nihai karar mercii hâline getirebilir; diğeri iradesini kullanır fakat kendisini hakikatin sahibi ilan etmez.

Bu yüzden Müslüman hürdür; fakat burada tarif ettiğimiz modern seküler anlamıyla özgür ve özgürlükçü değildir. Bu bir eksiklik değildir. Tam tersine İslam’ın insanı hürleştirme iddiasının temelidir. Müslüman Allah karşısında bağımsız değildir; fakat Allah’a kulluğu sayesinde para karşısında hürdür, makam karşısında hürdür, devlet karşısında hürdür, lider karşısında hürdür, cemaat karşısında hürdür, moda karşısında hürdür, çoğunluk karşısında hürdür ve kendi nefsinin tahakkümüne karşı mücadele eder. Hiçbir yaratılmışa Allah’a ait olan mutlak itaati vermez.

Son söz bu nedenle nettir:

Modern özgürlük, insana “Kendi hayatının sahibi sensin” deme eğilimindedir. İslami hürriyet ise “Sen hayatın sahibi değil, emanetçisisin” der.

Modern özgürlük “Tercih benim” der. Hür Müslüman “Tercih benim, fakat ölçü benim değildir” der.

Modern özgürlük “Ben ne istiyorum?” diye sorar. Hür Müslüman “Allah benden ne istiyor?” diye sorar.

Ve bütün ayrım nihayet tek bir cümlede toplanır:

Müslüman Allah’tan bağımsız olmadığı için özgürlükçü değil; yalnız Allah’a kul olduğu için hürdür.

İslam Başaran

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.